<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658</id><updated>2012-01-31T11:20:19.136+02:00</updated><category term='David Harvey'/><category term='Amy Winehouse'/><category term='Zadie Smith'/><category term='Truth'/><category term='Relationships'/><category term='English'/><category term='Kiran Desai'/><category term='Economics'/><category term='Control'/><category term='Hrant Dink'/><category term='Poems'/><category term='Democracy'/><category term='Ordinary-ness'/><category term='Fear'/><category term='Psychology'/><category term='European Union'/><category term='Environment'/><category term='Yıldırım Türker'/><category term='Joy'/><category term='Rationalism'/><category term='Cynicism and naivete'/><category term='Work'/><category term='Writing'/><category term='Tom Waits'/><category term='Morals'/><category term='Dreams and Family'/><category term='Meaning'/><category term='Leonard Cohen'/><category term='Jeremy Rifkin'/><category term='Ece Temelkuran'/><category term='Cinema'/><category term='İstanbul life'/><category term='Real world'/><category term='Exams'/><category term='The Trouble with Liberalism'/><category term='The Kurdish Question'/><category term='Feminism'/><category term='Art'/><category term='Post-emotionalism'/><category term='Amartya Sen'/><category term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category term='Loss'/><category term='Social sciences'/><category term='Kısa Hikayeler'/><category term='Turkey'/><category term='London Life'/><category term='Orhan Pamuk'/><category term='Pınar Selek'/><category term='Astrology'/><category term='Justice'/><category term='İzmir'/><category term='Love'/><category term='Confusion'/><category term='Memory'/><category term='Literature'/><category term='Music and Lyrics'/><category term='Fiona Apple'/><category term='Elif Şafak'/><category term='Perihan Mağden'/><category term='Türkçe'/><category term='Nationalism'/><category term='Media'/><title type='text'>omg I have an opinion!</title><subtitle type='html'>The struggle of man against power is the struggle of memory against forgetting. Milan Kundera.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>362</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-7026070718561432053</id><published>2012-01-25T00:51:00.010+02:00</published><updated>2012-01-27T17:47:53.677+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-ALIGN: left" class="MsoNormal" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Pınar'ın günü&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar sabah saat altıda alarmlı radyonun çalmasıyla uyandı. Neşeli ama ona o anda çok sinir bozucu gelen bir şarkı çalıyordu. Hava karanlıktı. On aylık kızı gece boyunca birkaç defa uyanmıştı.  Pınar doğrulup radyoyu susturdu, öbür yana dönerken hafifçe homurdanan kocasının yanından kalktı. Ortalık soğuktu. Yatak odasındaki küçük tek kişilik koltuğun üzerinde bıraktığı uzun hırkasını giydi. Koridorun ışığını yakıp mutfağa gitti, kombiyi açtı, çay suyunu koydu. Geçerken bebeğin odasına baktı, ses seda yoktu. Çabucak tuvalete girdi, banyodan çıkarken bebeğin ağlamaya başladığını duydu. Akşamları işten dönüp onu kucağına aldığında sürekli bilgisayar başında, zihninin içinde çalışan insanların bazen yaşadığı gibi, birden somut gerçeklikle karşılaşmanın verdiği şaşkınlıkla sarsılır, bu anı mümkün kılan mutlu olaylar zincirini zevkle düşünürdü. Ama sabahları buna vakit yoktu. Bebeğini kucağına alıp emzirdi, emzirirken o gün ofiste yapması gerekenleri düşündü. Bir sürü ufak tefek, hangi bitmeyen projenin parçası olduğunu unuttuğu için angarya haline gelen işi zihninde bir önem sırasına koydu. Bebeğin altını değiştirdi. Kucağına alıp biraz pışpışladı, yine uyuklamaya başladığını görünce yatırıp mutfağa döndü. Kaya’nın kalkıp banyoya girdiğini duydu. Bir önceki gece izlediği dizide olup bitenleri düşünerek çayı demledi, kahvaltılıkları çıkardı, peynir kesti, domateslerle biberleri doğradı. Bir silah patlamıştı ama esas kız ölmüş olamazdı. Bunu bildiği halde içinde bir sıkıntı duydu. Ekmekleri kızartırken kocası geldi, sessizce yanağından öptü, masaya oturdu. Gözü dalmıştı, uyukluyordu. Pınar masayı kurarken sevgiyle baktı ona. “Televizyonu açayım mı?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Aç istersen.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kahvaltılarını ederken televizyondaki borsacıları izlediler. Sarışın genç bir kadın canlı ama tekdüze bir ses tonuyla konuşuyor, programın sunucusu adam dalgın bilgisayarına bakıyor, ekranda grafikler beliriyordu. Avrupa Merkez Bankası’nın, FED’in kararlarından, açıklanan ve açıklanacak endekslerden bahsediyorlardı. Pınar kafasını verdiğinde olanı biteni anlıyordu, vermesi gerektiğini de hissediyordu, ama sınav biter bitmez her şeyi unutan öğrenciler gibi finans konularıyla pek ilgilenmiyordu. Kaya koluyla gözlerini ovuşturdu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Haftaya böyle başlamak ne kötü,” dedi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bir şey söylemedi. Eskiden olsa bozulacağı lafları duymazdan gelmeyi öğrenmişti, bunlara anlam yüklemek yersizdi. Çayını içip masadan kalktı. “Sen hazırlan, ben toplarım,” dedi Kaya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nesrin de toplar,” dedi Pınar, mutfaktan çıktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hızla duş aldı, yüzünü, vücudunu kremledi.  Kaşlarının etrafında çıkan bir kaç tüyü cımbızla aldı. Evde geçirdiği aylardan sonra bu hazırlanma rituelinin kıymetini daha çok bilir olmuştu. Eskiden ağır ağır yaptığı işleri artık çabucak yapabiliyor, bir işi yaparken bir sonraki işi kafasında planlayabiliyordu. Saçını kuruttu, gözlerini, yanaklarını, dudaklarını boyadı, bunları yaparken ne giyeceğine karar verdi: Siyah kalem etek, kurdeleli kırmızı bluz, gri ceket. Parfümünü sürdü. Yatak odasına girdiğinde Kaya’yı hazırlanmış buldu, hatta yatağı da toplamış, ucuna oturmuş çoraplarını giyiyordu. Kapı çalındı, Kaya bakmaya gitti. Pınar giyindi. En zoru naylon çoraplardı, naylon çoraplar olmasa insan çok daha hızlı hazırlanabilirdi. Saatini, küçük pırlanta küpelerini taktı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nesrin çoktan bebeğin odasındaydı, bebeği kucağına almış seviyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hoşgeldin Nesrin. Nasıl geçti haftasonu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Güzeldi Pınar Hanım. Çocukları dolaştırdık biraz, iyi oldu.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nesrin’in çocuklarına annesi bakıyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hiç uyutmadı bizi akşam,” dedi Pınar. “Fazla uyumasın, n’olur. Yemekle falan uğraşma sen, ben gelince yaparım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tamam Pınar Hanım, merak etme sen. Hayırlı işler sana.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar, eğilip Nesrin’in kucağındaki bebeğini öptü, Nesrin’e baktı. “Sağol, kolay gelsin sana da.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya paltosunu giymiş, kapının önünde Pınar’ı bekliyordu. Pınar mutfaktan yana bir bakış atıp masanın toplanmış olduğunu gördü. Kocasına gülümsedi. Uzun siyah mantosunu, topuklu çizmelerini giydi, atkısını, evrak çantasını aldı. Güzeldi, kendini güzel hissetmek, yakışıklı kocasıyla evden çıkıyor olmak güzeldi. Asansörle aşağı indiler. Karanlık holden geçip gri, kirli apartman blokları arasındaki gri sokağa çıktılar. Sanki sokaktaki tek ışık biraz ilerdeki inşaattan sokağa sıçrayan kıvılcımlardı; bir işçi sabahın bu saatinde kaynak yapıyordu. Birkaç yüz metre yürüyüp büyük bir apartman bloğunun altındaki otoparktan Kaya’nın arabasını aldılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Köprüde trafik tıkalıydı mutlaka, araçlar büyük bir sel kütlesi gibi ağır ağır akıyorlardı. Kaya radyoyu açtı.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tutuklu gazeteciler Adil Tekin ile Selim Paksoy’un 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaları bugün Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Tekin ile Paksoy  EKPZ örgütünün propagandasını yaptıkları iddiasıyla geçen Mart ayında tutuklanmışlardı...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya kanalı değiştirdi, yabancı pop şarkıları çalan bir kanalın Amerikan aksanıyla konuşan DJ’inin sesi duyuldu. Adam Türkiye’ye bir reklam çekimi için gelmiş olan manken Lara Taylor’dan bahsediyordu. &lt;span style="text-transform: uppercase"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tutuklandıklarında Ece yeni doğmuştu,” dedi Pınar. “On aydır içerdeler.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Kolay kolay çıkarmazlar onları.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdi programa işine gitmekte olan bir kadın bağlanmıştı. Erkeklerin Lara Taylor’un nesini beğendiklerini anlayamadığını söylüyordu. Bir defa kadının salak bir hali vardı. Bunun üzerine DJ görmüş geçirmiş bir edayla kadınlarla erkeklerin kadınlar konusundaki zevklerinin ne kadar farklı olduğunu anlatmaya başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Adamlar EKPZ hakkında araştırma yapıyorlardı, şimdi EKPZ’den yargılanıyorlar,” dedi Pınar. “Artık kimseden korkuları kalmadı, her şeyi göstere göstere yapıyorlar. Sanki kasten saçmalıyorlar ki bir şeylerin farkında olan, düşünen insanlar iyice korksunlar.  Nasıl karşısında duracağız bilemiyorum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Karşısında durmak  gibi bir mecburiyetimiz yok.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Var çünkü haksızlık olduğunu görüyoruz. Sadece bir şey yapmıyoruz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Pınar sürekli aynı şeyleri konuşuyoruz. Evet yapmıyoruz. Başka sorumluluklarımız var.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Benim demeye çalıştığım da o zaten.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar başını tekrar pencereden yana çevirdi ama manzarayı görmüyordu. Birden yandaki minibüsün şoförüyle göz göze gelince önüne döndü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sen bir şeylerin karşısında durmayı bırak,” diye söylendi Kaya, “ayakta durabilelim de.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya radyonun sesini açtı. Ucuz bir hip hop şarkısı arabayı doldurdu. Köprüden geçiyorlardı, trafik biraz rahatlamıştı. Kaya ne zaman sinirlense yaptığı gibi sık sık şerit değiştirmeye, önündeki arabaları sıkıştırmaya başladı. Pınar kollarını kavuşturmuş, sinirden dudaklarını yiyordu şimdi. Çalıştığı binanın önüne gelinceye kadar bir daha konuşmadılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Öğleden sonra karşıda müşteriye gideceğim,” dedi Kaya. “Ordan eve geçerim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tamam.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar arabadan indi, yüzlerinde hoşnutsuz, acı ifadelerle sigara içenlerin arasından binaya girdi. Aklına Twitter’da okuduğu o laf geldi: Acılık, nereden geldiğini unutmuş öfkeden başka bir şey değildi. Güvenlikten geçti, onuncu kattaki odasına çıktı. Bina hamam gibi ısıtılmıştı, hemen mantosuyla ceketini çıkarıp astı, pencereyi araladı. Pencereden binanın etrafındaki yollar, yüksekli alçaklı binalar ve inşaatlar, reklam panoları görünüyordu. Hayat akıyordu ve bu akışın karşısında durmak çok zordu. Oda arkadaşı henüz gelmemişti. Bilgisayarını açtı, önce kişisel E-maillerine ve üyesi olduğu bilumum sosyal paylaşım sitelerine baktı. Bunlar gün boyu açık kalacak, sık sık kontrol edileceklerdi.  Susamıştı, gidip sürahisine su doldurdu. Döndüğünde Duygu’nun gelmiş olduğunu gördü, gülümsedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Naptınız haftasonu?,” diye sordu Duygu. Bir yandan da büyük bir şevkle elindeki meyveli yoğurdu yiyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Napalım, evdeydik. Ece’yle oynadık bol bol, biraz evi toparladık.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Napıyor cadı?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bi yerlere tutunup kendini yukarı çekmeye çalışıyor ama daha dizlerini bükemiyor çok komik,” Pınar’la Duygu kıkırdadılar. “Sen naptın?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Spa promosyonu almıştım biliyorsun Kumpanya’dan. Cumartesi günü spaya gittim Nişantaşı’nda. Ya bir iyi geldi ki sorma. Bak cildimde bir değişiklik var mı?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bir şey göremedi ama uydurdu: “Evet tazelenmişsin sanki, bir parıltı var.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bana da öyle geliyor. Sonra dün Ekin’le Rumeli Kavağı’na gidip balık yedik. Çok güzeldi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar gülümseyerek aşık arkadaşına baktı, o ilk günleri özledi. Doğanın insana bir oyunuydu bütün bunlar, bir bakmışsın büyük sorumlulukların altına girmişsin. Telefon çaldı, Pınar’ın içi buruldu. Arayan patronu Erkan Bey’di. Çok nadir doğrudan arardı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Buyrun Erkan Bey.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Pınar, müşteriden bir soru geldi, akaryakıt istasyonlarının kontrolü ile ilgili. Yeni bir model kurmak istiyorlar. Bir sunum hazırlamışlar, şimdi sana onu göndereceğim, mevzuat açısından sakınca var mı diye bakacaksın. Öğleden sonra üçte toplantıya gideceğim, o zamana kadar sonuçlandıralım bu konuyu.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tamam Erkan Bey, öğlene kadar dönmüş olurum size.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bu sabah yapmayı planladığı angarya işleri biraz daha erteleyebileceğine sevindi. Araştırmasını, düşünmesini gerektiren sorular hoşuna gidiyor, ona bulmaca gibi geliyordu.  Kendini bir kaptırdığında böyle soruların cevabını en iyi o bulabilirdi, asla vazgeçmezdi. Plaza çalışanlarına acıyanlara birisi analitik işlerin zevklerinden bahsetmeliydi. Gerçi bir yandan da kendini tenis topunun peşinden koşturan bir köpek yavrusu gibi hissediyordu. Hayatın akışına bir katkıydı işte bu da. Bu iş, sorulan sorular, verilen görüşler, bu görüşler doğrultusunda yapılan işler, hatta evliliği ve Ece bile. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İyi bir öğrenci gibi mevzuatı okudu, son değişikliklerle ne yapılmaya çalışıldığını öğrenmek için tanıdığı bir bürokratla konuştu, hedeflenen tam da müşterinin kurmak istediği yapıydı. Erkan Bey için bir yazı hazırladı, sekreteri Ayça’yı aradı. Erkan Bey şimdi bir başkasıyla görüşüyordu, müsait olur olmaz Ayça ona haber verecekti.  Pınar Ayça’nın telefonunu beklerken Twitter’a baktı. Takip ettiği hemen herkes duruşmadan bahsediyordu. Duruşma salonunun içine girebilmiş olanlar Adil Tekin’in savunmasını cümle cümle yazıyor, diğerleri adliye dışında bir kalabalık oluşturmak için çağrı yapıyorlardı. Hatta artık pek sık görüşmediği, üniversiteden arkadaşı  Güneş de oradaydı. Birden Pınar’ın aklına bir fikir geldi: Kendisi de gidebilirdi. Hatta bu fikir bir kere aklına gelmiş olduğuna göre gitmesi şarttı, gitmezse kendi kendine çok fena mahcup olacaktı. Ama nasıl izin alacaktı? Telefon çaldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Pınarcım Erkan Bey öğle yemeğine çıktı,” dedi Ayça. “Döner dönmez görmek istiyor seni.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar telefonu kapadı. Duygu kendisine bakıyordu:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İlhanlar öğle yemeğine Kale’ye gidiyorlarmış. Biz de gidelim mi?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Olur,” dedi Pınar. Bilgisayarının ekranını kapadı. Giyindiler, Pınar çantasını aldı, masasının üstünde cep telefonunu aradı. Yoktu. Bu sefer çantasına baktı, bulamadı. Birden hatırladı. Komodinin üstünden almayı unutmuştu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hay yarabbim Allah’ım! Telefonu evde bırakmışım!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Akşam Kaya’yla buluşacak mıydınız?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Yok, o doğrudan eve gidecek.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar’la Duygu tıklım tıklım dolu asansörle aşağıya indiler, asansörde babacan bir sekreter Pınar’ın nasıl da hemen kilo verdiğini söyledi. Pınar omzunun üstünden kadını görmeye çalışıp güç bela teşekkür etti. Binanın girişinde arkadaşlarıyla buluştular, biraz yürüyüp Kale lokantasına gittiler. Burası lüks bir esnaf lokantasıydı.  Pınar burayı çok severdi, ama şimdi içi kıpır kıpırdı, çeşit çeşit sebze, et yemeklerini görmüyor, kokularını almıyordu. Alışkanlıkla patlıcan musakkayla pilav aldı. İlhan’la Özgür çok geçmeden futbol muhabbetine daldılar. Galatasaray’ın dün geceki maçından, transferlerden, unutulmaz gollerden, şike iddialarından konuştular. Pınar nasıl kendilerini böyle kaptırabildiklerine şaştı. Gerçek, saf bir ilgiydi bu. Duygu da ilgiyle dinliyordu şimdi, hatta arada sırada lafa giriyordu. Ekin için, diye düşündü Pınar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Peki ya kendisi? Adliyeye gitmeli miydi? Adliyeye gitmesi  kimse için bir şeyi değiştirir miydi? Herkes böyle düşünse kimse gitmez, oradakiler yalnız, sahipsiz kalırdı. Hem gidecekse kendisi için gidecekti, kendi iç rahatlığı için. Böyle bir insan olmak istiyordu Pınar. Kendini kendi hayatına kaptırmaktan, hayatının bununla kalmasından korkuyordu. Kafasında bir plan kurdu. Arkadaşlarına baktı, nasıl da her şeyden habersiz, kaygısızca çay içiyorlar, bir bilgi yarışmasındaki kör cahil yarışmacıdan bahsediyorlardı. Kendi masaları gibi en az yirmi masa vardı etraflarında. Bu lokanta gibi yüzlerce lokanta. Bu hesaba göre kendisi gibi özel olduğunu düşünen milyonlarca insan olmalıydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bugün sende bir şey var. İyi misin?” diye sordu İlhan.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Baydınız kızı futbol muhabbetinizle,” dedi Duygu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İyiyim iyiyim. Ece dün gece hiç uyutmadı da sersem gibiyim o yüzden.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ofise döndüklerinde Pınar ne yapacağını planlamıştı. Erkan Bey’in huzuruna çıktı, müşterinin önerdiği yapılanmanın mevzuat açısından neden sakıncalı olmadığını anlattı. Sonra yüzüne endişeli bir hal vererek: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Erkan Bey, biraz önce kızımın bakıcısı aradı. Ateşi çıkmış, gidip bakabilir miyim?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Erkan Bey müşterinin planına bir mani çıkmadığına sevinmişti. Bu, kendileri için yeni bir iş anlamına geliyordu. Pınar’ın verdiği yazıdan gözünü ayırmadan:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tabii tabii,” dedi. “Gidebilirsin.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar odasına döndü, Kaya’yı aradı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nerdesin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Yoldayım, toplantıya gidiyorum,” dedi Kaya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Kaç gibi evde olursun?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Toplantıdan sonra gideceğim işte. En geç beş gibi olurum herhalde. Noldu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Erkan Bey’le Avcılar tarafında bir toplantıya gideceğiz şimdi. İlla sen de gel diye tutturdu. Dönüşte o beni merkezi bir yere bırakır, oradan gelirim. Geç kalırsam dolapta süt var.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İyi peki,” dedi Kaya hoşnutsuz bir sesle.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Haa Kaya... Telefonumu evde bırakmışım canım. Ararsan merak etme.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tam gününü bulmuşsun.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Şimdi çıkıyorum, kolay gelsin sana.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sana da,” deyip kapattı Kaya.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bilgisayarını kapattı, giyindi. Duygu sanki sorar gözlerle bakıyordu ona, onun karşısında bir tiyatro oyunu oynuyormuş gibi sıkıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bak şikayet ediyordun Erkan Bey beni müşteri toplantılarına götürmüyor diye.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Evet ama bunun da yeri biraz ters kaçtı,” dedi Pınar. “Neyse bekletmeyeyim Erkan Bey’i. Görüşürüz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar telaşla çıktı binadan. Bir taksi tuttu. Bir pop şarkısı çalıyordu: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben senin o değişmeyen kaderin&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ay yanıyor baştan aşağı her yerim&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bildiğin o malum günahlara yine girelim, girelim...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu saatte yol açıktı. Arabanın içi sigara kokuyor, taksici bir hızlanıp bir yavaşlıyordu. Pınar’ın midesi kalktı. Keşke daha çok yeseydim diye düşündü.  Dikkatini çevredeki binalara, binaların üzerindeki reklamlara, E-5’e bağlanan yollara vermeye çalıştı. Akşam karşıya metrobüsle geçmeye karar verdi. Acaba Güneş’i bulabilecek miydi? Güneş onu görünce ne yapacaktı?  Belki de kızın işi başından aşkındı, Pınar’la uğraşacak hali yoktu. Sonra birden adliye binasını gördü. Bina kocaman bir uzay gemisine benziyordu. Ya da kocaman bir balinaya. Ama en çok içi boşalmış bir deniz kabuğuna.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar adliye binasının önündeki meydanda indi. Etrafta televizyon kameraları, muhabirler vardı. İçinde tanıdığı, takip ettiği gazetecilerin, akademisyenlerin de olduğu bir grubun önünde ünlü bir köşe yazarı demeç veriyordu. Pınar grubun açığından geçip biraz ötede sigara içen, ellerindeki cep telefonlarına bakan başka bir gruba sokuldu. Güneş’i kıvırcık kumral saçlarından tanıdı. Güneş de kendisine bakıldığını hissetmiş gibi büyük yeşil gözlerini kaldırdı, Pınar’la göz göze geldiler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“A a! Pınar?!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bir şey demeden gülümsedi, Güneş’in yanına gitti, öpüştüler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne işin var senin burda?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Çağırıp duruyorsunuz ya!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gruptakiler şimdi sevecenlikle Pınar’a baktılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Çok iyi yaptın,” dedi Güneş. “Tanıştırayım muhabir arkadaşlar Sinem, Ali, Sinan... Pınar benim okuldan arkadaşım.” Pınar’ın koluna girdi, “Gel seni şu on milyon dolarlık kafeteryaya götürüp bir çay içireyim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben sizi işinizden alıkoymayayım?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bekliyoruz biz de hakim ara verdi. Tutuksuz yargılanma taleplerini değerlendireceklermiş. Gel bir çay içelim, sonra yine çıkarız.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş Pınar’ı geniş koridorlardan geçirip giriş katındaki büyük kafeteryaya götürdü. Çayla Burçak bisküvi aldılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Okuldaymışız gibi!” diye güldü Güneş, çay bardağıyla elini ısıttı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Duruşma nasıl gidiyor?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nasıl olsun, bol bol gülüp eğleniyoruz. Bir deli bir kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış. Sahte mail adresinden gelen dosyalar delil kabul ediliyor. Adam kendi genel yayın yönetmeniyle görüşmüş, kaynaklarıyla görüşmüş, hepsi iddianameye girmiş.  Kırk klasör dosya var.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hakim ne diyor?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hakimimiz çok babacan, gülüyor bizimle beraber.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sence bırakır mı onları?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş ciddileşti: “Sanmıyorum.  Önce dosyaları okumak zaman alıyor diyecek.” Durdu, Pınar’ın arkasında bir noktaya bakıp bir an düşündü. “Kendimi onların yerine koymaya çalışıyorum bazen. Bu okuduklarını öyle algılayabilir ki, gerçekten suç olarak görür, ortada bir örgüt görür, tehdit görür. Böyle düşününce gerçekten umutsuzluğa kapılıyorum. O zaman diyorum ki yapılabilecek hiçbir şey yok. Ya yanlış yerdeyiz ya yanlış zamandayız.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ya o kafada değilse?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“O zaman da korkar.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar bir şey demedi, bisküvilerini çaya batırıp yediler. Güneş gülümseyerek baktı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Aman bırakalım bunları… Sen nasılsın? Ece nasıl, kimbilir nasıl büyüdü? Hiç gelemedim arada.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İyiler iyiler. Büyüyor galiba. Ben de hep gördüğüm için anlamıyorum ama her hafta yeni bir şey buluyor… Sen nasılsın?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Amaaan, uğraşıyoruz işte bunlarla. Yüzlerce sayfa iddianame okuyoruz, duruşmalara geliyoruz. Sonra da gene bir şey yazarken on defa düşünüyoruz, yayın yönetmeniyle papaz oluyoruz.  Bu aralar Onur’u bile göremiyorum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Onur nasıl, iyi mi?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İyi iyi. Bir karma sergiye hazırlanıyorlar şimdi, Galata’da bir galeride olacak. Açılışı olacağı zaman haber veririm.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş çayını bitirdi, kalktılar. Pınar’ın gülümsemesi sahteydi şimdi. Güneş sanki övünüyor gibi gelmişti ona, şikayet ederken bile övünüyormuş gibi. Ama belki de böyle hissetmesinin sebebi Güneş’e imrenmesiydi. Ah bunları bir kafaya takmayabilseydi, kimseye imrenmeseydi, kendini kaptırabilseydi…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dışarıda bir grup öğrenci toplanmış, ellerinde pankartlarla slogan atıyorlardı. Hatta şarkı söyleyenler, halay çekenler bile vardı. Televizyoncular gitmişti, Güneş’in genç muhabir arkadaşları öğrencilerin resimlerini çekiyorlardı. Pınar’ın neşesi yerine geldi. Etraftaki hareketi, öğrencileri, ünlü ve ünsüz gazetecileri izlemeye koyuldu. Güneş oradakiler hakkında hikayeler anlattı. Kim kiminle beraberdi, kim kiminle takılırdı, kim kiminle neden geçinemezdi. Hava iyiden iyiye kararmıştı artık. Birden kapıya doğru bir hareketlenme oldu. Kulaktan kulağa yayılan habere göre hakim sanık avukatlarını huzuruna çağırmıştı, kararını açıklayacaktı. Herkes sessizleşti, on beş dakika boyunca birbirleriyle fısıltıyla konuşup beklediler. Sonra avukatlardan biri gazetecilerin yakınlarıyla birlikte kapıda göründü. “Tahliye yok arkadaşlar!” diye seslendi.  “Tahliye yok” sözü bir çakıl taşının suyun üzerinde sekmesi gibi topluluğun üzerinden seke seke Pınar’a kadar geldi. Cep telefonlarının beyaz ışığıyla yüzleri aydınlandı, orada olmayanlara haber verdiler. Bir kaç slogan daha attılar. Sonra yavaş yavaş çözülmeye başladılar. Parça parça koptular, dağıldılar. Pınar’ın şaşkın bakındığını gören Güneş gülümsedi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Maalesef bu kadar,” dedi. “Biz gazeteye döneceğiz şimdi. Sen eve mi?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Evet, geç olmadan gideyim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş’le Pınar “mutlaka görüşmeye” söz vererek metrobüs durağında vedalaştılar.Metrobüs tıklım tıklım doluydu. Pınar oturacak yer bulamadı ama bunu çok dert etmedi. Bir yandan kendine mahcup olmadığı, yapılması gerektiğini düşündüğü şeyi yaptığı için seviniyordu.  Ama yorulmuştu. Gün boyunca hissedip düşündüğü her şey tortusunu bırakmıştı sanki, insanın hangi kaygıdan, hangi pişmanlıktan doğduğunu unuttuğu halde kurtulamadığı sıkıntı gibi kötü bir duygu. Ece’yle Kaya’nın yanına döneceği için çok sevindi. Eve gidip güzel bir yemek hazırlayacaktı. Belki tavuk suyuna çorba? Kızıyla oynayacaktı, onu yatırdıktan sonra sıcak bir duş alacaktı. Sonra kimbilir nasıl derin bir uyku...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Anahtarıyla kapıyı açtı. Salondan ışık geliyordu, Pınar çizmelerini çıkardığı gibi salon kapısına gitti, içeriye baktı. Kaya sessizce oturmuş bir kitaba bakıyordu, Ece’yi de halının üzerine oturtmuş, oyuncaklarını çıkarmıştı. Başını kaldırıp Pınar’a baktı ama acayip bir bakıştı bu. Gözlerini yine kitaba indirdi. Pınar bir şey olduğunu anladı. Mantosunu astı, salona gitti. Ece’yi kucağına aldı, Kaya’nın yanına oturdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ay benim güzel kızım, kocaman olmuş benim kızım,” diye sevdi, öptü kızını.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Vakitlice bitmiş toplantınız.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya’ya döndü: “Ne oldu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya başını kitaptan kaldırmadan: “Erkan Bey aradı.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İçi buruldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne dedin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Müsait olmadığını söyledim. Yarın konuşuruz o zaman, dedi. Toplantıda kafasına bir şey takılmış.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Pınar Kaya’ya baktı. Zihinlerinin içinde yaşayan insanların somut ve kendilerinkinden farklı bir gerçeklikle karşılaştıklarında hissettikleri şaşkınlıkla sarsıldı. Böyle durumlarda insan karşısındakinden bir şey istemekten ya da ona bir şey söylemekten vazgeçerdi. Oysa Pınar konuşmak zorundaydı. Ece’yi halının üzerine bıraktı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Adliye’ye gittim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Adliyeye?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Evet. Gazetecilerin duruşmasına gittim. Güneş de oradaydı.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Güneş?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hani üniversiteden arkadaşım, Ece ilk doğduğunda ziyarete gelmişlerdi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Girebildin mi duruşmaya?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hayır, ben gittiğimde ara vermişlerdi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“E ne yaptın?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Güneş’le kafeteryada oturduk. Sonra dışarıda kararın açıklanmasını bekledik.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Karar ne oldu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tahliye yok.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya kitabını deri koltuğun üzerine koydu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Peki ben sana artık nasıl güveneceğim?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt; “Anlamazsın, önem vermezsin diye öyle söyledim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Pınar Allah aşkına haklı değil miyim? Gittin de ne oldu? Ne değişti?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İşte bu yüzden,” dedi Pınar. “Ben kendim için gittim. Sana da bir daha gitmeyeceğim diye söz veremem.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaya bir şey demeden odadan çıktı. Holün ışığı yandı. Pınar Kaya’nın paltosunu, ayakkabılarını giydiğini, evin kapısının açıldığını ve çok geçmeden kapandığını duydu. Kapının kapanırken çıkardığı ses sanki evin içinde büyümüş, yankılanmıştı. Bir on dakika yerinden kıpırdamadı, oyuncaklarıyla oynayan kızını izledi. Sonra onu kucağına aldı, Ece’yle konuşa konuşa odadan çıktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-7026070718561432053?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/7026070718561432053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=7026070718561432053' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7026070718561432053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7026070718561432053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2012/01/pnarn-gunu-pnar-sabah-saat-altda-alarml.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4766405219344512538</id><published>2011-12-25T00:04:00.010+02:00</published><updated>2011-12-27T01:04:34.331+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>(Turgut Uyar'ın "Bir İntihar Akşamı Üzerine Söylenti" şiirinden esinlenmiş hikaye.)&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal" align="center" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: 27px; "&gt;Sürenin sonu&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Mehmet Galata’daki apartmanın döner merdivenlerinden tırmandı. Basamaklar bazı yerlerde  yumuşak bir hamur gibi çökmüş, duvarlar nemden yaprak yaprak soyulmuştu. Rutubetli, gölgeli bir sokaktaki karanlık, eski bir apartmandı burası. Sahanlıktaki sarı ışıklar merdivenleri tam aydınlatmıyor, Mehmet Ayşe’nin en üst kattaki küçük evine çıkamadan sönüyorlardı. Yine öyle oldu, merdiven boşluğu daha üst katlardaki bir pencereden sızan sokak lambasının ışığıyla aydınlandı. Duvara vuran beyaz ışık, atıştıran karın, rüzgarda titreşen dalların gölgeleriyle yer yer soluyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Mehmet Ayşe’nin kapısını çaldı. İçeriden kısık sesle müzik sesi geliyordu, sakin, güzel bir müzik. Mehmet sabırsızlandı; şimdi içerisi sıcak olacaktı, bütün ışıklar yanıyor olacaktı, Ayşe önce sitem edecekti sonra yumuşayacaktı, ışıkları söndürüp sevişeceklerdi, sessizce manzarayı seyredeceklerdi. Lamba yine söndü. Mehmet yakmayıp kapının altından sızan solgun ışığa baktı. Bütün ışıklar yanmıyordu. Tekrar zili çaldı, zil susunca bu sefer de kendi aralarındaki şifreli ritmle kapıyı tıklattı. Alışkın olduğu adım sesleri duyulmuyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe belki tuvalette ya da duştaydı. Keşke geleceğimi haber verseydim diye düşündü. Ama Ayşe’yi böyle hazırlıksız yakalamayı severdi, düşünmesine fırsat vermemek gerekiyordu. Ayşe karşısında Mehmet’i görüverince şaşırır ama sevinir, biraz surat asıp söylenmeye çalışır ama neye kızdığını, üzüldüğünü bile hatırlayamayıp gülümserdi. Mehmet meşgul adamdı. İşleri vardı, sık sık seyahatlere çıkması gerekiyordu, görüşmesi gereken eşi dostu vardı. Ayşe bunların dışında bir şeydi, evindeki koltuk gibi üzerinde düşünülmesi gerekmeyen, onu hep bekleyen bir şey. Mehmet öyle kalmasını istiyordu, bunun yolunun da Ayşe’ye hep merak ettiğinden daha azını söylemek, istediğinden daha azını vermek olduğuna karar vermişti. Ayşe her görüşmelerinin sonuncusu olabileceğini sansın, sonra onu karşısında görünce kaybedip de bulmuş gibi sevinsin. Mehmet bu sefer arayı açmıştı, ne kadar zaman olduğunu düşündü. Bir ayı geçmişti herhalde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Bir kaç kez üst üste zili çaldı. İlk defa aklına bir ihtimal geldi: Ayşe’nin yanında birisi olabilir miydi? Kulağını kapıya dayayıp içeriyi dinledi. Ne su sesi, ne de bir fısıldaşma duyabildi. En sonunda Ayşe’yi aramaya karar verdi. Cep telefonunun sentetik melodisi içeride uzun uzun çaldı, açan olmadı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe bir süre önce Tanzanya’da geçen bir belgesel izlemişti. Bir çitanın sürüsünden ayrı düşmüş hamile bir zürafayı nasıl avladığını görmüştü. Zebraların hepsi aynı zamanda yavrularlarmış ki, yavrulardan bazıları aslanlardan kurtulabilsinler. Ama Zanzibar’daki köle pazarının hikayesi, Ayşe’ye en korkunç av sahnelerinden daha korkunç, acımasız gelmişti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe umardı ki zayıflıklarını, şüphelerini, sevgisini insanlardan saklamak zorunda kalmasın. Sürekli güçlü gözükmeye çalışmak, meraklı insanlara resmi açıklamalar hazırlamak onun için çok zordu. İsterdi ki kendisi göstermeye uğraşmadığı halde insanlar onun iyi yönlerini, başardıklarını görsünler, ona kendiliklerinden sevgi, saygı göstersinler. İnsanlar kendilerini değil birbirlerini düşünsünler, birbirlerine nezaket göstersinler. Ama onlar, başkalarının zaafları üzerinden kendilerine güç devşirirlerdi. Hayatları sanki dört dörtlük, tam istedikleri gibi gidiyormuş, hiç bir eksikleri, kusurları yokmuş gibi davranırlar, karşılarındakinden de inanmış gibi yapmasını beklerlerdi. Ayşe bunun böyle olduğunu bilirdi de, yine de başından ipleri sıkı tutmayı beceremez, karşısındaki üste çıktığında ise kontrol edemediği bir hayal kırıklığı ve öfkeye kapılırdı. Kimse onun iyiliğini düşünmeyecek miydi bu dünyada, onun kendilerinin iyiliğini düşünmesine izin vermeyecekler miydi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe bütün gün evinde kaldı. Dışarısı soğuktu, yağmur karla karışık yağıyordu. Gökyüzü, boğaz ve yukarıdan baktığı çatılarla tüten bacalar gri bir buğunun altında birleşmiş gibiydiler. Terası sırılsıklamdı, sigara içmeye bile çıkmadı. Dün gece uzun zamandır görmediği arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı, hepsinin yanında sevgilisi, eşi vardı. Çabucak sarhoş oldu. Ona Mehmet’i sordular. Ne diyeceğini, anlatacağını bilemedi. Bir aydır görmediğini, haber almadığını söylediğinde ona acıyarak baktılar. Bu adamın aylardır aynı şeyi yaptığını, kendisinin değerini anlamadığını, artık ondan vazgeçmesi gerektiğini söylediler. Çaresiz hak verdi. Sonra Ayşe’nin sorununun ne olduğunu tartışmaya başladılar. Çok açık sözlü, sabırsız olmaktı belki de. İnsan her şeyi pat diye söylememeli, kendini yavaş yavaş sevdirmeliydi. Böylesi bir çaba Ayşe’ye çok bayağı gözüktü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe falında okumuştu halbuki, bu haftasonu çok güzel geçecekti. Ama kuşkusuz herkes için aynı şey geçerli olamazdı. Nasıl kendi burcundan bazı insanlar bu haftasonu ölecekse, söz konusu Mehmet ve kendisi olduğunda iyi falların çıkması mümkün değildi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Ayşe Tom Waits'in &lt;i&gt;Alice &lt;/i&gt;parçasını açtı, salondaki ayaklı lambayı yaktı. Ekmek, eski kaşar ve kırmızı şarap çıkardı, biraz karnını doyurup çokça içti. Acaba Mehmet’in kendisini ciddiye almasını nasıl sağlayabilirdi? Onun müşterisi olsa şu işi şu tarihe kadar istiyorum diyebilirdi, Mehmet de yapmak zorunda kalırdı. Bir müşteri kadar bile mi değeri yoktu? Kendi kendine karar verebilseydi, şu tarihe kadar haber alamazsam, tamam, bitti artık diye. Ondan sonra Mehmet artık ne yapsa kabul etmeseydi. Pek bağlayıcılığı olmayan bir fikirdi bu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Şarap yüzünden yüzü, elleri yanıyordu şimdi. Pencerelerde kendini, odasını görüyor, hiç beğenmiyordu. Terasa çıkıp bir sigara içmeye karar verdi. Kalın hırkasını, çoraplarının üzerine terliklerini giydi. Kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan soğuk hava, tatlı kar kokusu iyi geldi. Kar atıştırmaya devam ediyordu, terasın üstü biraz tutmuştu. Düşmemeye çalışarak yavaş yavaş yürüdü, tırabzana tutunup manzaraya baktı. Gözleri sulandı. Karşı yakanın, tarihi yarımadanın ışıkları aynı gri buğunun içinde titreşiyorlardı. Bir fotoğrafın negatifine bakar gibi karanlık gemilere, beyazlayan çatılara baktı. Bir yerlerde birileri mutlu olmalıydı. Şarkı söyleyenler, sevişenler vardı bir yerlerde. Birilerini sevindirecek mektuplar damgalanıyordu postanelerde. O birileri ne yapıyorlardı şimdi? Sigarasını yaktı, tırabzana dayanıp genzini yakan derin bir nefes çekti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Mehmet şimdi Ayşe’nin kapısına yüklenmişti, ama sıkıca kilitlenmiş kapı aman vermiyordu. Sokağın başından bir siren sesi duyuldu, merdiven boşluğundaki pencereden içeri mavi kırmızı ışıklar girdi. Mehmet döndü, çaresizlik içindeki yüzü aydınlandı. Polis arabası binanın önünde durmuştu. Olanın bitenin Ayşe’yle ilgili olduğunu ve bunun başını ağrıtacağını sezdi. Işığı yakmadan hızla merdivenlerden inmeye başladı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Bir kat inmişti ki aşağıdaki dairelerden birinin kapısının açıldığını işitti, ışıklar yandı. Birisi büyük demir kapıyı açtı, polisleri içeri aldı. Mehmet duymak ve belki o anda duyulmamak isteyerek durdu. Gece yarısı merdiven boşluğunda erkekler konuştuğunda sesleri hep kocaman, yankılı, boğuk çıkardı. Adam “arka bahçede,” dedi, sesler uzaklaşırken aynı adamın “kötü durumda, ambulans çağırdık” dediğini duydu. Polisler giriş katındaki daireye girmiş olmalıydılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;Mehmet yavaş, sessiz adımlarla giriş katına kadar indi. Tam o sırada şiddetli bir hava akımıyla dairenin kapısı kapandı. Mehmet istese demir kapıdan çıkıp gidebileceğini düşündü. Bu kadar kolay olurdu bu, buraya bu gece hiç gelmemiş gibi. Ama yapamadı. Uzun uzun dairenin zilini çaldı, kapıya vurdu. En sonunda kapıyı orta yaşlı bir adam açtı, biraz gerisinde polislerden biri duruyordu. Mehmet’in ince bir ter buğusuyla kaplanmış bembeyaz yüzüne soğuk hava çarptı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:12.0pt;line-height:115%"&gt;“Ayşe’yi görmeye gelmiştim,” dedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4766405219344512538?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4766405219344512538/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4766405219344512538' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4766405219344512538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4766405219344512538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/turgut-uyarn-bir-intihar-aksam-uzerine.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2081217510372708119</id><published>2011-12-20T08:15:00.006+02:00</published><updated>2011-12-20T08:23:29.365+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" &gt;(Yaratıcı Yazarlık Kursu, konusu verilmiş hikaye, 11 Aralık.)&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 27px; "&gt;Takıntı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Üzerine siyah uzun bir manto giymiş, siyah güneş gözlükleri takmış genç kadın, karakola girdi. Gözlüklerini çıkardı, gördüğü manzara karşısında somurttu: Devlet binalarına girmek zorunda kaldığında hep içi kararırdı. Karakol arı kovanı gibiydi. Herkes bir o yana bir bu yana koşturuyordu. Karşıdan gelmekte olan polise sordu: “Metin Komiser’in odası nerede?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Polis bir an şaşalayıp güldü:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bu koridoru takip edin, soldan üçüncü kapı Berna Hanım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Berna kibarlıktan gülümsedi ama tanındığına sevinecek hali yoktu. Hızlı hızlı yürüyüp soldan üçüncü kapıdan girdi. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ooo Bernacığım hoşgeldin,” diye ayağa kalktı komiser, masasının arkasından çıkıp Berna’yı yanaklarından öptü. Ellilerinde, orta boylu, göbekliydi. Hayatın akışına uymuş, olana bitene çözüm üretmeyi öğrenmiş bir adamın rahatlığı içindeydi. Yuvarlak bir yüzü, gür kır saçları vardı. “Gel gel otur. Ne içersin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Çay alayım Metin Amca.” Berna mantosunu çıkarıp oturdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Komiser telefonla iki çay istedi. Gülümseyerek  Berna’ya baktı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Söyle bakalım hangi rüzgar attı seni buraya!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Size de mahcubum Metin Amca. Sevil Teyze, Onur, Aslı nasıl?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İyiler iyiler. Onur üniversiteyi kazandı biliyorsun, Aslı’yı da tanıyamazsın, çok büyüdü. Geçen gün Sevil Teyze’nle yeni filmine gittik. Sevil Teyzen ağladı o çocuk ne kadar üzdü benim kızımı diye!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Eskiden olsa gülüp geçeceği bu havadis Berna’nın karnına yeni bir ağrı girmesine sebep oldu. Gözleri doldu. Komiser dikkatlice kadının yüzüne baktı. O sırada hizmetli kadın çayları getirdi, servis yaptı. Komiser onun odadan çıkışını gözleriyle takip edip Berna’ya döndü, masasına doğru eğilerek:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“N’oldu kızım sana?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Berna göz yaşlarına hakim olmaya çalışarak: “Peşimde biri var Metin Amca.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ha.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tekin diye birisi. Beni eski sevgilisi sanıyor. On sene önce ayrılmışlar. Filmimi görmüş geçen yıl, sonra takmış kafayı röportajlarımı okumuş, E-mail adresimi bulmuş. Sürekli mektuplar gönderiyor. O kadar sıkıldım ki anlatamam. Laf anlatamıyorum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Cevap veriyorsun yani?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Veriyorum ya, diyorum anlatıyorum ben senin eski sevgilin değilim, hiç tanışmadık, aynı okullara gitmedik, bırak peşimi artık sana da yazık diyorum, karına da yazık diyorum, bir ay geçiyor yine yazıyor sanki ben bunların hiç birini yazmamışım gibi, dönmüşüz başa.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hiç buluştunuz mu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Berna suçlu suçlu baktı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sete geldi bir gün.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nereden bulmuş seti?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben çağırdım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Komiser “Eh yani” deyip arkasına yaslandı, kollarını başının arkasında birleştirip kaykıldı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“E ne yapayım Metin Amca, korkuyorum, hiç aklımdan çıkmıyor, yüz yüze konuşursak ikna edebilirim diye düşündüm. Hem yüzünü görmek istedim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Eski sevgilin miymiş?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Of Metin Amca!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Tamam tamam, anlat sen.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Geldi, bak dedim artık canlı canlı gördün beni, sesimi duydun, ben senin eski sevgilin değilim. Arkadaş olalım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bu kadar mı konuştunuz?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hayır çay içtik,  bir sürü sorular sordu bana, röportaj gibi bir şey. Ben de ona sordum, daha iyi tanıyabilmek için, zararlı mı zararsız mı.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sonra ne oldu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sonra bunu yazdı.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Berna çantasından katlı bir kağıt çıkardı, komisere uzattı. Komiser kıpırdamadı, “Sen oku, ben dinleyeyim,” dedi, çayından son yudumu alıp pencereden dışarı bakmaya başladı. Berna titrek bir sesle okudu:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sevgili Berna,&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nasılsın? Çekimlerin bitti mi? Biraz önce bir röportajını okudum, resimlerde hüzünlü çıkmışsın. Sakın hüzünlenme meleğim, benim her zaman yanında olduğumu bil.  Setteki tanışmamızdan sonra ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin. Allah’ım, diyorum, iyi ki on sene önce Meral’le karşılaşmışım, beni sana o getirdi. Kader bizi birbirimizle karşılaştırdı. Artık bunu iyice anladığım için Selin’le konuştum. Bunun basit bir hayranlık olmadığını, tanıştığımızı anlattım ona...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kapı tıklatıldı, bir polis aralıktan Berna’ya ve komisere baktı. Berna sustu, mektubu okurken kıpkırmızı olmuştu, titriyordu. Elindeki kağıdı katlayıp kollarını kavuşturdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Komiserim bakabilecek misin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Komiser eliyle işaret etti, çocuk kapıyı kapattı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bernacığım,  bu çocuk bu işi nasıl takıntı haline getirmişse sen de öyle getirmişsin,” dedi. “Sen sürekli onu ikna etmeye çalışmasan iş bu raddeye gelmeyecekti.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ama yaptığının ne kadar mantıksız olduğunu anlamasını istedim, ona yardım etmeye çalıştım...”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bu senin elinde değil. Bak şimdi, insanlar kurallar ararlar ki karşılarındakinin nasıl hareket edeceğini tahmin edebilsinler. Mantık kuralları, hukuk kuralları... Bunları bulamadıkları yerde korkarlar. Her şey mümkündür artık, kontrol edemezler. Bu sınırları aşan karşısındakini korkutur, onun üzerinde tahakküm kurar.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Aynen öyle oldu Metin Amca. Peki şimdi ne yapmalıyım?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hiç bir şey yapma. Seni tekrar rahatsız ederse biz burdayız, toplar getiririz.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Koruma falan vermeyecek misiniz?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Gerek yok şimdi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Komiserin kendinden emin hali&lt;span style="font-variant: small-caps"&gt; &lt;/span&gt;Berna’ya ferahlatıcı geldi, titremesi kesildi. Kavuşturduğu kollarını açtı, ayağa kalkıp komiserin elini sıktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sağol Metin Amca. Seni de işinden alıkoydum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Komiser Berna’yı yolcu etti, işinin başına, teorisini uygulamaya döndü.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2081217510372708119?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2081217510372708119/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2081217510372708119' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2081217510372708119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2081217510372708119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/yaratc-yazarlk-kursu-konusu-verilmis.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3825284982215384652</id><published>2011-12-18T22:57:00.004+02:00</published><updated>2011-12-19T00:22:32.828+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 27px;"&gt;Laf anlatmaya çalışmanın boşunalığı üzerine&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yirmi yedi küsur yıllık hayatımda sonunda şunu anladım: Bir insana anlamak istemediği bir şeyi anlatamazsınız. Bu genel bir kuraldır ve anlatmak istediğinizin ne olduğu hiç önemli değildir. Neden sesinizi duyuramadığınız da önemli değildir: Söyledikleriniz karşınızdakinin işine gelmiyor ya da söylediklerinizi kabullenemiyor olabilir. Karşınızdakinin duygu, düşünce ve algılarını değiştirmek sizin elinizde değildir, sözcüklerinizin elinde değildir. Sözcükler gerçeği gösterirler ya da gizlerler, ama onu tek başlarına değiştiremezler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki "sen ne kadar anlatırsan anlat, karşındakinin anladığı kadar" olduğuna göre, hala yazıp konuşmanın amacı nedir? Elimizden geleni yapmış olmak mı, içimizi dökmek mi, zaten bizimle aynı kafada olanlarla dertleşmek mi? Belki de bir yere bir kayıt düşmek, hazır olduğunda aklına gelir de anlar diye.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir kere söylenir, daha fazlasına gerek yok. Bu bilgi insana mutluluk vermese de huzur verir, yatıştırır. Kendi sessizliği insana iyi gelir. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3825284982215384652?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3825284982215384652/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3825284982215384652' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3825284982215384652'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3825284982215384652'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/laf-anlatmaya-calsmann-bosunalg-uzerine.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2905795990938496254</id><published>2011-12-04T11:04:00.021+02:00</published><updated>2011-12-04T20:14:09.470+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Feminism'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 28px; "&gt;Güzel bir Cumartesi günü&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Allah hayır etsin bu haftasonu çok enerji doluyum. Bunu astrolojiyle açıklamak istemiyorum ama bir enerji var. Şimdi de Nicholas Urfe'den aldığım ilhamla ve über gerçekçi bir üslupla dünkü maceralarımı anlatayım. Hatta gerçek bir blog yazarına yakışacak şekilde araya fotoğraflar da yerleştireyim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Günüm Pınar Öğünç'ün hapisteki a&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;rkadaşlarına&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; moral olsun diye saçlarını kestiren, sonra tanınmamak için kestirdikleri gerekçesiyle göz altına alınan üniversite öğrencilerini anlattığı yazısını okumakla başladı. 90'ların başında doğmuş bu çocukların hayatının nasıl göz kırpmadan karartıldığını ve bunun nasıl bir kafa olduğunu düşündükten sonra THY rezervasyonumu iptal ettirip, TTNET promosyon koduyla yeniden yaptırdığımda sadece 10 TL kar ettiğimi görerek hayal kırıklığına uğradım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Beşiktaş-Taksim dolmuşuna atladığım gibi Çin kapısının önünde patladım. Maceracı ruh halim nedeniyle &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Taksim'e yürümektense bu sefer kapının arkasındaki merdivenlerden indim. Böylel&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ikle Sıraselviler'in ıslak hamburgecilerini bypass edebileceğimi umdum ama insan umduğunu bulamıyor tabii. Önce bir inşaatın yanından inen yoku&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;şun altında arka &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;camı olmayan bir araba çekti dikkatimi. Sonra yokuşun üstüne asılmış "arabalarınızın hasar görmesini istemiyorsanız lütfen bu yöreye parketmeyin" yazısı. Oradan geçenlerin halinin nice olduğunu düşünerek yok&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;uştan indim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra gayet sıkıcı bir takım yokuşlardan inip sokaklardan geçerek kendimi pek bir yere varmıyormuş gibi görünen düz bir sokakta b&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;uldum. Sonradan anladım ki burası Setüstü diye tabir edilen apartmanların arkası oluyor. Bu sokakta selamlaştığım yaşlı teyzenin bu kayboluşa değeceğini düşünüp kendimi avutarak sokağın sonu&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;na geldim. Sokağın sonunda Alçakadam Yokuşu'yla karşılaştım ve bu yokuşun beni Cihangir'e çıkaracağını umarak merdivenlerinden tırmanmaya başladım. Yokuşun adı Alçakdam'mış meğerse. Bir kaç grup basamağı çıktıktan sonra Pürtelaş Mahallesi Mu&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;htarlığı'nın önüne vardım. Bu ne müt&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;hiş bir mahalle adıdır diye düşünerek çeşitli fotoğraflar çektim:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-pEOZBtcBDJc/TttBjeUWOJI/AAAAAAAABTE/jccD0F2UGkw/s1600/IMG_0160.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-pEOZBtcBDJc/TttBjeUWOJI/AAAAAAAABTE/jccD0F2UGkw/s400/IMG_0160.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682207432547645586" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 299px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JyZ4aN7drSE/TttCBSSCRTI/AAAAAAAABTQ/YXuzLudT3BA/s1600/IMG_0161.JPG" style="text-align: left; " onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-JyZ4aN7drSE/TttCBSSCRTI/AAAAAAAABTQ/YXuzLudT3BA/s400/IMG_0161.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682207944712799538" style="cursor: pointer; width: 299px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-UffxQHLro58/TttCokpU5YI/AAAAAAAABTc/CwZoHfpDCMw/s1600/IMG_0162.JPG" style="text-align: left; " onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-UffxQHLro58/TttCokpU5YI/AAAAAAAABTc/CwZoHfpDCMw/s400/IMG_0162.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682208619657225602" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 299px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neyse ki yokuşun sonunda Cihangir otoparkı ve bir çocuk parkı gözüktü. Bunları geçince karşıma, gene bir set üstünde kurulmuş kocaman pembe bir bina çıktı. Otopark görevlisine sorunca Alman Hastanesi olduğunu öğrendim. Yıllar önce buraya bir arkadaşımı getirdiğimi hatırladım. O yaz sık sık böyle tek başıma keşif yürüyüşlerine de çıkmıştım. Niye artık çıkmadığımı düşündüm, buralı oldum diye mi? Cihangir'in güzel, renkli sokaklarından (ve çok güzel görünen bir şarkütericinin önünden) geçip meydanına vardım. Meydandaki kahve hıncahınç doluydu, ünlü birini görebilir miyim diye dikkatli baktım ama kimseyi göremedim. Kahvenin karşısında "Bohem" Century21 emlakçısı. Cihangir'le Nişantaşı canıma can katıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çukurcuma'ya devam ettim. Antikacılar, küçük kafeler, karanlık, rutubetli sokaklar, binalar yerli yerinde. Bir kafenin eşiğindeki mindere oturanlar ve kapısında dikilen Feridun Düzağaç. Yaşama sevinciyle mi, kederle mi yoksa başka bir şeyle mi kafayı buldukları anlaşılamayan bu insanlara özenmedim hiç. Hatta normal bir işim olduğuna sevindim ve günün birinde yazdıklarımı bastırmayı başarsam bile bir yandan normal bir işim olması gerektiğine karar verdim. Yolda çok güzel bir Gayrimüslim lisesi var. Daracık yoldan son sürat geçen arabalara kızdım yine.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İstiklal'de (neyse ki) kısa bir süre yürüdükten sonra Galatasaray Lisesi'nin yanından inmeye başladım. Burası üstü "bohem," altı Tophane olan, mahallelilerin galeri sahiplerini ve "sanatseverleri" dövdükleri yokuş. Benim gözlemim şu ki, henüz galeri sahipleri mücadeleyi kazanamamış. Tamam bazı galeriler açık ama yokuşun havası, insanları değişmemiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tam Tophane-i Amire'nin önünde bir su borusu patlamış, yolun iki yanından geçen arabaları da ıslatmayı başarıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-83darZZ0dLA/TttXU-yKvGI/AAAAAAAABTo/qAuFnujwFsE/s1600/IMG_0163.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-83darZZ0dLA/TttXU-yKvGI/AAAAAAAABTo/qAuFnujwFsE/s400/IMG_0163.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682231372820429922" style="cursor: pointer; width: 299px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Fıskiyenin resmini çekerken tam bu noktadan Galata Kulesi'nin de gözüktüğünü farkettim. Evet ben de kafayı bulmak üzereydim. Neyse ki bu fazla uzun sürmedi ve pek güzel bir caminin önünden geçip İstanbul Modern'e ulaştım. Lütfen müzenin size verdiği çıkartmayı çantanıza yapıştırmayın. Hatta hiç bir yerinize yapıştırmayın. Girişteki kız "hafif yapıştırın" dediğinde artık çok geçti. Çakma Bottega çantam vintage bir görünüme büründü. Elim biraz ağırdır söylemesi ayıp. Vur deyince öldürebilirim. Hele şu aralar kendimi iyice ağır abla hissediyorum Mars'ın da etkisiyle. (Bu öyle bir etki ki Perihan Mağden'i bu hale getirdi.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İstanbul Modern'e girince manzara çarptı beni. Çünkü o iğrenç apartmanvari cruise gemisi yoktu. Hatta kafenin terasında oturuyorlardı insanlar. Müze kapanmadan gezip çıkışta bir sıcak çorba içme kararıyla ilk iş giriş katında gösterilen videoyu buldum. Videoda Bennu Yıldırımlar oynuyor, bir yanda yetmişlerin toplumsal olayları, diğer yanda bu olayların bir evin içindeki kadınlara (çoğunlukla anarşik bir erkek üzerinden) etkisi gösteriliyor. Yine insanın insanlığın kaderinden kendini soyutlayamama mevzusu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sonra &lt;i&gt;Hayal ve Hakikat&lt;/i&gt; sergisini gezmek üzere aşağı indim. Sergide pek çok kadın sanatçının işleri gösteriliyordu. Gezerken kadınların kadınlık durumlarıyla ve kendileriyle neden bu kadar meşgul olduklarını düşündüm. Mesela azınlıklar ve gayler de bunu yapıyordu ve bu durum azınlık ya da gay olmayan bizler için belli bir noktadan sonra sıkıcı oluyordu, belki zavallı, belki bir saldırı gibi gözüküyordu. Ama sonra hak verdim: Biz hakkımızı yedirmemek için savunmada kalmak zorundaydık, çünkü kimse bizim iyiliğimizi düşünmüyordu. Biz de isterdik kaleden ayrılıp forvette oynamayı ama fırsat vermiyorlardı. Sonra da neden kızgın, hırçın olduğumuza şaşıyorlardı. Sergide bir kaç işi çok sevdim, sanatçılarını not almadığım için çok pişmanım: &lt;i&gt;Tıpkı annesi, tıpkı babası&lt;/i&gt; (babasının ve annesinin direktifleri doğrultusunda hazırlanan kızın girdiği kılıklar), Kezban Arca Batıbeki'nin &lt;i&gt;Kitsch oda&lt;/i&gt;sı, içli şarkılar eşliğinde Zürafa Sokak'tan manzaraların gösterildiği &lt;i&gt;Bordello, &lt;/i&gt;çeşitli namus ve aşk cinayetlerine kurban giden kadınların oluşturduğu &lt;i&gt;Aşkın Kitabı&lt;/i&gt; ve aşağıda korsan olarak çektiğim resimde gördüğünüz &lt;i&gt;S.kimden Aşağısı Kasımpaşa.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-tT-ct6j6uyI/TttlGgabVLI/AAAAAAAABT0/-m9PjdwskPc/s1600/IMG_0165.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-tT-ct6j6uyI/TttlGgabVLI/AAAAAAAABT0/-m9PjdwskPc/s400/IMG_0165.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682246517312410802" style="cursor: pointer; width: 299px; height: 400px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ben bu resmi çektikten sonra yanıma çok temiz yüzlü bir güvenlik görevlisi yaklaştı, fotoğraf çekmemin yasak olduğunu, silmem gerektiğini söyledi. Ben de "silerim tabii" deyip yürüdüm. Daha nemrut görüntülü bir şey olsaydı silerdim de herhalde, ama böyle birini nezih bir müzeye almazlardı. Bu çocukların bu eserler hakkında ne düşündüğünü çok merak ettim. Onlarla bir röportaj yapılıp müzenin bir yerine de bu yerleştirilmeli bence.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Müzenin kapanma saati gelip üst kattaki kafeye yöneldiğimde bir baktım kapı duvar, kapkaranlık. Meğersem özel bir davet varmış o gece, artık kimseyi almıyorlarmış. Hayal kırıklığıyla dışarı çıktım, akşam olmuş. Eve dönmeyi düşündüm ama vazgeçtim. Cami görkemli ve korkunç gözüküyordu, önünde ufak kule gibi bir şey vardı. Galata Kulesi'nin ışıklarını yakmışlar. Antrepoların oradaki çayhanelerin yanından geçip yola çıktım. Bir baktım Beşiktaş yönüne doğru kocaman, acayip siyah araçlar geliyor. Bunlar Türkiye'de göreceğiniz tarz araçlar değil. Birden hatırladım ki Amerikan başkan yardımcısı Joe Biden ülkemizde. Bu en az yirmi araçlık konvoy geçtikten sonra patlak borunun oraya geldim. Olay mahalli şöyle görünüyordu:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9z5b6wgZtkM/TttqJ95AWsI/AAAAAAAABUA/ZyNRwwAqflg/s1600/IMG_0166.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-9z5b6wgZtkM/TttqJ95AWsI/AAAAAAAABUA/ZyNRwwAqflg/s400/IMG_0166.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682252074323040962" style="cursor: pointer; width: 400px; height: 299px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tophane yokuşunu gerisin geriye çıkarken, nerede yemek yiyebileceğimi düşündüm. Günün başındaki enerjim yoktu, yorulmuştum. Tam yemek saatinde gözüme kestirdiğim lüks bir lokantaya girip tek başıma dört başı mağmur (mağmur değil, mağrur!) bir yemek yemek gerçek bir zafer olurdu. Ama dedim ya, yorgundum. Cumartesi akşamı bir kadının yalnız başına yemek yemesinin garip, acıklı gözükeceğinden korkuyordum. Korktuğum için de gözükecekti, korkmasaydım gözükmezdi ama. Ara Cafe'ye gitmeye karar verdim. Önündeki masaları kaldırdıkları için içersi tıklım tıklımdı, önünde sıra vardı. (Ara Cafe'nin önündeki masaları kaldırmış olmaları ne işe yaramış merak içindeyim.) Hemen karşıdaki Özsüt'e gidip çay eşliğinde su böreği yedim. Sonra gözümü karartıp kalabalığa dalaraktan Paşabahçe'ye gidip bir arkadaşıma yeni yıl hediyesi baktım. Bulamadım. Yolda Büyükşehir Belediyesi'nin kitapçısına girip anneme küçük bir hediyeyle kendime bir Alaeddin Yavaşca CD'si aldım. Güzel ama alışmak gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Beyoğlu'ndaki insanlar, kalabalık bana korkunç gözüktü. Sıra bekleyip para çektim. Sinemada gitmek istediğim film çok geç saatteydi, ben de Çin Kapısı'nın ordan dolmuşa bindim. İnsanın yorulunca hiç bir şeye fazla kafa yorup endişelenmemesi, sadece dinlenmesi gerekiyordu. Bu sabah yeni bir enerjiyle kalkıp bunları yazdım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2905795990938496254?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2905795990938496254/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2905795990938496254' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2905795990938496254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2905795990938496254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/guzel-bir-cumartesi-gunu-allah-hayr.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-pEOZBtcBDJc/TttBjeUWOJI/AAAAAAAABTE/jccD0F2UGkw/s72-c/IMG_0160.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1169348965993903407</id><published>2011-12-03T20:02:00.006+02:00</published><updated>2011-12-03T21:45:10.225+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dreams and Family'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Feminism'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;All the single ladies!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bu aralar karşıma hep yalnız kadınlar çıkıyor. Ece Temelkuran &lt;i&gt;İkinci Yarısı&lt;/i&gt;'nın başında şöyle diyor: "Bizim gibilerin nasıl yaşlanacağı belli değil. En çok bu bakımdan dolandırıldık sanırım. Kalbin emniyeti için hasis duygusal yatırımlarımızı yapmadık. Hayatımızın güvenliği için insanları ölçüp biçip biriktirmedik. Ruhsal emekliliğimiz için kenara, tatsız olsa da sağlam diye ilişkiler koymadık."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sonra Rampa'da "&lt;i&gt;Gelecek Program&lt;/i&gt;" adlı sergisini açan ressam &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&amp;amp;ArticleID=1071038&amp;amp;Date=30.11.2011&amp;amp;CategoryID=79"&gt;Leyla Gediz'in röportajını&lt;/a&gt; gördüm &lt;i&gt;Radikal&lt;/i&gt;'de. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: bold; vertical-align: baseline; border-style: initial; border-color: initial; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;strong style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; vertical-align: baseline; border-style: initial; border-color: initial; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;b&gt;Bu süreçte ‘aile’ meselesi sizi hayli meşgul etmiş anlaşılan...&lt;/b&gt; Kendi adıma bir aile kurmakla ilgili yeteneksizliğim diyeyim. Kendimi buna çok uzak hissetmem, bunun artık çok olmayacak bir şey gibi durması. Bu ana kaynak ama kendi ailemin içinde dağılma, parçalanma tehlikeleri de beni bir o kadar huzursuz etti. Yakın çevremizde sürekli, evlenenlerin boşanması, beraberliklerinin sonlanması... Belki bu doğal akış ama çocukluğumdan getirdiğim biraz romantik düşüncelerime ters düşen şeyler. Çocuklukta dinlediğimiz masallardan en azından birisi de tutsun değil mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kodak’tan esinlendiğiniz ‘Mutlu Aile’ serisi nasıl çıktı ortaya.&lt;/b&gt; Bir arkadaşın düğününde çektiğim fotoğrafları yıkatmıştım. Zarfıyla birlikte bir kenarda duruyordu negatifler. Pek de mutlu değildim o düğünde, sevgilimden yeni ayrılmıştım. Kodak zarfının üstündeki fotoğraf o. Kodak hayatta fotoğrafı çekilmeye layık tek konu olarak ideal aileyi belirlemiş, kumsalda koşuyorlar mutluluk içinde. İki çocuk oynarlarken ya da bir ressam tablosunun başında çalışırken ya da biri dağa tırmanırken değil, değil, değil. Aile… Her toplumda bu sanki en önemlisi. Amaç bu, mutluluk bu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Dün &lt;i&gt;Atlantic&lt;/i&gt; dergisinde &lt;a href="http://www.theatlantic.com/magazine/archive/2011/11/all-the-single-ladies/8654/4/?single_page=true"&gt;upuzun bir yazı&lt;/a&gt; okudum, neden gittikçe daha çok kadının bekarlığı seçtiği (ya da seçmek zorunda kaldığı) üzerine. Otuz sekiz yaşında Kate Bolick isminde bir gazeteci yazmış, kendi tecrübesini de anlatmaktan hiç çekinmeden. Yazı genelinde çok ilginçti, ama iki fikir zihnimde özellikle yer etti. Birincisi, bekar hayatımızı geçici bir dönemmiş gibi görmekten vazgeçmemiz gerektiği. Bir yerde geçici olarak bulunsanız ve başka bir yere gitmek için günleri sayıyor olsanız, oradaki günlerinizi güzel geçirmek için çaba harcamazsınız. Ama durumunuzu kabullenirseniz, "asıl" hayatınıza başlamak için bir sonraki yere gitmenin şart olmadığını anlarsanız, yaşadığınız hayatın tadını çıkarmaya başlarsınız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;"Bütün bu zaman boyunca bekar hayatımı geçici bir dönem gibi gördüm, ruh halime göre ya tadını çıkarmam ya da çabucak sonlandırmam gerektiğini düşündüğüm bir dönem.... ama şimdi bir başka ilişki daha bittiğine göre, varsayımlarda bulunmak çok zor. Hiç olmayabilir. Belki 42'ye kadar olmaz, ya da 70'e kadar. Bu o kadar kötü mü? Bekar hayatımı geçici olarak görmeye son verirsem belki daha... mutlu olabilirim. Belki sonunda gerçek bir bekar kadın olmanın ne anlama geldiğini çözebilirim."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; line-height: 19px; " &gt;İkinci iyi fikir ise hayatınızdaki aile ve arkadaşlık ilişkilerinin de romantik ilişkiler kadar önemli olduğu ve arkadaşlarınızın, ailenizin yanında olmanız gerektiği. Onların size, sizin onlara ihtiyacınız var (ve bu hayatınızın erkeğini bulsanız da değişmeyecek.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; " &gt;Biz kiminle evli olup olmadığımızdan çok daha fazlasıyız: biz aynı zamanda arkadaşlarız, torunlarız, kuzenleriz vesaire... Bu ağların derinliği ve karmaşıklığını görmezden gelmek duygusal tecrübelerimizi kısıtlamak olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; " &gt;Ağabeyimin iki küçük kızı bana öyle aklıma gelmeyecek duygular yaşattılar ki, hala/teyze'nin yükselişine tanık olduğumuzu düşünmeye başladım. Aileme her zaman çok yakındım, ama yeğenlerimi karşılamak bir başkasına değer vermenin nasıl bir ödül olduğunu bana yeniden hatırlattı. Bu dünyada sevgiyi yaşamanın bir çok yolu var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;"&gt;Keşke kadınlar değerlerini erkeklerin kendilerine verdiği değerle ölçmekten vazgeçebilseler. Keşke hepimiz sağlıklı, güçlü geçirdiğimiz her günün, hayatımızdaki her insanın değerini bilebilsek. Her şeye, herkese merakla bakabilsek. Beklemeyi bırakıp yaşamaya başlayabilsek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; line-height: 19px; "&gt; O zaman erkekler kendilerine çekidüzen verirler, hadlerini bilirlerdi belki. Ama sanırım burada da bir "collective action" sorunu var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: georgia; line-height: 19px; " &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px;" &gt;Özgürleşmeye zihnimizde başlamamız gerekiyor. İşte de, aşkta da zihnimizin bütün seçeneklere açık olması gerekiyor. Bir ilişkinin ya da evliliğin amaç değil, mutluluk için bir araç olduğunu, üstelik tek araç da olmadığını anlamamız gerekiyor. Ama en önemlisi kendi değerimizin farkında olmamız gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1169348965993903407?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1169348965993903407/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1169348965993903407' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1169348965993903407'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1169348965993903407'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/all-single-ladies-bu-aralar-karsma-hep.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4918860461571042720</id><published>2011-12-02T21:04:00.002+02:00</published><updated>2011-12-02T21:08:20.950+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" &gt;(Son beş cümlesi belli hikayeyi tamamlama ödevi.)&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Her şey beklenir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapıyı açar açmaz boynuna sarılıp öptüm onu: “Ben de geliyorum!”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nereye?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Nereye olacak, Londra’ya!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Durdu. “Aa ciddi misin? Nasıl oldu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ceketimle çantamı çıkarırken anlatmaya başladım: “Yüksek lisans başvurum kabul edilmiş! Çok iyi bir program sayılmaz ama olsun, mezun olduktan sonra da bir yıl oturma izni alabileceğim. Bu arada mutlaka bir iş bulurum.” Yemek masasına tabaklar, bardaklar, atıştırmalık bir şeyler çıkarıyordu. Uzanıp ağzıma bir parça peynir attım. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yüzüme bakmadan, “istifa ettin mi?” diye sordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Evet, öğrenir öğrenmez Mehmet Bey’le konuştum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne içersin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Şarap açıp kutlayalım mı?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben ilaç alıyorum ama sana koyayım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben de içmeyeyim o zaman. Su yeter.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Masaya oturup sessizce onu izlemeye başladım. Çok sevineceğini düşünmüştüm ama sevinmemişti. Her şeyin çok güzel olacağına olan inancım kocaman, renkli bir balonsa, hızla sönüyordu. Hatta sanki ben bir balondum da, hızla sönüyordum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ee, Londra nasıldı? ,” diye sordum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Çok yoğundu. Ofistekilerle tanıştım. Bir sürü toplantılar oldu.” Bardağıma su koyup oturdu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ev bakmaya vaktin oldu mu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hiç olmadı. Sen toplanmaya başladın mı? Sizin şirkette ihbar süresi ne kadar?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bir ay.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Keşke istifanı vermeden konuşsaydık.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Neyi?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben daha orada kalıp kalmayacağımı bile bilmiyorum. Ev bulmak lazım, bir yandan çok uzun saatler çalışmam gerekecek. İlk bir kaç ay tek başıma kalıp her şeyi düzene sokmayı düşünüyordum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Daha bir hafta önce “keşke sen de Londra’ya gelebilsen!” diyen adamdı bu. Yüksek lisans programına kabul edildiğimi öğrendiğimden beri ilk defa geride bırakacağım hayatı düşündüm. En yakın  arkadaşlarımı, bin bir zorlukla bulduğum işimi, güzelce döşediğim evimi. Hepsini bu adam için mi terkediyordum?  Sert ve soğuk betona düşmüş gibi bir hisse kapıldım. Konuşunca kendi sesimi tanıyamadım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Acayip bir hisse kapıldım,” dedim. “Sanki bir daha hiç görüşmeyecekmişiz gibi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne demek şimdi bu?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Önümüzdeki bir kaç ay görüşmeyelim. Sen yerleşince beni ararsın... Bakarız.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bekledim ki itiraz etsin, hiç olur mu öyle şey, sen beni yanlış anladın desin. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Haklısın,” dedi. “Belki de böylesi daha iyi.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir buçuk yıl sonra ondan bir mesaj aldım. Hiç beklemediğim bir şeydi bu. Nerede olduğumu soruyor, görüşmek istiyordu. Hayır diyemedim. Spitalfields’daki Market Coffee House’ta buluştuk. Dışarıda yağmur yağıyor, içerisi süt ve kek kokuyordu. Noel şarkıları çalmaya başlamışlardı. Meşe masalarla sandalyeler insanın içini ısıtıyordu. İnsan etrafındaki mutlu insanlara bakıp mutluluğa hakkı olduğunu düşünüyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Demek bu kadar zamandır burdaydın ha,” dedi. “Neden haber vermedin?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Senin için önemli olmadığını düşündüm.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne yapıyorsun?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“OMG’de çalışıyorum.” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Geçen bir buçuk yıl gururla söylenmiş kısa bir cümleyle anlatılabiliyordu işte. Aşk da, öfke de insanı verdiği kararlarla, ettiği laflarla baş başa bırakıp ortadan kayboluyordu. Bir cesedin yanında uyanıp hiç bir şeye anlam veremeyen biri gibi kalakalıyordu insan. Sonra sadece ayakta kalmaya çalışıyordu ve sadece ayakta kalabilmek yetiyordu, başka hiç bir şey gerekmiyordu. Zaman geçtikçe kafa dengi insanlarla tanışıyordu, insanların iyiliğini görüyordu ve onları tanımış olmayı eski hayatına değişmeyeceğini farkediyordu. İçinde en ufak bir pişmanlık kalmıyordu o zaman. Hatta neredeyse ne kadar güçlü olabildiğimi görmeme vesile olduğu için ona teşekkür edecektim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Senin adına sevindim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sessizlik oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Konuşmak istiyorum demiştin. Konu ne?” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bana kızgın olduğunu biliyorum,” dedi. “Ama o zaman önce kendi hayatımı yoluna koymam gerekiyordu.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Koyabildin mi bari?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sanki içinde bulunduğumuz durumun keyfini çıkarıyor olduğumu anlamış da hoşgörüyormuş gibi gülümsedi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İstanbul’a dönüyorum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Niye?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Yoruldum. Mert’le kendi büromuzu açacağız.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Hayırlı olsun.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sanki eğlenceli bir oyun yarıda kalmıştı. O zaman niye benimle görüşmek istemişti ki? Tepkimi anlamak için yüzüme baktı, gözlerimi pencereden dışarı çevirdim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Geçen zamanda benim için ne kadar değerli olduğunu anladım. Belki yanımda olsaydın bu kadar yorulmazdım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ses çıkarmadım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sen ne düşünüyorsun?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ne konuda?”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Herhalde hep burada kalmayacaksın.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sanırım bir süre daha kalacağım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“İstanbul’a gel.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bunu kabul edebileceğimi düşünüp söylemiş olması bana o kadar inanılmaz geldi ki, o ana kadar korumayı başardığım seviyeli duruşuma hiç uymayan şu cevabı vermekten kendimi alamadım:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Sen kafayı kırdın herhalde.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hiç alınmadı. Sanki bana güven vermesi gerekiyormuş gibi gözlerini gözlerime dikip: “Hayır, son derece ciddiyim.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kadınlar çoğu zaman kendilerine gösterilen ilginin, romantizmin, edilen iltifatların formalite icabı olduğunu bilirler, ancak kafaya alınmayı istiyorlarsa bunu görmezden gelirler, hatta bu hoşlarına gider.  Böyle bir niyetleri yoksa ya da bu artık ellerinden gelmiyorsa, böyle duygusallıklar ancak öfke kaynağı olabilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Ben bir yere gitmiyorum.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Telefonunun o nefret ettiğim zili çaldı, gelen mesaja baktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Özür dilerim, gitmek zorundayım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Atkısını, şemsiyesini alıp kalktı. Eğilip yanağımdan öptü. Sonra cüzdanını çıkarıp masaya kartını bıraktı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Düşün,” dedi. “Ben bir ay daha burdayım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kapıdan çıktı ve aklıma bir ihtimalin tohumunu ekmiş olmanın rahatlığıyla işine döndü. O tohum nasıl olsa kendi kendine büyürdü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;***&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#222222"&gt;Bu son karşılaşmamız oldu. Uzun bir zaman sonra gazetede ölüm haberini aldım. Hiçbir şey hissetmedim. Tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi. Ancak şimdi fark ediyorum içimde ağır bir taşın büyümekte olduğunu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4918860461571042720?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4918860461571042720/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4918860461571042720' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4918860461571042720'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4918860461571042720'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/12/son-bes-cumlesi-belli-hikayeyi.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-913179196704710445</id><published>2011-11-16T22:32:00.001+02:00</published><updated>2011-11-16T22:39:48.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>(Yaratıcı Yazarlık Kursu "bilinmeyen bir dilden çeviri" ödevi, 2 Kasım)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Alışveriş&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Bu koltuk güzel,” dedi Oscar, Sibel koltuğun etrafında dolaşıp hem koltuğu, hem göz ucuyla etraftaki diğer koltukları inceledi, koltuğa oturdu. Yorgundu Sibel, kocasının elindeki Coca Cola’dan bir yudum aldı, beraberce eciş bücüş yazılarla dolu alışveriş listesini incelemeye koyuldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yatak, yemek masası, giysi dolabı ve kitaplıktan başka bir şey seçmemiş miyiz daha?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rafları, çekmeceleri, askıları, kutuları unutma, bir şey seçmek için on şey seçmek gerekiyor. Sen bana Aspirin verecektin,” dedi Sibel bir solukta. “Of yaa, taşınma işini böyle hayal etmemiştim!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Daha koltuk, koltuğun önüne masa, televizyon sehpası, yemek masası için sandalyeler, çalışma masası, çalışma masası için sandalye…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Resimler de alacağız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabii tabii…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saksılar almamız lazım, balkon iyi güneş alıyor. Bitkisiz ev soğuk oluyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabii tabii…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Perde de alacağız, ama perde mi alsak jaluzi mi karar veremiyorum, jaluzilerin hep tozunu almak lazım ama perdeleri de yıkamak lazım, ama jaluzilerin çubukları kırılıyor perde alalım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tabii tabii…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yeter!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibel İstanbul’a geldiklerinden beri büyük stres altındaydı, iki aydır kendi ailesinin yanında kalıyorlardı, doktora dersleri başlamış olmasına rağmen ev bulmak ona düşmüştü. Kocası gelir gelmez mide fesadına uğramış, sonra günlerini şehri gezip fotoğraflar çekerek, son bir kaç haftadır da darbuka kursu ile geçirmişti. Oscar’a kalsa karısının ailesiyle yaşamaktan da, bütün gün kendi deyimiyle bu büyülü şehirde gezip tozmaktan da, yeni arkadaşlarının müzik grubunda darbuka çalmaktan da memnun yaşayıp giderdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çantasından Novalgine bulup karısına verdi. Elini karısının bacağına koydu, arkasına yaslandı, mobilyalar arasında dolaşan insanları, koşuşan çocukları yüzünde eğlenir bir anlatımla izlemeye koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu rahatlığın beni çok yoruyor, kalk artık,” dedi Sibel, kocasının elini kucağından alıp koltuğa bıraktı, ayağa kalktı. Oscar kıpırdamadan karısına baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sakin ol,” dedi Oscar. Önce elindeki listeyi ve teneke kutuyu karısına uzattı, sonra koltuğa yayılmış kabanıyla çantasını sakin hareketlerle, çevresine bakınarak toparladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben buraya sen mutlu olasın diye geldim, bunu unutma. Buraya gelmeden önce senin için ne yapıp ne yapmadığımın hiçbir önemi yoktu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin yapmadığın her iş benim üzerime kalıyor, artık genç değiliz ve burada bir düzen kurmak zorundayız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sibel Oscar’ı bırakıp yürüdü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-913179196704710445?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/913179196704710445/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=913179196704710445' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/913179196704710445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/913179196704710445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/11/yaratc-yazarlk-kursu-bilinmeyen-bir.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6016264980110062967</id><published>2011-11-09T17:45:00.010+02:00</published><updated>2011-11-09T21:29:36.263+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Memory'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Jean Charles de Menezes'e ağıt*&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü hale ilişkin notlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal çevremiz fakir ve tehlikeli. Sanatsal çalışma bunu değiştiremez, ama kaydını tutabilir. Görüş de sunabilir, hiç sorulmadıysa da.&lt;br /&gt;Silahlı adamlar kalabalığın ortasındaki herhangi birini suçlu göründüğü için öldürdüğünde, bu bize geçmeyen bir geçmişi ve bilmek istemediğimiz bir geleceği hatırlatır.&lt;br /&gt;Şu sıralar kurbanlar o kadar çok ki, bir başkası için üzülmek hata olur. &lt;br /&gt;Adalet istemek patetik olur: Bir kurban için tek adalet intikamdır ve intikam savaşı besler.&lt;br /&gt;Gücün şiddeti artık bir felaket değil, çok önemli bir şeyin göstergesi: İsyankar rüyalarımızı bile yapılandıran demokrasi yalanının sonu geldi.&lt;br /&gt;Bizi içine dahil eden savaşın ana özelliği, bir dizi can kaybı gibi gözükmesi.&lt;br /&gt;Hepimizi suçlu kurbanlara dönüştürüyor. Bizi kendi ülkemizde yabancı yapıyor.&lt;br /&gt;Yaşadığımız olağanüstü hal artık olağan hale geldi ve bundan kurtulmanın tek yolu korkumuzu terkedip elimizde kalan tüm imkanlarla gücün terörünü hor görmek.&lt;br /&gt;Her şeyi hatırlamak, hafızamızla direnmek, tahakkümün susturduğu hikayeleri anlatmak, kendi güvenlik fikrimizin kurbanları olmayı reddetmek, bu bir başlangıç olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Jean Charles de Menezes, 7 Temmuz 2005 Londra saldırılarından iki hafta sonra polis tarafından şüphelilerden birine benzetildi ve bir metro istasyonunda yedi kurşunla öldürüldü. Bu yazıyı Claire Fontaine yazmış, ben çevirdim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bienal ve tarihin akışı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu sonbahar yapmak istediğim üç şey vardı: Yaratıcı yazarlık kursu, Filmekimi ve &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Sms8WP04ByY&amp;amp;feature=related"&gt;Bienal&lt;/a&gt;. Bienalle ilgili seyredip duyduklarım biraz hevesimi kaçırmıştı, ama annem de gitmek isteyince iki gün önce gittik. Liman İşletmeleri'nin İstanbul Modern'in yanındaki iki antreposu bienale ayrılmış. Kuratörler Jens Hoffmann ile Adriano Pedrosa, Küba asıllı Amerikalı sanatçı Felix Gonzalez-Torres'in eserlerinden hareket ederek beş tema belirlemişler: Soyutlama, Ross (eşcinsel aşk diyebiliriz), Pasaport, Tarih ve Ateşli Silahla Ölüm. Karma sergilerin etrafındaki küçük odalarda kişisel sergiler bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaş sanata karşı önyargılı olmama rağmen iyi ki gitmişim. Aklımda çok şey kaldı, ama en çok sevdiklerim: İçinden kurşun geçen dia gösterisi (William E. Jones, Antrepo 3), tüfek anıtı (Eylem Aladoğan, 3), yukardaki not (Claire Fontaine, 3), İsraillilerin patlattığı evlerden çıkan eşyalar (Bisan Abu-Eisheh, 3), Abadan Rafinerisinden dışarı akan işçiler (Nasrin Tabatabai ve Babak Afrassiabi, 3), Yıldız Moran Arun'un fotoğrafları (3), İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana radyo programlarının ve röportajların plak kapakları (Dani Gal, 3), İran Devrimi sırasında Amerikan Büyükelçiliği çalışanlarının kağıt kıyma makinesine attığı memolar (Tarih, 3), O.K: Büyük hızla kağıt damgalayan el (Tarih, 3).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Calder'in "&lt;a href="http://www.frieze.com/shows/review/alessandro_balteo_yazbeck/"&gt;Vertical Constellation with Bomb&lt;/a&gt;" heykeli (Alessandro Balteo Yazbeck ve Media Farzin, 5), "soyut emek" - içinde delik olan kürek (Soyutlama, 5), Kutluğ Ataman'ın askerlikten muaftır kağıdı (Ross, 5), İsrail kurulana kadar Orta Doğu'da serbestçe dolaşıldığını gösteren pasaportlar (Pasaport, 5), güvenlik için karıştırılan çantalar (Pasaport, 5). İtiraf ediyorum beşinci antrepoyu üçüncüsü kadar ayrıntılı gezmeye halimiz kalmamıştı. Ayrıca annemin deyimiyle antrepolarda "soğuk yerleştirmesi" vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen insan tarihin akışını, ya da Ece Temelkuran'ın sevdiğim yazısındaki gibi &lt;a href="http://www.haberturk.com/haber/haber/683410-genc-gazeteci-ihtiyar-gazeteci"&gt;insanlığın kaderinin bir parçası olduğunu&lt;/a&gt; unutuyor. Sanki dışarda olup bitenlerin bizim yaşamımızla hiç bir ilgisi, ona hiç bir etkisi yokmuş, olamazmış gibi yaşamaya devam ediyoruz. Ama sanat bize hatırlatıyor. Haksızlıkları, mücadeleleri, insanların nasıl sürüklendiklerini ve hayatlarının hallaç pamuğu gibi nasıl atıldığını hatırlatıyor. Bienal, o akışın gücünü hissettirebildiği için bu kadar güzeldi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6016264980110062967?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6016264980110062967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6016264980110062967' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6016264980110062967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6016264980110062967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/11/jean-charles-de-menezese-agt-olaganustu.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3452142027879007099</id><published>2011-11-09T15:53:00.006+02:00</published><updated>2011-11-09T18:57:28.339+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Memory'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Love'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Trajedi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Son iki Cumadır Ingmar Bergman filmleri izliyorum. Önce &lt;em&gt;Yaz Oyunları&lt;/em&gt;'nı izledim, sonra &lt;em&gt;Yaban Çilekleri'&lt;/em&gt;ni. &lt;em&gt;Yaz Oyunları&lt;/em&gt;'nda yirmili yaşlarının sonunda bir balerin, kendisine eski sevgilisinin günlüğü gönderilince, onunla birlikte bir yaz geçirdiği adaya gider. O adada gezerken, biz de on yıl önceki bu aşk hikayesine şahit oluruz: iki sevgili ne kadar genç, coşkulu, masumdurlar. Anlarız ki trajik biten bu hikayenin ardından balerin, kendisinden epeyce büyük bir "aile dostlarının" yardımıyla, o güzel yazı unutabilmek için çevresine "duygu geçirmeyen" bir duvar örmüştür. Balerinin on yıl önceki haliyle şimdiki hali arasında, adada geçirdiği günlerle soyunma odasında ve sahnede geçen günler arasında öyle büyük fark vardır ki. Ancak hatırlamak iyi gelir, filmin sonunda iyileşmeye başladığını görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yaban Çilekleri&lt;/em&gt;'nde ise yaşlı bir doktor, kendisine ölümü hatırlatan korkunç bir rüya görünce, jübile töreninin yapılacağı Lund'a arabayla gitmeye karar verir. O sırada yanında bulunan gelini de yolculukta ona eşlik edecektir. Yolda durup doktorun çocukluğunu geçirdiği evi ziyaret ederler. Doktor sevgiyle kalabalık ailesini, güzel çocukluğunu ve kendisini terkedip abisiyle evlenen kuzinini hatırlar. Bu sırada İtalya'ya gitmek için yola çıkmış üç genci Lund'a kadar götürmek üzere arabaya alırlar. Burada da, &lt;em&gt;Yaz Oyunları&lt;/em&gt;'nda olduğu gibi, gençlerin neşeli hareketliliğinin önünde doktor ve gelininin tasalı durgunluğu iyice üzücü gözükür. Yol boyunca doktor, doktorun annesi ve doktorun oğlu hakkında bilgi ediniriz: Üçü de kendilerini seven insanlara duygularını gösteremezler; güçlü, prensip sahibi ve bir duvar gibi soğukturlar.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İki filmde de güzel, sıcak, sevgili anıların arasında karşımıza çıkar yaban çilekleri. Ekşi Sözlük'ten öğrendiğime göre İsveççe'de insanın kendine sakladığı, koruduğu ve sevgiyle hatırladığı en güzel anılara yaban çilekleri denirmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmleri izledikten sonra aklıma şu geldi. İnsan çocukluğunu ve gençliğini güvende geçirdiyse, geleceğin hep güzel şeyler getireceğini düşünüyor. Aslında bu konuda düşünmüyor bile, öyle varsayıyor. Ama biraz yaş alınca yanlış kararların, kaçırılan fırsatların, giden insanların hayatında nasıl geri dönüşsüz, doldurulması mümkün olmayan boşluklar açabileceğini anlıyor. Yani dokunulmazlığı olmadığının, kendi eliyle kendi hayatını mahvedebileceğinin &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/zaman-bir-yerden-ya-da-hayatndaki-her.html"&gt;farkına varıyor&lt;/a&gt;. Her kararın mantıklı sebepleri vardır, ama bazılarının sonuçları trajik olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3452142027879007099?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3452142027879007099/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3452142027879007099' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3452142027879007099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3452142027879007099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/11/trajedi-son-iki-cumadr-ingmar-bergman.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2709960453163450327</id><published>2011-11-02T22:08:00.002+02:00</published><updated>2011-11-02T22:12:38.132+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fear'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yürüyüş&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün durdu, önünde yükselen yokuşa ve onu daha şimdiden bir keçi gibi neşeyle tırmanmakta olan Ali'ye baktı. Çayır mavi gökyüzünün, beyaz yuvarlak bulutların altında yemyeşil, yumuşak bir halı gibi yükseliyordu. Yer yer yıkılmış taş bir duvarın yanından yürüyorlardı. Saat öğleden sonra dörttü ve güneş artık ısıtmıyordu. Birden kendisini felç eden bir kötümserliğe kapıldı. İçindeki şalterler inmişti sanki. "İşte," dedi, "beni bırakıp gitti. O da benden sıkılmaya başladı. Saat şimdiden dört oldu, nasıl yürüyeceğiz bu kadar yolu?" Yavaş yavaş tırmanmaya başladı ama kötü düşüncelerinden kurtulamıyordu. Bazen Ali kendini kaptırıp hızlıca tırmanıyor, arada durup fotoğraf çekiyor, bu sırada Nilgün’ün yetişmesini bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıktıkları yerden aşağıdaki göl ve çevresindeki tepeler çok güzel görünüyordu. Gölün üstü akşamüstü güneşiyle ışıl ışıldı, ağaçlarla kaplı küçük kara adacıklar vardı. Geldikleri yana döndüklerinde kasabayı ve ardında başka tepeleri görebiliyorlardı. Ali kayaların üstüne çıkıp fotoğraf çekti. Nilgün manzaraya baktı, sırt çantasını yere koyup gerindi, derin bir nefes aldı. Her şey çok güzeldi, bunun tadını çıkarması gerektiğini düşündü. Ama bu mümkün değildi hiç. Tanpınar’ın Huzur’da dediği gibi mutluluğu sessizce yol kenarına bırakmanın bir yolunu bulurdu hep. Bir kayanın üzerine oturup çantasını kucağına aldı. Aklında önlerindeki yürüyüş vardı ve korkuyordu. Bu rotayı öğle yemeği yerken yanlarındaki kitaptan seçmişlerdi. Sabah yaptıkları yürüyüşten daha uzun ve zordu. Yolun bir yerinde uçurumun kenarından yürüyecekleri, dikkatli olmaları gerektiği yazıyordu. Kitaba bakılırsa sekiz yaşından büyük bir çocuk bu yoldan yürüyebilirdi, ama bu Nilgün'ü rahatlatmıyordu. Ali'nin kendi fotoğrafını çektiğini farkedince gülümsedi, ayağa kalktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duvarın yanından yürümeye devam ettiler; bu kez aşağı iniyorlardı. Bir süre sonra Ali durdu, elindeki kitaba bakıp gülerek, “birazdan uçuruma geliyoruz,” dedi. “Bir de alternatif rota var, duvarın arkasından gidiyor.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben ordan gideyim, sonra buluşuruz,”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Nilgün’ün elini tuttu, “olmaz öyle şey, ben de seninle gelirim o zaman.” Bir kaç adım sonra: “Ama manzara çok güzelmiş.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün bir şey demeden durdu. O da bu kadar yolu geldikten sonra manzarayı kaçırmak, zorluktan kaçmak istemiyordu. Oyunbozanlık yapmak hiç istemiyordu. Ali “söz elini bırakmayacağım,” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümeye devam ettiler. Dar, toprak, taşlı yol artık uçurumun kenarından ilerliyordu ve Nilgün’e öyle geliyordu ki, uçuruma doğru eğimliydi. Bir adım daha atacak cesareti yoktu. Ali uçurumdan dışarı uzanan bir ağaçtan destek alıp biraz aşağıdaki bir kaya parçasına bastı, “Şimdi şuraya bas, şimdi buraya,” diye başıyla işaret edip Nilgün’ün geçmesine yardım etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün geçerken bir an manzarayı gördü: Göl aynı göldü, ama o küçük aralıktan gözüne daha başka, daha parlak gözüktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok geçmeden yol uçurumdan uzaklaştı, ama bu sefer de iyice dik bir yokuşa dönüştü. Çam ağaçlarının arasına girdiler, üzeri cilalanmış gibi parlak taşların üzerinden indiler. Nilgün artık ne zaman kayıp düşmekten korksa Ali’ye söylüyor, Ali de bir yandan elini tutarken bir yandan bir adım önünden yürüyüp nereye basacağını gösteriyordu. Nilgün artık kaygan taşların üzerine yan basması gerektiğini öğrenmişti. Yanlarından akan ince derenin üzerindeki tahta köprüde durup fotoğraf çektiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gölün kıyısına indiklerinde Nilgün o kadar rahatlamıştı ki kafasında huzurunu bozacak hiç bir tasa, hiç bir düşünce barınamıyordu. Ali’nin koluna girdi, yürüdüler. Biraz sonra yolları gölden uzaklaştı, çevrelerinde koyunlar, keçiler belirdi. Ali Nilgün’ün gerideki tepelere baktığını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak, bunları aşmıştım diyeceksin,” dedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2709960453163450327?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2709960453163450327/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2709960453163450327' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2709960453163450327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2709960453163450327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/11/yuruyus-nilgun-durdu-onunde-yukselen.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6635661627990791378</id><published>2011-10-22T00:40:00.002+03:00</published><updated>2011-10-22T00:43:28.229+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Hikayeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Feminism'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yenilgi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Nilgün otelin sabah güneşiyle aydınlık yemek salonuna girdi. Arkadaşının oturduğu masayı aradı, odanın iki büyük penceresinden birinin kenarındaki masada Işık’ı gördü, çabuk adımlarla yanına gitti. Işık seyahat kitabına bakarak çay içiyordu, Nilgün masanın kenarında durdu, suçlu suçlu bakıp “beklettim seni,” dedi, “bir şeyler alalım mı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık kalktı, kahvaltılarını aldılar. Masalarına dönerken Nilgün tekrar kitabı gördü: “Ee, gidiyor muyuz Freud’un evine?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben de tam ona bakıyordum. Öğlene doğru çok sıra oluyormuş, kahvaltıdan kalkar kalkmaz gidelim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizlik oldu. Nilgün en samimi arkadaşıylayken bile sessizlikten hiç hoşlanmazdı. Ona göre sessizlik insanlar arasındaki uzaklığa, ulaşılmazlığa delaletti. Sırf bu korkusu yüzünden lüzumsuz şeyler söylediği çok olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Dün gece aklıma ne geldi,” diye başlayıp kafasını toplamak ister gibi bir an pencereden dışarı baktı. “Freud demiş ki, erkeklerin hem erotik fantezileri varmış, hem de başarılı olmayı, bir yerlere gelmeyi falan hayal ediyorlarmış. Kadınlarınsa sadece erotik fantezileri varmış.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık tereyağı sürmekte olduğu ekmek diliminden başını kaldırıp bir an Nilgün’e bakarak: “İyi halt etmiş.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün arkadaşını bunun üzerinde tartışmaya değer bir konu olduğuna inandırmaya çalışarak: “Ben de ilk duyduğumda öyle dedim. Ama sonra düşündüm. Yani ne çok şeyin sebebinin erkekler olabildiğini düşündüm.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık yeşil gözlerini çay fincanının ardından sabırla (sabırsızlanmaya başlıyordu) Nilgün’e dikip: “Ne mesela?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık’ın bakışı Nilgün’ün şevkini kırdı, işi teorik yönden ele almaya karar verdi: “Yani bir şeyi yapma motivasyonundan bahsediyorum. Birisi için caz dinlemeye başlamak ya da bir yere taşınmak gibi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık gülümsedi, “Aşık olan herkes yapar bunları kadın erkek farketmez. Herkes birbiri için bir şeyler yapar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ama kadınlar bunu daha sık yapıyorlar. Bir ilişkiye başlıyorlar, ya da çocuk sahibi oluyorlar, onun dışındaki her şey anlamsızlaşıyor. Ya da yalnızken birden her şey anlamsız gelmeye başlıyor. Daha çabuk yoruluyoruz sanki.” Düşüncelerini toplamak için bir an sustu, Işık da karşılık vermeyince devam etti: “Altın Defter’deki ana karakter şöyle diyordu: Tek gerçek duygusu bir erkeğe karşı olanmış. Diyordu ki, duygularım içinde yaşadığım çağa uymuyor ama gerçek bu…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık bir elinde elma, diğer elinde bıçak durdu. “Bu söylediklerinin kadınla erkek farklı yaratılmıştır diyenlerden hiç farkı yok. Seçim hakkı verilse bundan farklı bir şey seçmezlerdi demek gibi bir şey. Bir şeyi değiştirmeye de gerek yok, sürüp gitsin her şey böyle.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öyle bir şey demedim. Kendi adıma konuşuyordum daha çok.” Nilgün yeterince dürüst olan herkesin benzer şeyleri itiraf edeceğini düşünür, oyun bozanlık yapan arkadaşlarına kızardı. Bu da bir uzaklık belirtisiydi onun gözünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işık elindeki elma dilimini ısırdı, çiğnedi, yuttu. “Keşke herkes ne yapıyorsa tek sebebi kendi seçimleri olsa,” dedi. “Bir kadın bir ilişkide, çocukta ya da evlilikte anlam arayabilir, bulabilir de. Ama bu bir kadın için anlamlı olan tek şeyin bu olduğu anlamına gelmez.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün arkadaşına içerledi. Ne olurdu sanki kendisi gibi içten olabilseydi, çokbilmişlik taslamayıp zaaflarını itiraf edebilseydi. Böyle dümdüz konuşmasaydı, arkadaşının kırılabileceğini düşünseydi. Ağızlarının tadı kaçmasaydı şimdi, daha kaç gün vardı? İki gün vardı. Sessizlikte duyduğu paniğin bir benzerinin içinde yükseldiğini duydu. Işık arkadaşına gülümsedi, “Kalkalım mı artık?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii tartışma bitebilir artık onun için. Ya doğruyu söylüyorsa? Ya sahiden Nilgün’den güçlüyse? Işık konuyu dağıtmak için bir şeyler söyledi ama Nilgün duymadı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6635661627990791378?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6635661627990791378/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6635661627990791378' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6635661627990791378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6635661627990791378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/10/yenilgi-nilgun-otelin-sabah-gunesiyle.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-7257081772753004375</id><published>2011-10-21T22:32:00.004+03:00</published><updated>2011-10-21T23:58:42.042+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Sistem eleştirisi&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu son terör olayından önce New York ve Londra'daki "occupy" eylemleri konuşuluyordu bizde de, bu sistemde yanlış olan ne diye tartışmalar oluyordu. Her ne kadar Nagehan Alçı krizin devlet müdahalesi yüzünden çıktığını, isyancıların borsacı olmak istediğini ve Che Guevera'nın vampir olduğunu iddia etse de, içimize bir kurt düşmüştü maalesef. Ben de çalışmaktan sistemi mistemi unutmuşum, geçen sabah boş bir anımda aklıma geldi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sistemin sorunu bence hiç günahsız, sıradan bir insanın hayatını mahvedebilme potansiyeli. Bu insanın istediği okula gitmesine, istediği işte çalışmasına, başkalarına zarar vermediği sürece istediği gibi yaşamasına, önemli bulduğu bir fikri savunmasına izin vermeyişi. Bir yandan da aynı insanın güvencesiz yerlerde çalışmasına, aylarca, yıllarca işsiz kalmasına, etrafındaki erkeklerin boyunduruğuna girmesine, kanserojen şişelerden su içmesine, mısır şuruplu tatlıları yemesine, başına yağmurda beton parçaları düşmesine, yardım diye verdiği bağışların birilerinin cebine gitmesine, Hizbullahçılarla Deniz Fenerciler salıverilirken sadece bir yazı yazdı, pankart açtı diye aylarca hapislerde çürümesine ve hiç bir şeyi değiştirmeyen bir savaşta ölmesine izin vermesi. Daha da kötüsü bu insanın yobaz bir hakim, savcı, politikacı, gazeteci, polis, asker ya da bürokrata dönüşmesine izin vermesi. Yani bu sistem izin vermesi gereken şeylere vermiyor, izin vermemesi gereken şeylere veriyor. Bütün bu faaliyetlerini de bizim vergilerimizle, çalışmamızla ve tüketmemizle, yani varlığımızla sürdürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bütün bunları ben tekrar tekrar yazdım. Ama baktım ki unutuyorum (çünkü güce karşı bireyin çırpınışı unutmaya karşı hafızanın çırpınışıdır) anladım ki yine yazmam lazım. Ha ben yazdım diye bir şey oluyor mu, olmuyor. Hepimiz aynı nehirde akıp gidiyoruz. Ama ben unutmamış oluyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bir de aklıma şu geldi. Bizim liberaller başbakanımıza kızdılar ya BDP'lilere Zerdüşt dedi, Zerdüştlerin de mecliste başörtüsü yasağının kaldırılmasını samimiyetle isteyemeyeceğini buyurdu diye. Kadın haklarını savunmak için kadın, eşcinsel haklarını savunmak için eşcinsel, Kürtlerin ya da dindarların haklarını savunmak için Kürt ya da dindar olmaya gerek yok dediler ya. Ama bizim solcular Ece Temelkuran ya da Rutkay Aziz sistem eleştirisi yapınca "ama sen sistemin içindesin, giydiğin ayakkabıya, oynadığın reklama bak!" demeye çok meraklılar. Kusura bakmasınlar ama hepimiz bu sistemin içindeyiz ve insanların hakkı yenmesin demek için mutlaka insanın hakkının yenmesi gerekmiyor. Hem merak etmeyin, bizim de hakkımız muhakkak bir şekilde yeniyor. Nagehan Alçı gibi birinin ulusal bir haber kanalında desteksiz sallamasına katlanmak zorundayız. Günlük hayatta her türlü cahilliğe, yüzsüzlüğe katlandığımız gibi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şimdi grappamı içtim, kafam iyi, Motosiklet Günlükleri'ni izleyeceğim. İyi geceler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-7257081772753004375?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/7257081772753004375/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=7257081772753004375' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7257081772753004375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7257081772753004375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/10/sistem-elestirisi-bu-son-teror-olayndan.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3086948672890768381</id><published>2011-10-08T14:10:00.005+03:00</published><updated>2011-10-08T14:19:30.831+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Poems'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Yine de&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ne yaptıysam seni ikna edemedim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Denemediğim tek yol kaldı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Onun da görülmemiştir işe yaramadığı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yine de denemek lazım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3086948672890768381?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3086948672890768381/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3086948672890768381' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3086948672890768381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3086948672890768381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/10/yine-de-ne-yaptysam-seni-ikna-edemedim.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8116422871941419170</id><published>2011-09-25T20:29:00.005+03:00</published><updated>2011-09-25T22:36:19.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Bir Zamanlar Anadolu'da&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde Büyük Juri Ödülü'nü kazanan yeni filmi &lt;i&gt;Bir Zamanlar Anadolu'da'&lt;/i&gt;ya gittim bugün. Polisler, askerler, savcı, doktor ve şüphelilerin kurduğu bir konvoy, bir gece yarısı kasabadan uzağa gömülmüş bir cesedi aramak için yola çıkar. Geniş bozkırın ortasındaki kıvrımlı yollarda, bir çeşme başından diğerine ince bir alev akıntısı gibi ilerlerler ama, ceset bir türlü bulunamaz. Bütün karakterler gittikçe zayıf düşerler: Bozkırın genişliğinin, bozan havanın, karanlığın, kaderin, yalnızlıklarının, güzelliğin, kayalardaki kabartmaların ve mantığa sığmayan hikayelerin karşısında güçleri yoktur. On binlerce yıllık zamanın, uçsuz bucaksız mekanın içindeki ufacık varlıkları önemsizdir belki ama dertlerinin ağırlığı taşıyamayacakları kadar büyüktür. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsanın evren karşısındaki küçüklüğü ile acılarının ve sevinçlerinin alabileceği korkunç boyutlar arasındaki zıtlık, festivalde Altın Palmiye'yi alan &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Terrence Malick'in &lt;i&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2011/08/why-not-i-first-heard-about-tree-of.html"&gt;The Tree of Life&lt;/a&gt;'&lt;/i&gt;ında da vardı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ama kahramanlarımız varlıklarının önemsizliğini ve dertlerinin ağırlığını aynı anda unutabiliyor ve kendilerini ellerindeki işe verebiliyorlardı. Birbirleriyle rekabete giriyor, birbirlerine güceniyor, birbirleriyle dalga geçiyorlardı. Küçük hesapların, küçük çıkarların peşine büyük bir ciddiyetle düşüyorlardı. Hepimiz gibi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;F&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ilmin başarısı, bütün bunları, yani insanın acınası, ağır gerçekliğini böyle açık gösterebilmesi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8116422871941419170?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8116422871941419170/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8116422871941419170' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8116422871941419170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8116422871941419170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/09/bir-zamanlar-anadoluda-nuri-bilge.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6286040755509248759</id><published>2011-09-25T20:07:00.002+03:00</published><updated>2011-09-25T20:09:39.654+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Çeyrek hayat bunalımları&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bir arkadaşım "&lt;a href="http://www.ceyrekhayat.com/"&gt;Çeyrek Hayat&lt;/a&gt;" diye bir site açtı, ben de küçük bir şey yazdım. Buyrun burada:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:15.0pt;margin-left: 11.25pt;line-height:16.5pt;vertical-align:baseline"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;color:#121212"&gt;İnsan kötü huylarının, alışkanlıklarının, beceriksizliklerinin sırf kendisinde olmadığını, normal durumlar olduğunu öğrenmekten hoşlanır da, yetenekleriyle, ilgi alanlarıyla ve “potansiyeliyle” benzersiz olduğunu düşünmeyi sever. Sanırım pek çoğumuz özel insanlar olduğumuzu ve yaşadığımız hayattan daha özelini hak ettiğimizi düşünüyoruz ve bunu düşünen binlerce kadından biri olduğumuzu öğrenmek, daha baştaki varsayımımızı çürüttüğü için rahatsız edici.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:15.0pt;margin-left: 11.25pt;line-height:16.5pt;vertical-align:baseline;border-style:initial; border-color:initial;outline-width: 0px;outline-style: initial;outline-color: initial; background-image:initial;background-attachment:initial;background-origin: initial; background-clip: initial;background-position:initial initial;background-repeat: initial initial"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;color:#121212"&gt;Mesela ben geçen hafta bir yaratıcı yazı kursuna başladım ve benim gibi otuz kişinin (çoğu kadın) daha kursa katıldığını gördüm. Demek ki kursa katılmak özel olmak için yeterli değil, kursta çok çaba harcamalıyım ki gerçekten farklı şeyler yazabileyim. Başta varsaydığımdan hep daha çok çalışmam, daha çok adım atmam gerekiyor. Yılmadan devam edebilenler de yapmak istedikleri şeyleri yapabiliyorlar. Hem bir şeyi gerçekten istiyorsanız yılmazsınız, inat edersiniz. Eğer inat etmiyorsanız da aslında yeterince istemediğinizi anlamış olursunuz ve o fikri aklınızdan çıkarır, dikkatinizi başka alanlara yöneltirsiniz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-top:0cm;margin-right:0cm;margin-bottom:15.0pt;margin-left: 11.25pt;line-height:16.5pt;vertical-align:baseline;border-style:initial; border-color:initial;outline-width: 0px;outline-style: initial;outline-color: initial; background-image:initial;background-attachment:initial;background-origin: initial; background-clip: initial;background-position:initial initial;background-repeat: initial initial"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Georgia&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;color:#121212"&gt;Kısacası bizim gibi durumundan şikayet edip daha iyisini hak ettiğini düşünen çok insan var ve gerçekten özel ve farklı olup olmadığımızı anlamanın tek yolu, denemek. Gerçeği öğrenmek tabii ki yürek istiyor, ama farklı biri olmanın, farklı bir şeyler yapabilmenin ilk koşulu cesaret! Çeyrek hayat, yolun yarısı, yaş kaç olursa olsun geç değil, ama hemen bir şeyler yapmak gerekiyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6286040755509248759?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6286040755509248759/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6286040755509248759' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6286040755509248759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6286040755509248759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/09/ceyrek-hayat-bunalmlar-bir-arkadasm.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6266001660162055917</id><published>2011-09-25T01:08:00.005+03:00</published><updated>2011-09-25T02:36:40.808+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Zaman&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Zamanla ilgili yazmak isteyince aklıma Perihan Mağden'in yıllar önce buraya koyduğum, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/09/following-piece-was-perihan-madens.html"&gt;geniş zamanları özleyen&lt;/a&gt; yazısı geldi. Geniş zamanlar yok, çünkü bir şeyi yapmış olmak yetmiyor, onu belli bir zaman içinde yapmak gerekiyor. Hatta ne yaptığınızın önemli olmadığı durumlarda bile, belli bir zaman içinde bir şeyler yapmış olmak gerekiyor. Pek çok durumda ne yapacağımıza kendimiz karar verebiliyoruz, ama şu verimli olmak, ne yapacaksak bir an önce yapmak takıntımızdan, sabırsızlığımızdan, bir şeylere geç kalma korkumuzdan kurtulamadık. Yeter ki bir şeyler yapalım diye panikten bazen gayet lüzumsuz şeyler de yapabiliyoruz. Kendi hayatımızın, zamanımızın sahibi olabilmek için en önce bundan kurtulmamız gerek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6266001660162055917?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6266001660162055917/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6266001660162055917' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6266001660162055917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6266001660162055917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/09/zaman-zamanla-ilgili-yazmak-isteyince.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5713507269344323746</id><published>2011-09-20T18:08:00.007+03:00</published><updated>2011-11-09T21:31:17.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ece Temelkuran'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amartya Sen'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Vicdanın sesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ece Temelkuran, "&lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/ece-temelkuran/666896-sinifsiz-domates"&gt;Sınıfsız Domates&lt;/a&gt;" diye çok tepki gören bir yazı yazdı. Yazıda, aralarındaki sınıf farkına rağmen evdeki yardımcısının kendisine nasıl içten bir sevgi duyabildiğini soruyordu. Sonra da &lt;a href="http://www.haberturk.com/haber/haber/670156-bir-domatesten-kac-kup-salca-cikar"&gt;bir başka yazıyla&lt;/a&gt; bu yazısının aceleye geldiğini, kendini doğru ifade edemediğini, ama kendisine gösterilen tepkileri de aşırı ve kötü niyetli bulduğunu anlattı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Temelkuran, keşke ilk yazısında yardımcısının bir aylık geliri tutarında ayakkabılar aldığını ve yardımcısının hiç bir sosyal güvencesi olmadığını yazmasaydı, çünkü içine girdiği duygusal günah çıkarma hali içinde gerçek durumu anlatamadığını düşünüyorum.  Zaten kendisi de söylediklerini düzeltmiş. Ancak Temelkuran'ın sorusu gayet yerindeydi: Yardımcısı, Temelkuran'ın sahip olup kendisinin olamadığı onca imkana rağmen nasıl onu seviyor, düşünebiliyordu? Tamam, bulundukları durum Temelkuran'ın değil sistemin suçuydu, ama yine de eski ve temel bir soru. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Belki teori ve solcular bunu Stockholm Sendromu'na bağlıyordur, ama benim başka açıklamalarım var. Birincisi, Tülay Hanım kendi imkanlar ufkuyla işvereninin önünde uzanan imkanlar ufkunu karşılaştıramaz, çünkü benzer tecrübeler yaşamamıştır. Başka bir deyişle, ne kaçırdığını bilmiyordur. Hayalleri de, kendisi için mümkün gördükleriyle sınırlıdır. Belki de işvereninin yaşadığı türlü çeşitli üzüntülere şahit oluyor, ona acıyordur. Tülay Hanım Ece Hanım'dan daha mutlu bile olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İkinci sebep ise şu: Geçen senenin sonunda Roberto Mangabeira Unger'ın &lt;i&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/12/passion-while-looking-for-articles-for.html"&gt;Passion&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; isimli makalesinden söz etmiştim. Unger orada diyordu ki, yüz yüze ilişkiler sadece çıkara dayalı olamaz, zamanla insanın içinde mutlaka bir duygu uyandırır. Eğer karşınızdaki kötücül birisiyse onu sevmezsiniz, iyicil birisiyse belki arkasından konuşursunuz, kızarsınız ama bir yandan da seversiniz. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Belli ki Tülay Hanım da Ece Hanım'ı seviyor. İn&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;sana dayanma ve uyum sağlama gücünü veren arkadaşlarının ve başkalarının onda uyandırdığı sevecenliktir. Sınıfı, işi ne olursa olsun herkese. Bunu anlamak için akşamları bizim ofise gelen temizlik görevlilerinin birbirleriyle şakalaşmalarına, dertleşmelerine kulak vermek yeter. Bizim dertleşmemize, şakalaşmamıza da. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ancak konuyla doğrudan ilgili olmasa da Amartya Sen'in neredeyse her yazıda, bıkıp usanmadan tekrar ettiğim argümanını yine söyleyeceğim: Tülay Hanım'ın mutlu olmayı ve işverenini sevmeyi başarması, onun ve çevremizdeki insanların çoğunun hakettikleri imkanlara sahip olmadığı gerçeğini unutturabilecek bir bahane olamaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tabii pek kimse Temelkuran'ın sorusuna cevap vermeye kalkışmadı çünkü herkes kafayı onun yazılarında savunduğu değerlerle yaşam tarzı arasındaki farka takmıştı. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Orta sınıf hayatında yazılarında anlattığı &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/04/imagine-you-were-pnar-selek-first.html"&gt;acıları, çileleri anlıyor, hissediyor olamazdı&lt;/a&gt;, sadece bunları anlayan ve hisseden, bunlara öfkelenen biri olma fikrini seviyor olmalıydı. Zaten şu Sınıfsız Domates yazısında da başını belaya sokan aşırı duygulu üslubunda da bir... aşırılık vardı. Tekrar edildikçe baygınlaşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bana sorarsanız Temelkuran gerçekten öfkeleniyor, utanıyor. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu utancı ona yaşatan durumlar, haksızlıklar ortadan kalksın istiyor. Herhalde yazılarının bunları ortadan kaldırmayacağının da farkındadır, ama bunları&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; yazmak, içini dökmek zorunda kalıyor. Yeteneği tartışılabilir, ama ben bu kadarının içtenliğini biliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5713507269344323746?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5713507269344323746/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5713507269344323746' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5713507269344323746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5713507269344323746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/09/vicdann-sesi-ece-temelkuran-snfsz.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8580226285029585239</id><published>2011-09-04T13:20:00.005+03:00</published><updated>2011-09-04T16:37:35.238+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kimya&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Lisede kimya dersinde bir deney yapmıştık: Bir cam kapta şeffaf bir çözelti vardı, üzerine bir başka sıvı damlatmıştık. Bir damla, iki damla, bir çok damlalar sonra sıvı yine şeffaf kalmıştı, sonra birden kırmızıya dönmüştü. İnsanda da böyle bir aydınlanma noktası olabiliyor. İyi ya da kötü bir gerçekle ilgili pek çok emareyi görmezden geldikten sonra bir şey daha oluyor ve insan o ana kadar olan ama anlamlandırmadığı her şeyi birleştirip bir şeyi anlayabiliyor. Anlamı olmayan, rastgele olaylara aceleyle anlam atfetmenin tam tersi de bir şeyi bir türlü anlamamak. Anlamak geçen zamanla ve büyümekle ilgili bir şey.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8580226285029585239?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8580226285029585239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8580226285029585239' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8580226285029585239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8580226285029585239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/09/kimya-lisede-kimya-dersinde-bir-deney.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1025399912650314441</id><published>2011-08-20T22:07:00.004+03:00</published><updated>2011-08-20T23:06:59.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Dondurma&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ben Amerika'dayken (!) &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2007/03/olmak-istediim-kiiydi-gz.html"&gt;kızmıştım Danimarkalı karikatüristlere&lt;/a&gt;. Sonra İngiltere'ye &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/03/religious-defamation-last-week-at-lse.html"&gt;gelip bir panel dinledim&lt;/a&gt;, konuşmacılar diyorlardı ki herkesin her alındığını sansürlemeye kalkarsak işin içinden çıkamayız. Üstelik neden herkes dindarlara tolerans göstermek zorundayken dindarların her şeye alınmaya hakkı oluyor? Hak vermiştim vermesine de, gene de alınıyordum batılıların bu duyarsızlıklarına, hiç bir işe yaramayan küstahlıklarına: Yerden yere vurmuştum &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/four-lions-what-literature-needs-most.html"&gt;Four Lions filmini&lt;/a&gt;. Arkadaşlarım dalga geçtiler alınganlığımla.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Geçen akşam saat yedi sularında Nişantaşı'na gittim, ağzımın tadı yoktu, bir dondurmacıya girdim bir külah dondurma alırım diye. Önümdeki yaşlı hanımı beklerken hatırladım ki Ramazan. Dondurmacı kıza sordum işler nasıl gidiyor diye, "burda oruç tutan pek kimse yoktur, merak etmeyin" dedi. Böğürtlenli ve limonlu dondurmamı alıp çıktım, ama vicdan azabından mı bilmem herkes bana bakıyormuş gibi geldi. Kendimi açık saçık giyinmişim gibi hissettim. Ama bir yandan da inat ettim: Neden onlar haklı, ben haksız olayım? Neden onlar beni ayıplarken ben onları düşünmek, canları istemesin diye tasalanmak zorunda olayım? Neden onlar haklı, ben haksız? Onlar taviz vermiyorlar, çoğunluktalar diye mi? Anladım ki içimden kızmışım, ama daha fazlası yemediği için kızgınlığımı Nişantaşı'nın dindar bir-iki sakininden çıkarıyorum. Bir tad almadan, sırf inat olsun diye bitirdim dondurmayı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Kime mi kızmışım? Twitter'da Allah'ın ağzından komiklikler yazanı susturmaya kalkarlar. Anadolu'nun kasabalarında, şehirlerinde insanları oruç tutmuyor diye taciz ederler. Can Yücel'in mezarını kırarlar. Kim ne düşüncesini söylese kıçından anlar, galeyana gelirler. Ben bıktım bu duyarlı insanlardan, onların duyarlılıklarından. Beğenmiyorsan okuma, izleme kardeşim!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Yüz sene öncesinin kitaplarını okuduk işte lisede, hiç bir farkımız yok. Hala aynı yerde sayıyoruz, aynı konuları konuşuyoruz. Her şey eğitimde bitiyor falan derdik de, bu toplumdan daha farklı bir eğitim sistemi çıkması mümkün müydü acaba? Belki çok incelikli bir analiz olmayacak ama, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/11/around-that-track-long-ago-i-wrote-that.html"&gt;Avrupalıların geçtiği hiç bir aşamayı geçirmemiş&lt;/a&gt;, hiç bir hakkı için mücadele vermemiş bir toplum, bundan farklı bir noktada olabilir miydi? Bundan farklı şeyler için mücadele eden bir hükümet seçebilir miydi? Gittikçe tarihin akışı karşısında çaresizliğe ve kaderciliğe kapılıyorum. Üzerinde düşünmek, daha iyisini ummak çok boşuna geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Gemisini kurtaran kaptandır bundan böyle. Ben sevdiğim kitapları okurum, sevdiğim müzikleri dinlerim, gezer dolaşırım, vaktimi sevdiğim insanlarla geçirir onların hayatını kolaylaştırmaya çalışırım, işimi gücümü düzgün yapmaya çalışırım, arada buraya yazarım ama hiç kimsenin okumadığını, hiç bir şeye faydası olmadığını bilerek, sırf yazmazsam içimde kalır diye, sırf kendim için. Başımı belaya sokmamaya çalışırım, hakkımı savunurum. Başka da hiç bir şeye karışmam. Kim kimi dövüyormuş, kim kimi öldürüyormuş, kim kimin hakkını yiyormuş, kim kimin dümen suyuna gidiyormuş öğrenmek de istemem.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bunun da böyle olacağı başından beri belliydi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1025399912650314441?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1025399912650314441/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1025399912650314441' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1025399912650314441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1025399912650314441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/08/dondurma-ben-amerikadayken-kzmstm.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-600640255101945898</id><published>2011-08-20T16:06:00.005+03:00</published><updated>2011-08-20T21:50:57.247+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amartya Sen'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;How can the world not prevent a famine?&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;There was a time when scholars studied things that were truly close to their hearts. So Amartya Sen studied the 1943 famine in Bengal, India. Jeffrey Sachs summarizes what he found &lt;a href="http://www.time.com/time/magazine/article/0,9171,989405,00.html"&gt;here&lt;/a&gt;. Sen found that the real reason of the famine was not a dramatic drop in food supplies, i.e. a drought, but an increase in demand created by an urban economic boom. Rural wages did not keep up with the increasing prices, so people simply could not afford food. At the time, the British rulers in colonial India did not have enough of an incentive to help the poor, so Sen theorized that a democratically elected government would have done a much better job.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;The current famine in the Horn of Africa also appears to stem from man-made reasons and not just droughts. &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/environment/2011/aug/16/africa-famine-food-prices-world-bank"&gt;A World Bank report on food prices&lt;/a&gt; found that food prices have increased by a third on average (and much more for corn, wheat and sugar) since last year around this time.&lt;i&gt; The Guardian&lt;/i&gt; quotes the report: "&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;While the emergency in the Horn of Africa was triggered by prolonged droughts, especially in areas struggling with conflict and internal displacement such as Somalia, food prices that are near the record high levels seen in 2008 also contributed to the situation." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;And the reason for the increasing prices? Poor harvests for one thing, but the diversion of farming to biofuel production in the US is also causing a decline in food supplies across the world. World Bank's chief economist for Kenya, Wolfgang Fengler, says that prices in the region are even higher than world average because of a &lt;a href="http://www.reuters.com/article/2011/08/16/us-africa-famine-manmade-idUSTRE77F6QN20110816"&gt;small number of farmers controlling the market&lt;/a&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;The political situation in Somalia is also apparently blocking humanitarian aid, especially in the southern regions controlled by the group al Shabaab. &lt;a href="http://www.nextbillion.net/blog/2011/08/17/the-ugly-truth-about-famines"&gt;The regions controlled by the militia&lt;/a&gt; are claimed to be suffering from the worst of the crisis, but the crisis is not limited to these regions, and al Shabaab militants are not the only ones to blame. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;The West should probably look in the mirror before claiming that Africans are the only ones responsible for their crisis. If the militia in Somalia are so bad as to "divert rivers" to benefit their cronies and ban vaccines, then why intervene in Libya and not in Somalia? And why distort the world food prices by investing so much agricultural land in biofuels, whose value is questionable at best? Are you any more advanced than the British rulers of colonial India?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-600640255101945898?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/600640255101945898/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=600640255101945898' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/600640255101945898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/600640255101945898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/08/how-can-world-not-prevent-famine-there.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5450922134960942122</id><published>2011-08-20T13:54:00.005+03:00</published><updated>2011-09-25T22:38:28.747+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Environment'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Morals'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cynicism and naivete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Why not?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;I first heard about the &lt;i&gt;Tree of Life&lt;/i&gt; when it won the Palme d'Or in the same Cannes Festival where Nuri Bilge Ceylan won the grand jury award with his film &lt;i&gt;Once Upon a Time in Anatolia&lt;/i&gt;. From what I gathered, Terrence Malick and his movie sounded mysterious and different. I read the two very positive reviews written by Peter Bradshaw in the &lt;i&gt;Guardian&lt;/i&gt;, and this concept &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/film/2011/jul/07/the-tree-of-life-review?intcmp=239"&gt;stuck in my mind&lt;/a&gt;: "&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;And all the time, gigantic scenes from the secret life of the cosmos endow these family dramas with something alienated, bewildering – a sense of a terrifying new perspective in which their traumas are vanishingly tiny and yet have an excruciating new spiritual magnitude." &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;I went to see the movie on a rainy day in London, and trusting Bradshaw, I was completely prepared to get carried away and be impressed by it. And so I was. I think what the movie does is remind the viewers of the grandness and incredibility of the cosmos and the nature, and one doesn't need to see the "light" and dinosaurs and flowing lava to remember it, just looking at a big tree against rays of sunshine would suffice, but we seem to have forgotten it regardless. And we are part of that nature, and with all our numbers and experience and pride, it is nature that guides us, not the other way around. We are small and unimportant, and we all experience similar things. Similar scenes are repeated millions of times across the world. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;And yet, are we? The story of the family and everyone's joy, pain, aspirations and disappointments gain such great proportions in the movie that you can compare the joy to the sunshine and the pain to the lava. So Malick appreciates not only the nature (and its creator) but also what each one of us has to go through every day and how we cope with it. I empathized with the father's struggles through the world's drudgery as much as I admired the mother&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;'s untainted goodness, heavenly "way of grace." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bradshaw says that the movie created a "Christianityless metaphysics" for him. And so it did inspire a religionless metaphysics for me. Having not pondered about these questions (everything is random, one shall not seek for meaning, just for a refuge) for a while, and having had weak faith (if any at all) during this time, the movie did give rise to this question in my mind: Why not? We don't have any evidence either way, so having no faith is a form of faith in itself. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maybe the real issue is the loss of faith in humanity. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5450922134960942122?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5450922134960942122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5450922134960942122' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5450922134960942122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5450922134960942122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/08/why-not-i-first-heard-about-tree-of.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2966377387015748495</id><published>2011-08-09T13:53:00.003+03:00</published><updated>2011-08-09T14:06:11.013+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Morals'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Literature'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Suç ve Ceza&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;(Kitabı okumadıysanız bu yazıyı okumayın lütfen, kitapta ne varsa yazacağım çünkü.)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Romanın ana karakteri Raskolnikov, bir fikrin esiri olmuştur: Bütün yasaklara rağmen dünyaya yararı olmayan, hatta zararlı olduğunu düşündüğü bir kocakarıyı öldürmek, kötülük sayılamaz. Raskolnikov’a gore ancak bağımsız düşüncelerini herkese rağmen eyleme dönüştürme yürekliliğini gösteren insanlar “seçkin” sayılabilirler, ancak bu yürekliliği gösterebilecek insanların iktidara sahip olma hakkı vardır. Raskolnikov kadını öldürürken, bir bakıma da kendisinin “seçkin” insanlardan biri olup olmadığını test etmektedir. Ancak daha kadını öldürürken paniğe kapılır; kadının masum kız kardeşini de öldürmek zorunda kalır, güç bela ve tamamen şans eseri olay mahallinden kaçar ve suçunu itiraf edene kadar psikolojisi o kadar bozulur ki tüm şüpheleri üzerine çeker. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Raskolnikov daha fazla dayanamayıp suçunu itiraf etmeden once bile işlediği cinayetin bir suç ve günah olduğunu kabul etmez: Kendisi için hayatı çekilmez hale getiren suçluluk duygusu değil, “aklıyla” doğruluğunu bildiği eyleminin arkasında duracak kadar yürekli olamayışıdır. Telaşa, paniğe, korkuya kapıldığı için seçkin bir insan olamamıştır, iktidarı hak etmemiştir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Raskolnikov eyleminin temelindeki fikri inatla savumayı sürdürse, savaşlarda masum insanların öldürülmesi kabul edilirken kendi suçunun böylesine kınanmasındaki ikiyüzlülüğe isyan etse de, adaleti sağlamaya çalışırken yol açtığı adaletsizlikleri görmezden gelemiyor olmalıydı: Masum bir insanı öldürmüş, masum bir diğer insanın hapse düşmesine yol açmıştı. Olmalıydı diyorum, çünkü Raskolnikov’un karmakarışık duyguları içinde böyle bir vicdan azabını ancak Raskolnikov ölen kız kardeş Livazeta’nın Sonya’nın tek arkadaşı olduğunu öğrenince açıkça seçebildim. Bu insanlar kuşkusuz Raskolnikov’un tanımına gore seçkin değildiler, sıradan insanlardılar, ama iktidar sahibi birinin yapması gerektiği gibi sıradan insanları, bir fikri savunmak için “ödenmesi gereken bir bedel” olarak göremiyordu. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kitabın sonunda Raskolnikov iyi karakter Sonya’ya aşık olmayı başardığında, bir eşiği geçer: Artık onun için teoriler bitmiş, yaşam başlamıştır. Sıradan bir insan oluşunu dert etmeyi, sıradan insanları küçümsemeyi bırakır. Dostoyevski büyük teorilere, taammüden sıradışı bir şeyler yapmaya çalışan insanlara büsbütün mü karşıdır, yoksa aşkı sıradan insanlara sıradanlıklarını unutturabilecek bir teselli armağanı, sığınak olarak mı görür, orasını bilemiyorum. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sanırım Dostoyevski, insanların çektiği acılara ve başa çıkamadıkları talihsizliklere asla kayıtsız kalamamakla birlikte (Raskolnikov Sonya’ya ilk ziyaretinde onun önünde eğildiğinde, onun değil, insanlığın çektiği acıların önünde eğilmiştir,) adaleti sağlamaya çalışan fikirlerin hiç birine inanmıyordu. Her insanın once kendini kurtarmasının topluma daha faydalı olacağı fikrini Lujin kadar sevimsiz bir karaktere söyletiyor, komün kurmaya çalışan iyi yürekli ama saf Lebezyatnikov’un “ilerleme” fikri ve akılcı bir düzen hayalleriyle ise açıkça dalga geçiyordu. Sonya’nın Tanrı’nın izin vermeyeceğine inandığı bütün felaketlere, Raskolnikov’un da öngördüğü gibi Tanrı izin verecek oluyor, ancak Svidrigaylov gibi bir günahkarın vicdan azabı ile yaptığı yardım mani oluyordu. Gerçi inanan biri burada Tanrı’nın müdahale ettiğini iddia edebilir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dostoyevski’nin 150 yıl once kıtabında açıkladığı fikirlerin, çatışmaların hiç değilse böyle şeylere kafa yoranlar için taptaze sürüyor olması Dostoyevski’nin dehasının göstergesi midir, yoksa insanlığın bütün teknolojik gelişmeye rağmen ahlaki yönden geri kalmışlığının mı? &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2966377387015748495?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2966377387015748495/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2966377387015748495' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2966377387015748495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2966377387015748495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/08/suc-ve-ceza-kitab-okumadysanz-bu-yazy.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1057315529908669880</id><published>2011-07-31T19:45:00.006+03:00</published><updated>2011-07-31T21:15:52.307+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Devamlılık&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bir çok yer gezip de yeni bir yere gelen insan, daha önce yaşadığı yerlerdeki arkadaşlarını kaybetmek istemiyor. Hatta yeni yerdeki yeni hayatımın, daha önce yaşadığım yerlerde yaptıklarımın sonucu olduğunu düşünmek çok hoşuma gidiyor. Yani hiç bir şey boşa gitmemiş, kesintiye uğramamış, kaybedilmemiş, her şey tam olması gerektiği gibi gelişiyormuş gibi. Hikayeler güzeldir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bugün vapurla Kadıköy'den dönerken Beyazıt kulesini görünce, Moda'da gezerken, Yakup 2'de duvarlardaki resimlere ya da Leb'i Derya'da manzaraya bakarken, Beyoğlu'nda yürürken de devamlılık duygusuna kapılıyorum, ama bu benim hayatımın dışında, ama benim hayatımı kapsayan bir şey. Bu basit ve sığ, milliyetçiliğe yakın bir duygu gibi görünebilir, belki öyledir. Ama annemin, babamın, teyzemin, eniştemin, kitaplarını okuduğum, şarkılarını dinlediğim insanların yaşadığı, oturduğu, gezdiği yerlerde olmak hoşuma gidiyor. Sanki çok gerilerden gelen bir yolda yürüyormuş gibi. Bu duyguya kapıldığım zaman ben turist olmaktan çıkıyorum, baktığım şey turistik olmaktan çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1057315529908669880?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1057315529908669880/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1057315529908669880' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1057315529908669880'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1057315529908669880'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/07/devamllk-bir-cok-yer-gezip-de-yeni-bir.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3619699575636328477</id><published>2011-07-30T14:22:00.012+03:00</published><updated>2011-07-31T00:00:34.372+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amy Winehouse'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dreams and Family'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yalnızlığa övgü&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şimdi size de duygu sömürüsü yapmak istemem ama küçüklüğümden beri yalnız yemek yiyen adamlar, bekar ve çocuksuz kadınlar beni içlendirmiştir. Geçen hafta bir çok yere koşturup bol bol yiyip içip sosyalleştikten sonra biraz yalnız kalmak istemiştim. Sık görüştüğüm üniversiteden bir arkadaşım İstanbul'dan ayrıldı, İstanbul'u ziyaret eden diğer arkadaşım da Belçika'ya döndü. Yani geçen haftaki sosyallik tamamen şans eseriymiş ve bitti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Önce sevindim kendime zaman ayırabileceğim, evi derleyip toparlayacağım, kitap okuyacağım, belki bir şeyler yazacağım diye. Hiç ilham gelmiyor bu aralar. Ayrıca uzun zamandır ilk kez kimse ilgimi çekmiyor. Ya da fikirlerim o kadar çabuk değişiyor ki onlara güvenim kalmadı. Bu bana önce çok büyük bir şans, müthiş ve özgürleştirici bir şey gibi göründü. Zaten bu işlerde kadınlar farkında olsalar da, olmasalar da hep zararlı çıkıyordu. Yani bir kadının psikologların cool deyimiyle "güvenli bağlanma" ihtiyacını karşılayabilmesi için, bir yaşam tarzını paket halinde kabullenmesi gerekiyordu. Hele bir de çocuğun olursa yandın. Onu başka kadınların üzerine yıksan bir türlü, yıkmayıp kendin baksan bir türlü. Doğanın kadınlara kurduğu bu tuzaklardan aklını kullanıp korunmalıydı insan. Ayrıca şu gelin ve bebek bolluğunda bir de ben gelin olmuşum, bir bebek de ben yapmışım, ne önemi var ki! Oysa ben daha farklı bir şeyler yapabilirim. Yapabilirim yapabilirim de, ne zaman? &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Baktım akşamları Amy Winehouse haberleri okuyup şarkılarını dinlemekten başka bir şey yapmıyorum, kendime bakıp içlenmeye başladım. Her ne kadar o şarkıların uğruna yazıldığı adamın beş para etmediği gün gibi açık olsa da, o şarkıları yazdıran duygulara imrenmeye başladım. Belki de tüm bu mantık yürütmeler, doğaya karşı çıkmalar yalnızlığa dayanmak için aklımın ürettiği tesellilerden ibaretti. Akılcılıkla, temennilerle bir yere varamıyordu insan, yine doğa galip geliyordu. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ben buraya artık yerleşeyim diye taşındım ama, gene kimse yerinde (ve yanımda) durmuyor. Belki de insanlar hakkındaki fikirlerimin de çok önemi yok, yok birinin siyasi görüşleri bana uymuyormuş, yok birisi kendini çok beğenmişmiş, diğeri çok depresifmiş, korkakmış. Doğru amaçlar için mücadele eden sağlam birisi yok etrafta. Mücadele edecek gücü olan kendi için mücadele ediyor, yüce amaçları olan mücadele edecek gücü bulamıyor. Hem ben öyle biri miyim ki öyle birini arıyorum? S&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;oralım bakalım onlar benim hakkımda ne düşünüyorlar? Zayıf değilim, üstelik kafam rahat değil.&lt;span class="Apple-style-span"&gt; Hem in&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;san herkeste sevilecek bir yan bulup, herkese alışabilir. Zaten bir şeye yeterince zaman ve enerji vakfeden insan, onu sevmeyecek değil ya. Doğa halleder her şeyi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neyse son kararım şudur ki, hiç bir şeyin ve hiç kimsenin sürekli yanında olacağına güvenemeyeceği bu dünyada insanın kendine güvenmesi, kendine bakması, kendi ayakları üzerinde durması gerekir. Çalışmak, üretmek, ne kadar sürekli E-maillerimize ve twitter'a bakarak unutmaya çalışsak da, çoğu zaman yalnız kalabilmeyi gerektirir. İnsan, hayatını kendisi anlamlandırabilmeli; başkalarından ne kendisini onaylamalarını, ne hayatına anlam katmalarını, ne de hiç değilse kendisini oyalamalarını beklemeli. Yalnızlık ne acınacak, ne de başa gelince (ya da seçilince) özür dilenmesi gereken bir şey. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3619699575636328477?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3619699575636328477/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3619699575636328477' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3619699575636328477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3619699575636328477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/07/yalnzlga-ovgu-simdi-size-de-duygu.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4159943646793956960</id><published>2011-07-20T22:23:00.005+03:00</published><updated>2011-07-20T23:16:43.219+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Tatlı hayat&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçen bir hafta içinde ıstakoz ve morina balığı yedim, Galata'nın teraslarında mehtapla yakamozun farkını öğrendim, deniz taksiyle Suada'dan Anjelique'e çıktım, Nişantaşı'nda alışveriş yaptım. Bütün bunlar güzeldi. Galata'daki sokak, kediler, gençler, kapılar, merdivenler, mehtabın önünden geçen kapkara yük gemileri, hepsi güzeldi ve rastgeleydi. Güzellik insanın gözünü alıyor. Hepimiz boş gözlerle ona bakıyorduk. Ne yaptığımızı, ne yapmak istediğimizi, neler olduğunu, neler olmadığını unutuyorduk. Aslında unutamıyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın ufkunun genişliğinin, ne kadar parası olduğuyla, hangi okulu bitirdiğiyle hiç ilgisi yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4159943646793956960?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4159943646793956960/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4159943646793956960' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4159943646793956960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4159943646793956960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/07/tatl-hayat-gecen-bir-hafta-icinde.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4154701513636615889</id><published>2011-07-03T01:18:00.005+03:00</published><updated>2011-07-03T03:09:28.329+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hayvanlar alemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ofisteki pencerem bir sürü binaya bakıyor. Binaların arasında bir sokak var, insanlar karınca gibi görünüyor. Birbirine yaslanmış, birbirinin üstüne binmiş irili ufaklı binalar da karınca tepeleri gibi zaten. Bomonti'de "Anthill" diye bir residence yapmışlar, boşuna değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kendimi hayatın öyle dışında hissediyorum ki. Kafam çemberin dışında, kafam bedenimin de dışında, hem etrafımdakileri hem kendimi seyrediyor. Bir rüya ya da daha doğrusu bir kabus gibi. Belki de insanlığın evriminin bu aşamasında doğmuş olmamız çok büyük şanssızlık: &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/08/bell-its-been-long-time-since-book.html"&gt;Aklımız gerçekten filin tepesindeki adam gibi, file söz geçirmeye çalışıyor ama sürüklenip gidiyor filin götürdüğü yere. &lt;/a&gt;Aklımız insanlığın, kendimizin traji-komik aptallıklarına şahit oluyor, bunların aptallık olduğunu biliyor da gene de hiç bir şey gelmiyor elinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkmaya başladım çünkü çevreme, kendime bakınca sadece içgüdüleriyle hareket eden ve bu duruma kendini tamamen kaptırmış hayvanlar görüyorum. Bugün sahilde uzun uzun yürüdüm. Kimler görmedim ki. Yavaş yavaş yürüyen bir çok çiftler gördüm. Kocaman kumpirler satanlar ve yiyenler gördüm. Boğaza atlayıp yüzenler, çıkıp gene atlayıp gene yüzenler gördüm. Küçük teknesinde gelip geçene bakıp kemençe çalan bir amca gördüm. Çöp toplayan çok yaşlı, çok ufak bir teyze gördüm. Bebek'teki cafenin önünde kırmızı Porsche gördüm. Kuruçeşme'de sonu gelmeyen değnekçiler gördüm. Türk Telekom'dan aradılar, dün &lt;em&gt;Başka Dilde Aşk&lt;/em&gt;'ı izlemiş olmama rağmen kızcağızı kabaca savdım başımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heybesindeki sabit telefonları satmaya çalışan bir amca gördüm. Bana kızgın kızgın bağırıp durdurdu, prostat gibi dertlerini anlattı ve telefon satmak istedi. Ona sadece bozuk paralar verdim, telefon almadım. Ama yol evrene saldığınız kötücül enerjinin dönüp gene sizi bulabileceği kadar uzun. Güneşin alnında sabit telefon satıyor olmasını kendisinin ya da ailesinin zayıflığına verip vicdanımı rahatlatmaya çalışıyordum ki birden karşımda at gibi bir köpek belirdi, bana doğru koşuyor. Yolun ortasında donup "hık" diye bir ses çıkardım. Hayvan yanımdan geçti gitti. Olay da tam Suada'nın durağında cereyan ediyor, şık bir takım insanlar mütebessim seyrediyor. Kulaklıklarımı çıkardım, yerimden kıpırdayamadan etrafımızda bir tur koşup yoluna devam eden tasmalı hayvanın sahibini aramaya başladım. Sonra kıronun birini elinde kayış köpeğin peşinde gördüm. Adamın biri bağırdı, "bağlasana hayvanını!" diye. Ben kızgın kızgın bakmaktan başka hiç bir şey yapamadım, yoluma devam ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sivas olayları oldu, ne polis engellemeyi denedi, ne asker, ne başbakan. İnsanları diri diri yakanların avukatları milletvekili oldu AKP'den. Bugün Sivas olaylarını ananlara gaz bombası atıldı. Ogün Samast dolduruşa gelip Hrant Dink'i öldürdü. Kendisi çocuk mahkemesinde yargılanıyor, Hizbullahçılar tutukluluk süresi reformu sayesinde serbest. Ayşe Özyılmazel gitti Ali Taran'ın kanser hastası karısını kendisi için terketmesine izin verdi, "mutluluğu tercih ediyorum" diye savundu kendini. Benim hep akıntı, rüzgar diye tarif ettiğim şey aslında insanlığın kollektif aptallığıdır, hayvani duygularıdır. Aptallık bazen komik görünür, "memleketimden insan manzaraları" der güler dalga geçeriz. Ne eğlenceli, mineli minikli sürprizli duygulu memlekette yaşıyoruz diye seviniriz. Duygularımızla yaşıyoruz diye övünür, yaşadığımızı hissederiz. Ne sıkıcı olurdu &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/04/medenilesmek-sunu-bir-arkadasma-yazdm.html"&gt;medeni bir İskandinav ülkesinde yaşamak&lt;/a&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu aptallık bazen vahşet olur, bize nefes aldırmaz. Ne kadar suya sabuna dokunmasak, işimizde gücümüzde olsak da, günün birinde bir köpeğin saldırısına uğrayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rüzgarın, akıntının karşısında durulması gerektiğini düşünenler, çaresizliğe kapılırlar. Hukukun olmadığı yerde bu aptallık dalgasından korkarlar ve hiç bir şey yapamazlar. Ama bu aptallığa kendilerini kaptırıp, onu yok da sayamazlar. Ya da belki günün birinde kaptırırlar, kimbilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4154701513636615889?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4154701513636615889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4154701513636615889' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4154701513636615889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4154701513636615889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/07/hayvanlar-alemi-ofisteki-pencerem-bir.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3076271213045006823</id><published>2011-06-22T23:21:00.004+03:00</published><updated>2011-06-23T00:44:38.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Psychology'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Satisfaction!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Following from &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/08/emotional-traps-about-month-or-so-ago-i.html"&gt;this post&lt;/a&gt; and &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/yanlmsm-gecen-eylul-aynda-gazetecileri.html"&gt;this one&lt;/a&gt;. This is why people &lt;em&gt;can't&lt;/em&gt; walk against the wind, swim against the current even when they &lt;em&gt;know&lt;/em&gt; that they should do it.&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;"Intellectual, scientific, and artistic activities belong to the province of Extremistan, where there is a severe concentration of success, with a very small number of winners claiming a large share of the pot. This seems to apply to all professional activities I find nondull and 'interesting' (I am still looking for a single counter-example, a nondull activity that belongs to Mediocristan)... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;Acknowledging the role of this concentration of success, and acting accordingly, causes us to be punished twice: we live in a society where the reward mechanism is based on the illusion of the regular; our hormonal reward system also needs tangible and steady results." Black Swan, pg. 85&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;"You work on a project that does not deliver immediate or steady results; all the while, people around you work on projects that do. You are in trouble. Such is the lot of scientists, artists, and researchers lost in society rather than living in an insulated community or an artist colony." pg. 86&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Our intuitions are not cut out for nonlinearities. Consider our life in a primitive environment where process and result are closely connected. You are thirsty; drinking brings you adequate satisfaction. Or even in a not-so-primitive environment, when you engage in building, say, a bridge or a stone house, more work will lead to more apparent results, so your mood is propped by visible continuous feedback." pg. 87&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Researchers spent some time dealing with this notion of gratification; neurology has been enlightening us about the tension between the notions of immediate rewards and delayed ones. Would you like a massage today, or two next week? Well, the news is that the logical part of our mind, that 'higher' one, which distinguishes us from animals, can override our animal instinct, which asks for immediate rewards. So we are a little better than animals, after all-but perhaps not by much. And not all of the time." sf. 88&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"It may be a banality that we need others for many things, but we need them far more than we realize, particularly for dignity and respect. Indeed, we have very few historical records of people who have achieved anything extraordinary without such peer validation-but we have the freedom to choose our peers. If we look at the history of ideas, we see schools of thought occasionally forming, producing unusual work unpopular outside the school. You hear about the Stoics, the Academic Skeptics, the Cynics, the Pyrrhonian Skeptics, the Essenes, the Surrealists, the Dadaists, the anarchists, the hippies, the fundamentalists. A school allows someone with unusual ideas with the remote possibility of a payoff to find company and create a microcosm insulated from others. The members of the group can be ostracized together-which is better than being ostracized alone." sf. 94&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3076271213045006823?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3076271213045006823/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3076271213045006823' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3076271213045006823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3076271213045006823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/06/emotional-traps-2-following-from-this.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4379566597049758087</id><published>2011-06-18T13:13:00.006+03:00</published><updated>2011-06-18T23:24:16.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Control'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ateş topu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün televizyonda &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Ju7jb1rkyK0&amp;amp;feature=related"&gt;Brahms'ın 3. senfonisini&lt;/a&gt; duyduk. Annem Ingrid Bergman'ın &lt;em&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=dgmV36VR1Jg"&gt;Aimez-vous Brahms?&lt;/a&gt; &lt;/em&gt;filmini hatırladı, sonra Abbas Kiarostami'nin Juliette Binoche'lu filmi &lt;em&gt;Aslı Gibidir&lt;/em&gt;'i hatırladık ve bir kadın ve bir erkeğin mutlu bir gün boyu güzel bir şehirde dolaşıp sohbet ettiği &lt;em&gt;A Brief Encounter &lt;/em&gt;ve &lt;em&gt;Before Sunrise&lt;/em&gt;'ı. Annem "insanların henüz birbirinin sorumluluğunu almadığı" o devrenin ne kadar güzel olduğunu söyledi. Bense elimde bir ateş topu gibi gezdirdiğim hayatımın sorumluluğunu birine atmaya ne kadar hazır olduğumu farkettim. Halbuki beş yıl önce, bu blogu yazmaya ilk başladığımda farkındaydım insanın bunu yapmaması gerektiğinin. &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2006/09/freedom-and-responsibility-life.html"&gt;İnanmazsanız buyrun okuyun.&lt;/a&gt; Aynen şöyle yazmışım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Özgürlük, insanın kendi mutluluğunun sorumluluğunu taşıyabilmesiyle başlar. Pek çok insan sırf bu sorumluluğu taşımaktan korktuğu için özgürlüğünü erteler. Özgürlüğün yükünü hafifletebilmek için başka insanların ya da koşulların onlar yerine karar vermesine izin verirler. Eğer sonuçta mutsuz olurlarsa o başka insanları, koşulları, kaderi, kartları suçlarlar. Ama aslında özgürlüğünü birine terketmek, insanın kendi kararıdır. Herkesin hayatı kendi sorumluluğundadır. Benimki de..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele sadece insanın kendi mutluluğunun sorumluluğunu taşıyabilmesi de değil. Mutluluğun kendisi de bir ateş topu; onu taşıyabilmek de ayrı mesele. Bir yandan bize verilen bu hediyeyi kaybetme korkusu, bir yandan bizim kadar şanslı olmayanlara karşı duyduğumuz vicdan azabı rahat vermez. Ahmet Hamdi Tanpınar, &lt;em&gt;Huzur&lt;/em&gt; romanında şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mümtaz, Nuran'ı her eve bırakışında bunu sonuncu zannederek korkardı. Ona göre ruhun en az tahammül edeceği şey saadettir. Istırabın içinden geçeriz. Tıpkı çalılık, taşlık bir yolda yürür, bir bataklıktan kurtulmağa çalışır gibi ondan sıyrılmaya çalışırız. Fakat saadeti bir yük gibi taşırız ve bir gün farkında olmadan yolun bir ucunda, bir köşeye bırakıveririz." (sf. 209)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4379566597049758087?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4379566597049758087/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4379566597049758087' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4379566597049758087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4379566597049758087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/06/ates-topu-gecen-gun-televizyonda.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8573091004996097015</id><published>2011-06-18T11:03:00.005+03:00</published><updated>2011-06-18T13:04:32.984+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sınıf atlamak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sergi, mağaza açılışlarının çok olduğu bir mahallede oturuyorum. Kaldırımlardan küçük, şık kalabalıklar eksik olmuyor, bazen ben de açılış davetiyelerini binanın girişinde ya da dairemde buluyorum. Bazen benim de tanıyabileceğim kadar ünlü insanlar görüyorum, bazen hangi açılışa kimin geldiğini dergilerden ya da televizyondan öğreniyorum. Ama bir açılışa gidip de insanlarla tanışmaktan korkuyorum. Yazar Elif Batuman Vogue'daki röportajında Nişantaşı'ndan korktuğunu söylemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Skylife Haziran sayısına Alain de Botton'un sınıf atlamak üzerine yazdığı bir yazıyı koymuş. Diyor ki, zengin ve güçlü insanlarla tanışıp arkadaş olma çabasında bir kötülük yok, ama onların zengin ve güçlü olmayan insanlardan daha değerli olduğunu düşünüyorsanız kafanız pek çalışmıyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yola giriyorsunuz ve o yolda tanıştığınız insanlar, o yolda daha hızlı ilerlemenizi sağlıyor. Size aklınıza gelmeyecek fikirler, duymayacağınız haberler veriyorlar. Sizi bilmediğiniz yerlere götürüyor, dikkat etmediğiniz şeyleri gösteriyorlar. Sizi iyi veya kötü kendi tanıdıklarına anlatıyorlar, sizi tanıştırıyorlar, size referans oluyorlar. Her arkadaşınız, kendinizi aşmanıza ön ayak oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka yollarda hiç tanışmadıklarınızla, hiç tanışamıyorsunuz ve bütün bunlardan mahrum kalıyorsunuz. O yüzden yarı yolda yol değiştirmek çok zor oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlere göz koyduğunuz, hangi yolda olmak istediğinizle ilgili aslında. Ben isterdim ki, takip ettiğim gazeteci ve yazarlarla arkadaş, denk olayım. Ama bütün bunlar çaba gerektirir, her grubun bir raconu vardır. Belki günün birinde öyle şeyler yazarım ki, o da olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8573091004996097015?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8573091004996097015/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8573091004996097015' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8573091004996097015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8573091004996097015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/06/snf-atlamak-sergi-magaza-aclslarnn-cok.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1637141874736076676</id><published>2011-06-06T19:51:00.003+03:00</published><updated>2011-06-06T20:01:10.513+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Literature'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px;"&gt;Kötülük&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Yine yaz geldi ve ben kötülük üzerine düşünmeye başladım. Şöyle bir şey gördüm &lt;i&gt;Suç ve Ceza&lt;/i&gt;'da:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;"Öyle ya, bazı belirtilerden kendisinin de anladığı gibi, nikahtan sonra, ilk zamanlarda bile, Dunya ile oturması &lt;i&gt;olanaksızmış&lt;/i&gt;. İyi yürekli adam herhangi bir biçimde bunu ona &lt;i&gt;sezdirmiş&lt;/i&gt; olsa gerek. Ama anneciğim inanmak istemiyor buna, 'ben kabul etmeyeceğim' diyor. Öyleyse kime güveniyor? Afanasiy İvanoviç'e kırdırdığı yüz yirmi ruble emekli yıllığından geri kalanına mı? Kışlık atkı örmekten, eldiven dikmekten gözlerini harap etti zavallı. Yüz yirmi ruble yıllığına bu atkı örme işi de yılda ancak yirmi ruble ekliyor, biliyorum. Buradan şu anlaşılıyor, gene de Bay Lujin'in soyluluğuna güveniyor. 'Sanırım kendi önerecek, rica edecek.' Çok beklersin! Schiller'in güzel insanlarında hep böyledir: Son ana dek yüceltirler insanı, son dakikaya dek her şeyi iyiye yorarlar, asla kötülük beklemezler; madalyonun öteki yanını sezinler gibi olsalar bile, söylenmesi gereken sözcüğü kesinlikle söylemezler. Kötüyü düşünmek bile yılgınlığa düşürür onları. Ellerini kollarını sallayarak gerçeği uzaklaştırmaya çalışırlar. Ta ki, yücelttikleri insan burunlarını kırana dek..." sayfa 57.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1637141874736076676?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1637141874736076676/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1637141874736076676' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1637141874736076676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1637141874736076676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/06/kotuluk-yine-yaz-geldi-ve-ben-kotuluk.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1916606790926905651</id><published>2011-06-04T16:13:00.011+03:00</published><updated>2011-06-05T15:22:18.826+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Harvey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='London Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amartya Sen'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:180%;"&gt;Victims of The City&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edwin Heathcote of the FT wrote an article called &lt;a href="http://www.ft.com/cms/s/2/dd9bba18-769c-11e0-bd5d-00144feabdc0.html#axzz1OOISfsdB"&gt;Liveable vs. Lovable&lt;/a&gt; on 6 May. Had he not announced Istanbul as the most lovable city in a later article ('&lt;a href="http://www.ft.com/intl/cms/s/2/2b65b494-8721-11e0-b983-00144feabdc0.html#axzz1Nrwjb2kQ"&gt;Liveable, lovable and lauded&lt;/a&gt;'), the Turks on Facebook, and hence I, would have never become aware of his existence to start with.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heathcote makes the point that cities like Vancouver, Copenhagen and Munich, which top the lists of "most liveable cities," are not nearly as dynamic and attractive as the likes of London, New York and Istanbul. Heathcote says that these cities are not bounded by their "beauty;" their ugliness and chaos gives them the space to constantly transform themselves. People from different ethnic and social backgrounds co-exist and interact within the realms of the city. At one point he quotes Descartes, who, "writing about 17th century Amsterdam, said that a great city should be the 'inventory of the possible.'"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;So far, so good. And Heatcote is probably right that Munich or Paris are not as liveable for immigrants as they are for their bourgeoise residents. I agree that the criteria of the "most liveable" indices are too rational and too based on middle-class values of safety, beauty, comfort and predictability. They don't take into account the joy, pain and possibilities that make a city alive. A city is attractive so far as it is unpredictable and chaotic enough to allow for chance encounters with Nassim Taleb's "good black swans." Of course, the overwhelming majority of the city's residents won't make that jump on the social ladder, but the possibility and the stories of those who made it are always there.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;This sounds familiar, somehow. The minute possibility of making it big.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;But then Heathcote makes some awe-inspiring remarks, that show how little sympathy he has for those who lose out: &lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Whether in New York's SoHo, Chelsea or Brooklyn, in Berlin's Mitte or London's Shoreditch, Hoxton and now Peckham, it is at these moments of radical change that cities begin to show potential for real transformation of lives, or for the creation of new ideas, culture, cuisine and wealth. Once gentrification has occurred, bohemians may whinge about being priced out, as they always have done but, in a big enough city they are able to move on and find the next spot."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yet it is proven again and again that the biggest cities are in fact the greenest. Their density, the close proximity in which people live and the minimal amount of land they occupy - compared with largely suburban Vancouver, for example, makes for a far smaller carbon footprint. Mumbai is probably the greenest big city there is - slums like the million-strong Dharavi use minimal land, energy and water. And, of course, without wishing to patronize, it is undeniable that there are happy people living surrounded by their families in Brazil's favelas and millions living lives of drudgery and lonely despair beneath northern Europe's leaden skies."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Then I suggest Mr. Heathcote move his family to Brazil's favelas, or even better, to Dharavi, where he and his family can minimize their carbon footprint?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Post-modern thinking gave a big excuse to capitalists all over the world: That we don't have to feel bad for people stricken with poverty, because those people perceive the world differently; they may even be happy within the bounds of their small worlds! Amartya Sen, on the other hand, &lt;a href="http://nobelprize.org/nobel_prizes/economics/laureates/1998/sen-lecture.pdf"&gt;warns against subjective accounts of happiness&lt;/a&gt;. "The indigent peasant who manages to build some cheer in his life should not be taken as nonpoor on grounds of his mental accomplishment."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen talks of empirical studies in post-famine Bengal in 1944, where widowers complained of their "indifferent health" but widows made no issue of it. Whether one feels happy and content depends on one's dreams and expectations from the world. People find ways to cope with difficulties. But this does not mean that they don't deserve better lives and chances to do bigger things (and clean water and sewage systems and public transportation, for that matter.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I shouldn't leave you without a few comments on Istanbul, the most liveable and loveable city according to Heathcote and his readers. The Turkish government gives their gentrification projects the name "city transformation project," a name Heathcote would surely approve. On one hand, "happy bohemians" are pulled out of their neighborhoods and placed into new social buildings in the outskirts of the city. &lt;a href="http://www.hurriyetdailynews.com/n.php?n=tophane-attack-on-art-galleries-more-than-meets-the-eye-2010-09-23"&gt;Those who try to preserve their homes and lifestyles raid the art galleries that have just been opened by the "urban sophisticates."&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On the other hand, new office buildings and "residences" spring up everywhere, soaking up the capital surplus that has accumulated legally or illegally. Every other TV ad is trying to sell a real estate project. Developers take pride in "selling what's real" and "being in the business for ten years." The creative destruction of the "built environment," in &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/search/label/David%20Harvey"&gt;David Harvey&lt;/a&gt;'s words, is one of the most convenient ways to burn money. Banks lend to both project developers and buyers. To me, all this sounds frighteningly like the real estate bubbles in the U.S. and in Spain.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;If you are an "urban sophisticate," who has the money but who is bored of the middle class values and ways of life, you would surely want some variety and dynamism around you. So that you could enjoy new ideas, culture and cuisine. But those people are not there to inspire and amuse you. Their purpose in life is not to create the most exciting city for you. A deeper analysis than airy ramblings about the beauty and possibilities of chaos would have been welcome.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1916606790926905651?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1916606790926905651/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1916606790926905651' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1916606790926905651'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1916606790926905651'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/06/victims-of-city-edwin-heathcote-of-ft.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8399263536302712487</id><published>2011-05-28T19:27:00.011+03:00</published><updated>2011-05-28T23:45:28.676+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cynicism and naivete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; color: rgb(51, 51, 51); line-height: 15px; "&gt;"&lt;i&gt;...birden bana bütün alem, kapıları hep birbirine açılan sayısız odalı bir saraymış gibi geldi. Bir odadan diğerine hatırlayarak ve hayal ederek geçebiliyorduk ancak, ama çoğumuz tembellikten bunları çok az yapıp hep aynı odada kalıyorduk&lt;/i&gt;.” Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı, sayfa 464&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-size: x-large; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 29px; "&gt;Odalar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Maida Vale'e ilk taşındığımızda emlakçının (ve eski erkek arkadaşına yakın oturmak isteyen ev arkadaşımızın) oyununa gelip asıl taşınmak istediğimiz ev boşalana kadar berbat bir evde kalmıştık. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;O evde geçirdiğimiz bir buçuk-iki ayı gene de mutlu hatırlıyorum. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eve Internet telefon falan bağlatmadığımızdan yakındaki Starbucks'tan bir wireless hesabı almıştık, haftasonları sırayla gidip kullanıyorduk. Sabah erkenden kalkmaya çalışıyordum, hele aklımda yazacak bir şey varsa. Maida Vale'e sonbahar çok güzel geliyordu. Hava çok güzel serinliyordu, günler kısalıyordu, yeni iş kıyafetlerimi giyip işe gidiyordum. Kırmızı apartmanlar, sararan ağaçlar, metrodan çıkınca çarpan sessizlik. Uğultuya alışınca sessizlik duyulabilen bir şey oluyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şu anda oturduğum ev çok küçük olduğu için çabucak kendimi dışarı atmak istiyorum; bugün Cafe Nero'ya giderim diye plan yapmıştım hafta içinde. Ama önce ofise gitmek gerekti ve ofiste geçirdiğim bir kaç saat o kadar canımı sıktı ki Cafe Nero'ya vardığımda içimde hiç şevk kalmamıştı. Cafe tıklım tıklımdı, tanıdıklar vardı, üstelik blogspot açılmıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neyse demek ki Maida Vale günlerini yeniden yaşamak mümkün değil. Geçen sefer &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2011/05/time-i-really-liked-shipping-news-by.html"&gt;benim oralarda yaşadıklarımın burda hiç kıymeti yok&lt;/a&gt; yazmıştım ya. Düşündüm de, kimse bilmese, merak etmese, ben anlatamasam, belki de şu anda oralarda öğrendiklerimin, yaşadıklarımın hakkını verecek şeyler yapmasam, yaşamasam bile Washington'da, Münih'te, Londra'da geçen günler çok kıymetli. Onlar benim şehirlerim. Onları düşününce içimi bir ferahlık kaplıyor; bir süreliğine bile oralara gitmek isteyenleri çok iyi anlıyorum. Hele şu seçim öncesinde, Özgür Mumcu'nun &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;Date=19.05.2011&amp;amp;ArticleID=1049776"&gt;şu yazısında&lt;/a&gt; çok zekice tarif ettiği aptallık çevremizi sarmış, nefes aldırmıyorken. &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/ar-kovan-pek-cok-insann-pek-cok-sekilde.html"&gt;Aptal yerine koyanlar ve koyulanlar&lt;/a&gt; dalga dalga üzerimize geliyorken. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Elitistim, evet. "Kendi iyiliği için" toplumu zararlı neşriyattan korumaya çalıştıklarını iddia edenler ve bunlara hak verenler hala birilerine elitist diyebiliyorlarsa, elitistim ben de. Başbakanın konuşmasında pankart açan öğrencileri, araştırmacı gazetecileri aylarca, yıllarca hapiste tutanlar demokratsa, bizim gibiler de ancak darbeci, Ergenekoncu olabilir. Hatta Silivri-Kandil hattında bir komplo kurulmuş olabilir ve YGS ile ilgili haber yapanlar da bu komplonun bir parçası olabilir. Çünkü bütün iyilikler hükümetimizden, bütün kötülükler komploculardan gelmektedir. Ama bedelini ödeyeceklerdir elbet "&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/kosullar-ve-formuller-bir-kac-yl-once.html"&gt;bakanlık listeye eşek koysa seçerim&lt;/a&gt;" diyen hakimlerin elinde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsanları &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/03/buyuk-fikirler-berbat-fikirler-nuray.html"&gt;büyük, berbat fikirlere&lt;/a&gt; kurban etmeyelim, insan hayatı değerlidir diyecek oldu birileri. Bu temenniyi, bu hayali, bu çağrıyı bile kendilerine yontmayı bildiler. "Önce insan!," ne vadilerin önemi var, ne heykellerin, ne yer altından çıkan, ne su altında kalacak olan kap kacağın. Vasatlık imparatorluğunda güzel olan, anlamlı olan, insanın hayatına anlam katan hiç bir şeyin önemi yok. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Aslında düşünecek olursak dünyanın her yerinde birileri birilerini aptal yerine koyuyor, haksızlıklar yapılıyor. Koskoca ülkeler işgal ediliyor, başka ülkelere işkence kampları kuruluyor. Sarah Palin gibiler aday oluyor, kürtajdan falan bahsediyor, göçmenler hedef alınıyor. Bankalar kurtarılıp üniversitelerin fonları kesiliyor, BBC Türkçe kapatılıyor. Ucuza krediler verilip sonra borçlular sorumsuzlukla suçlanıyor. Stratejik senaryolar kuruluyor binlerce kilometre uzaktaki insanlar üzerine, onlara zerrece değer vermeden. Belki oralardayken de aklımız burda olduğundan farkına varmıyorduk. Ya da üstümüze alınmıyorduk olanı biteni. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki de özlediğim o ülkelerdeki, şehirlerdeki görüş zenginliği, ferahlığı kadar, oralardaki saf, mutlu, meraklı hallerim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8399263536302712487?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8399263536302712487/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8399263536302712487' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8399263536302712487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8399263536302712487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/05/blog-post.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-7405528276431796417</id><published>2011-05-14T20:34:00.002+03:00</published><updated>2011-05-14T20:47:03.681+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music and Lyrics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>İki gece önce Joy FM'de çaldığından beri hiç susmadı:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;One&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I am the biggest hypocrite&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I've been undeniably jealous&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have been loud and pretentious&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have been utterly threatened&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I've gotten candy for my self-interest&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;The sexy threadmill capitalist&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Heaven forbid I be criticized&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Heaven forbid I be ignored&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have abused my power forgive me&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;You mean we actually are all one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;one one one one one one one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I've been out of reach and separatist&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;heaven forbid average (whatever average means)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have compensated for my &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;days of powerlessness&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have abused my so-called power forgive me&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;you mean we actually are all one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;one one one one one one one one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;did you just call her amazing?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;surely we both can't be amazing!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;and give up my hard earned status&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;as fabulous freak of nature?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;I have abused my power forgive me&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;you mean we actually are all one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;one one one one one one one one&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;always looked good on paper&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;sounded good in theory&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Glen Ballard, Alanis Morissette&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-7405528276431796417?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/7405528276431796417/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=7405528276431796417' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7405528276431796417'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7405528276431796417'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/05/iki-gece-once-joy-fmde-caldgndan-beri.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-429020305930700043</id><published>2011-05-14T19:44:00.004+03:00</published><updated>2011-05-14T20:22:49.648+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Time&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;I really liked the &lt;i&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/05/new-concept-it-will-be-fun.html"&gt;Shipping News&lt;/a&gt; &lt;/i&gt;by Annie Proulx when I read it three years ago, because it showed that no matter how bad things go in your life, things get better in time. Quoyle moves to an island off the Canadian coast with his two little girls when his wife abandons them, but time goes by and things get gradually (tedricen) better for him and the people around him. You just have to stay in one place long enough and things will get better; this is simply the nature of things.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;But how long? I feel quite tired. There are people around me who've worked in this company for five years, for ten years, they have their circle of friends whom they've known for at least that long, and they have their husbands and wives and girlfriends and boyfriends of years, they've been to each other's weddings and they've taken vacations together, and how many years would it take me to reach that level of depth and comfort with the people around me? It takes so much work and time and I feel really tired and scared. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;I know this feeling, this feeling of envy of the time, simply the amount of time people have spent with each other. And when I felt it before, it was made all the worse with the knowledge that I didn't have that much time, either because I was moving or &lt;i&gt;the person&lt;/i&gt; was moving. Now I have the time, I'm not going anywhere. But I still feel like no matter what I do, it won't be the same with me because I'm different for having spent this much time away and I'll never have the same experiences with these people. And the experiences I had, they are worthless here. The people I took road trips with and lived together and studied with and went out with and gossiped with are far away. I don't want to over-dramatize but I feel like an alien at times, a wide-eyed, naive tourist who gets excited too quickly by everything and longs for acceptance. That's probably why I'm a bundle of nerves and I don't garner much respect from the people around me. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Time... Please go by. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-429020305930700043?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/429020305930700043/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=429020305930700043' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/429020305930700043'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/429020305930700043'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/05/time-i-really-liked-shipping-news-by.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3028983896103188389</id><published>2011-05-14T18:20:00.008+03:00</published><updated>2011-05-14T20:27:57.792+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Motivation&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Recently I often think of posts from 2007. It's like reinventing the wheel after four years. For example, when I came across a document describing professional services and was filled with a sense of contempt, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2007/10/widening-gap-during-exams-time-i-wrote.html"&gt;I thought of this post&lt;/a&gt;. Then when I realised that I was acting too friendly and modest to the people in my office, and they were starting to take me for granted, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2007/11/real-world-be-confident.html"&gt;I thought of this post&lt;/a&gt;. My work sometimes feels like a play, and &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/04/imagine-you-were-pnar-selek-first.html"&gt;I'm performing&lt;/a&gt; and watching myself from outside. And it is not possible to separate your work from your relationships with people at work. So my relationships will require some performing, as well, and I hope to inspire some fear and respect. I don't know if that's possible. People smell, they sense subconsciously that I'm one not to be feared. But as my friend Cécile rightly pointed out (must have been in 2008) you've got to be a lion in this wild world. Perform! And try to believe in your performance. Make it your own. And soon it won't be a performance anymore. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;But I don't have the motivation to make it my own. I don't want to fight, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2007/10/pendulum-pretend-you-have-some.html"&gt;I don't see anything worth fighting for&lt;/a&gt;. I wish I could make being an energy expert my true ultimate goal in life, I wish I wanted to rise high up in the company. That would justify the amount of time I spend at work, and I would enjoy my free time with the conviction that I've spent the whole day and more working towards my ultimate goal in life. I wouldn't feel like the time spent at work is &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/07/procrastination-i-was-sitting-in-tube.html"&gt;procrastination&lt;/a&gt;. And I would be much more &lt;i&gt;effective, &lt;/i&gt;because then my mind would work &lt;i&gt;differently, &lt;/i&gt;I would come up with questions to find answers to, resources to look up, people to talk to. And my mind would need no outside stimulation like performance review metrics or my next catch-up conversation with my boss or the next meeting with a prospect or an approaching deadline, i.e. the fear of failure or breaking a promise or disappointing people, its only engine would be the curiosity and passion and excitement &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/10/from-global-market-to-global-society-2.html"&gt;that comes from inside&lt;/a&gt;. And I wouldn't have to try to scare people (unsuccessfully) to inspire respect. And only then would I become a successful energy expert, because that's what it takes.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;But this job is only a means to an end. It was to gain my independence back. But the requirements of this job and this company constrain me in so many ways. And I don't like the way it takes so much of my energy and time that it stands in the way between me and what I truly want to do. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3028983896103188389?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3028983896103188389/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3028983896103188389' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3028983896103188389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3028983896103188389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/05/motivation-recently-i-often-think-of.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-36167179494383373</id><published>2011-04-23T22:43:00.005+03:00</published><updated>2011-04-23T23:19:03.795+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Psychology'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bana doğruyu söyle doktor!&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İş bulduğumu, nerde çalıştığımı bilen arkadaşlarım, çok tebrik ediyorlar. Çok güzel bir iş gibi geliyormuş kulağa. (Evet arkadaşlar artık sound ediyor dememize gerek yok, kulağa geliyor diyebiliriz.) Valla ne yalan söyleyeyim, güzel bir iş. Şikayet edeni Allah çarpar, hele altı aylık işsizlikten sonra. Çok şanslıydım, selefim de çok sağolsun, Allah ne muradı varsa versin bana referans oldu. İnşallah altından kalkacağım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ama benim aslında entel-dantel işler yapmak istediğimi bilen arkadaşlarım, çok da enthusiastic sound etmeyiniz! Benden gerçekleri saklamayınız! Gerçi beğenmez gözükürseniz ona da kızarım. Mesela "güzel bir iş ama senin mutlaka yazar olman lazım, çok yeteneklisin!" diyebilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu arada Ekşi Sözlük'ten öğrendim ki bir yandan (teoride) kendine güvenmek, diğer yandan (pratikte) güvenmemek durumuna "prenses sendromu" deniyormuş. Her b.ku bilen sözlükçüler bunun da teşhisini koymuşlar. Kendilerini tanımadığımız için kendilerinde ne sendromu olduğunu bilemiyoruz. Belki kendilerinde de aynısı vardır, oturup bu kadar bilmişlikle bunları yazdıklarına göre başkaları hakkında? Neyse bende kesin var bu sendromdan, gocunduğum için kızıyorum sözlükçülere. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-36167179494383373?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/36167179494383373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=36167179494383373' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/36167179494383373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/36167179494383373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/04/bana-gercegi-soyle-doktor-is-buldugumu.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2726792995428379697</id><published>2011-04-23T21:54:00.012+03:00</published><updated>2011-04-24T03:21:58.065+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Poems'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;sığınaklara&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;arada caddenden geçiyorum. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;sık değil, bir kaç haftada bir &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ve hep zorunluluktan. hem geçmesem o da fena.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;numaranı öğrenemedim. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ama numaralara bakıyorum. yokuş çıkmış, nefes nefese oluyorum. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;gerçi numaralar hep değişiyor. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;bazı kapılarda iki numara oluyor. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;taksicilere numara söyleyince şaşırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;aslında erkekler kızların caddelerine gelmeli. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;hele sen! karşılaşsak tesadüf olmayacak. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;seni görünce nasıl tersleyeceğim. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;nasıl buldum, kurdum her şeyi sıfırdan. ama bulmak kolay, sevmek zor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;belki sen beni çoktan gördün de görmezlikten geldin. belki masanda kırmızı küçük bir alarm var, caddenden her geçişimde çalan. sığınaklara!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2726792995428379697?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2726792995428379697/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2726792995428379697' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2726792995428379697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2726792995428379697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/04/sgnaklara-arada-caddenden-geciyorum.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8718136513513874341</id><published>2011-04-23T19:14:00.008+03:00</published><updated>2011-09-25T22:38:51.717+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kabullenmişlik&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Neden acaba 23 Nisan'da çocuklar koltuklara oturtuluyor da 19 Mayıs'ta gençler koltuklara oturtulmuyor? Yoksa oturtuluyor da ben mi unuttum? Emin olamadım şimdi. Hem de Genç Siviller falan değil, Dev Genç üyesi gençler falan oturtulsa işte o zaman ileri demokrasi olurduk. Gerçi bugün Milli Eğitim Bakanı koltuğuna oturtulan kızın performansını beğendim valla. Zaten akıllı (çok bilmiş değil, akıllı) bir şey olduğu suratından belli.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Allah'ım ortada ne kadar çok çocuk ve genç anne ve hamile kadın var. İşe başladığımdan beri bizim odada ve yan odada iki "bayan" doğurdu. Gerçi geçen seferki işimde de başladığım gün bir kadın doğurmuştu. Ben işten çıkana kadar ikincisini de doğurdu. Senin benim gibi görünen bir kız bir ceketini çıkarıyor, hop hamile. İkisi üçü bir araya geliyor, hastane, sezeryan, epidürel muhabbetleri. Bu kadar sık ve herkese olan bir hadisenin insanın kendi başına gelince bu kadar biricik ve özel gözükmesi için çok, pek çok hormon gerekiyor olmalı. Ama olaya mikro açıdan bakacak olursak insanın kendi içinden çıkan bir küçük insanı gittikçe tanıması da heyecanlı bir şey olmalı. (Genç sosyetik annelerin röportajları gibi oldu. Ha bu arada sosyetik insanların çocukları nasıl bu kadar güzel olabiliyor!? Nişantaşı'ndaki her çocuk ayrı güzel. İnsan panik oluyor ben nasıl böyle güzel bir çocuk doğuracağım diye.) Ama bunun için biraz büyümeleri gerek. Neyse küçükken de kişiliksizliklerini şirinlikle tamamlıyorlar herhalde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu kadar sıkıcı bir gün olmasına rağmen yine de kutlanmaya devam eden 23 Nisan'ı da atlatıyoruz hayırlısıyla. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Cüneyt Özdemir gibi konuştum Allah korusun, ama benimki çok pratik bir gözlem: &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Çocukların çıplak dizleri tir tir titredi stadyumlarda. NTV'de amazon gibi giydirilmiş, saçlarına barbi bebekler gibi elektrik verilmiş kızlar bir oğlan çocuğunu havaya kaldırdı. Artık memleketçek bu kadar saf ve masum değiliz maalesef. Bütün bunlar çok saçma görünüyor. &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Hatta &lt;i&gt;Bal&lt;/i&gt;'da küçük Yusuf'un akvaryumun içindeki küçük kurdeleye hasretle bakışı gibi acınası geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İki hafta önce Kazuo Ishiguro'nun romanından uyarlama &lt;i&gt;Never Let Me Go&lt;/i&gt; filmini gördüm. Filmi anlatacağım haberiniz olsun: Filmde böyle 12-13 yaşında çocukların olduğu güzel bir İngiliz yatılı okulu var. Çocuklar okul bahçesinden çıkamıyorlar, çıkanların başına gelen felaketlere dair hikayelerle büyüyorlar, birbirleriyle her konuda rekabet ediyorlar, öğretmenlerinin gözüne girmeye çalışıyorlar vesaire. Sonra günün birinde bir öğretmenleri dayanamayıp onlara gerçeği anlatıyor: Meğer onlar zamanı geldiğinde normal insanlara organ bağışlamaları için "yaratılmış" klonlarmışlar. Çocuklar bu durumu kabulleniyorlar, hiç kaçmaya, isyan etmeye kalkmıyorlar. Hayatlarını uzatmayı gerçekten istedikleri zaman bile sadece öğretmenlerine yaranmaya çalışıyorlar, olmayınca da razı oluyorlar. Filmin sonunda sevgilisini kaybetmiş, kendisi de bir kaç hafta sonra ilk bağışını yapacak kız, "tamam bizim durumumuz fena, birbirimizi geç bulduk çabuk kaybettik, ama sizin de bizden çok farkınız olmayabilir, haberiniz olsun" mealinden uyarıyor seyirciyi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Etrafıma bakıyorum da, ne çok şeyi kabullendiğimize. O yatılı okuldaki çocuklar gibi. Yusuf gibi. Acınacak halimiz var. Bizim kabullenemediğimizi kabullenmeye hazır bir sürü insan var dışarda. Aman canım, kabulleniyorlarsa sorun onlarda!.. Bardağın dolu tarafını görmek lazım. Bardağın boş halini bilen dolu tarafını görür. Hem herkesin bir fiyatı vardır. Hiç farkına varmadan bir bakmışsın almışsın eline bardağı, döküp saçmamaya uğraşıyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Mutluluk değil, kendini gerçekleştirmek demişti bir arkadaş. Geçen gün oturup düşündüm de, mutluluk çok izafi, kendini gerçekleştirmek gerçek gözüktü gözüme. Kendini mutlu bilmek kolay. Ama şöyle ağzın dolu dolu "kendimi gerçekleştirdim" demek zor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsan tabii iyi bir mirası da mutlulukla kabulleniyor, onu hak ettiğine de kendini çabucak inandırıyor. Ne güzel yazmışım zamanında "&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/09/how-to-become-bobo-i-moved-into-studio.html"&gt;how to become a bobo&lt;/a&gt;" diye. Buna İngilizler entitlement diyorlar efendim. Yaşlandığımdan mıdır nedir, ne kendini ince zevkli, asil asil yapan insanlara, ne görgüsüzlere kızıyorum, hipster'lara kızdığım kadar. Geçen gün IKSV Salon'a gittim. Bizim de hipster nüfusunda Londra'dan eksiğimiz yok, fazlamız var. Bunlarda para var ama orta sınıf hayatını beğenmezler. Bohem hayatlar isterler, çağdaş sanat severler, açık fikirlidirler. Yaşama sevinciyle gezerler ortada sarhoş gibi. Ama sonuçta sen ne yaptın arkadaş, oturduğun mahalledeki kiraları yükseltmekten başka elle tutulur ne yaptın? Bunların bir de sözde vicdanlı, duyarlılıkları yüksek versiyonları var, benim de kendimi içinde saydığım. Levent Kırca'nın mutlu ve mutsuz sarhoş tiplemesi gibi eğlenenler ve ağlananlar olarak iki çeşittirler. Tabii ağlananlar da geceleri eğlenirler. Kitap yazarsam adı idiotloji olacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ha güzellik var mı, var. Ama çok çalışmak gerekiyor güzel bir şeyler yapmak için de, güzel olanı görmek, anlamak için de. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8718136513513874341?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8718136513513874341/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8718136513513874341' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8718136513513874341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8718136513513874341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/04/kabullenmislik-neden-acaba-23-nisanda.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-121873677363389875</id><published>2011-04-13T23:01:00.005+03:00</published><updated>2011-04-23T10:46:33.269+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music and Lyrics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>Sözlerine bir karaoke gecesinde iyice hakim olduğum şu şarkıyı paylaşmasam olmaz:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;ali desidero&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;arkadaşları ali derler hani oturur bizim kahvede&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yakmış abayı bir dilbere nefaset bir şey fidan boylu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bizim ali pişpirik oynar mfö dinler maç seyreder&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dedim ki abayı yakmış kıza bundan haberi yok kızın ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero aliiiiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kız çok güzel latif şirin hem kitap kurdu hem bir ahu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;venüs mü desem afrodit mi eli yüzü düzgün bir içim su&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elbette ki feminist bir kız metafiziğe de inanmakta&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir kusuru var yalnız kızın biraz entel takılmakta&lt;/div&gt;&lt;div&gt;optimist hem de pesimist biraz idealizmi de savunmakta&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero aliiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;teoride desen zehir gibi pratik dersen sallanmakta&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bazen ben hümanistim diyor bazen rasyonalist oluyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;değişik bir psikoloji bir felsefe idiotloji&lt;/div&gt;&lt;div&gt;idiot idiot idiotloji&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bizim ali kahvede aynen kız oradan gelip geçerken&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gözüne kestirip kafasına takıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu benim diyor dokunanı yakarım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne yapmalı ne etmeli bir oyunbazlık bir şeytanlık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kıza dalavere mi çevirmeli bu beraberlik nasıl olacak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ikise de ayrı telden çalıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;centilmence mi yaklaşmalı familyasıyla mı tanışmalı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir bilene mi danışmalı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu kız sanki bir buzdolabı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero aliiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali kahvede oturup duruyor kızın geçmesini bekliyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hatun kişi görününce köşeden mfö başlıyor aynen kasetten&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aliiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;matmazel mfö'yü duyar duymaz bir an kendinden geçiyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ha bayıldı bayılacak derken ali kızın elinden tutuyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali kıza bir klark çekiyor kahvedekiler ıNıNıN diyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ıNıNıN ıNıNıN ıNıNıN ıNıNıN ıNıNıN ıNıNıN&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero ali aliii desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kız pardon diyor başım döndü mfö yakar gönlümü&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rica ederim gelebilir her genç kızın başına&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yardım edeyim size isterseniz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evinize götüreyim icabında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ay nasıl olur ben sizi hiç tanımıyorum ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hem konu komşu ne der sonra merci giderim tek başıma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;olur mu ne önemi var diyor oğlan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yürüyelim işte ne çıkar bundan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hem sizinle de tanışmış oluruz hem konuşuruz şurdan burdan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne kibar çocuk diyor kız içinden hem samimi hem vefalı yani&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir imtihan çekeyim şuna diyor serseri mi yoksa bir dahi mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;diyor felsefeyi sever misiniz ali diyor biz hep dönerciyiz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;luther diyor kız makyavelli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şampiyon biziz diyor ali attığımız gollerden belli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero aliiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kız anlıyor ki dünyalar ayrı aliye kibarca bir bye bye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali diyor hay hay&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gözü parlıyor aniden kızın şeytan tüyü var bu hınzırın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali anlıyor ki doğru yolda hazırım diyor buluşmaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kız diyor ki bu işler narin bugün olmaz ali belki yarın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ali desidero aliiii ali desidero&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-121873677363389875?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/121873677363389875/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=121873677363389875' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/121873677363389875'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/121873677363389875'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/04/sozlerine-bir-karaoke-gecesinde-iyice.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-770143273759465515</id><published>2011-04-09T11:10:00.006+03:00</published><updated>2011-04-23T10:47:34.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Derin suların peşinde&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Kaç haftadır yazamadım, ama Frida'nın tablosundaki o hayatın içinde kendimi kaybetmiş falan değilim. İşler güçler yüzünden hep. Enis Batur'un &lt;i&gt;Haneberduş&lt;/i&gt; kitabında &lt;i&gt;Takipçilik Üzerine&lt;/i&gt; diye bir denemesi vardı. Batur takipçiliğin iyi, vazgeçilmemesi gereken bir şey olduğunu falan iddia etmese de, insanların farkına bile varmadan nasıl pistin dışına çıktıklarını anlatıyordu. Bir çeşit vazgeçmekti bu da, ama o kadar meşguldünüz ki farketmiyordunuz. Önce &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2007/09/i-cant-trust-myself-nowadays-i-cant.html"&gt;kendiniz bir şeyler yapmaktan vazgeçersiniz&lt;/a&gt;, sonra yapılanları takip etmekten vazgeçersiniz. Ayıptır söylemesi ot gibi yaşarsınız artık.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Teyzem iki hafta önce burdaydı, dedi ki bir kaç insanın üretimi herkesin hayatını daha yaşanır, daha anlamlı kılıyor. Aslında insanlığın kaç bin yıllık üretimi, bunun bizim ulaşabileceğimiz kadarı bile o kadar zengin ki. Düşününce bile hem seviniyorum, hem de yetişemiyorum diye panik oluyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bırakın büyük eserleri, düşünceleri, insan haberleri bile takip edemiyor. Bir yandan da kafası rahatlıyor, kişisel sorumluluk hissetmediği, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/04/imagine-you-were-pnar-selek-first.html"&gt;değiştiremeyeceği şeye güzel kafasını yormamış oluyor&lt;/a&gt;. Ağır kişisel sorumluluklar, insanın dünyaya karşı sorumluluk hissetmemek için en büyük bahanesi haline geliyor. Bir komplo teorisi gibi gelecek, ama belki de dünyada ne olup bittiğini bilmemek için üzerimize ağır kişisel yükler alıyoruz, sözler veriyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İnsanlığın bize bıraktığı binlerce yıllık miras, şaşırtacak kadar güzel olduğu kadar çirkin ve ağır. Görülmemiş o kadar hesap var ki. Güzelliğini yaşamak için kendimizde bu kadar hak görürken, çirkinliğinden kaçınmayı bu kadar doğal karşılamak ikiyüzlülük değil mi? İğrenç bir klişeyle bitirmek istemiyorum ama bunun bir adım ötesinde de bizim geriye ne bırakacağımız sorusu var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yazı biraz ilkokul kompozisyonu gibi oldu ama ısınacağım tekrar yazmaya inşallah! Kendime bir uyarı bu aslında: Açıl kızım biraz! Hayatın bir sürü katmanı var. Bunların farkına varanlar öyle duvar gibi suratlarıyla tırışkadan değil, gerçekten sofistike insanlar oluyorlar. Tabii amaç olmak değil yapmaktır, yapmadan nasıl olunabilir gerçek anlamda? Her şeyin şifresi çözüldü, her şeyin farkına varıldı. Hepimiz tanımı çoktan yapılmış, adı konulmuş birer "tip"iz dışardan bakanlar için. Belki gerçekten öyleyiz de her şeyin, herkesin ne mal olduğunun farkındayken kendimizin farkında değiliz. Determinizm var bütün bunlarda. Dışına çıkmak lazım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-770143273759465515?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/770143273759465515/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=770143273759465515' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/770143273759465515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/770143273759465515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/04/daha-derin-sularn-pesinde-kac-haftadr.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3887359775856109086</id><published>2011-03-19T21:59:00.004+02:00</published><updated>2011-03-19T22:07:23.817+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-zJOQzoLbuo0/TYULasDFgkI/AAAAAAAABLg/fR-9qliIoZI/s1600/kahlo55.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 302px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-zJOQzoLbuo0/TYULasDFgkI/AAAAAAAABLg/fR-9qliIoZI/s400/kahlo55.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5585883465951576642" /&gt;&lt;/a&gt;Frida Kahlo, &lt;i&gt;The Bride Frightened at Seeing Life Opened. &lt;/i&gt;1943.&lt;div&gt;Frida Kahlo, &lt;i&gt;Hayatı Açılmış Görmekten Korkmuş Gelin. &lt;/i&gt;1943.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3887359775856109086?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3887359775856109086/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3887359775856109086' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3887359775856109086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3887359775856109086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/frida-kahlo-bride-frightened-at-seeing.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-zJOQzoLbuo0/TYULasDFgkI/AAAAAAAABLg/fR-9qliIoZI/s72-c/kahlo55.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8595292313013675076</id><published>2011-03-19T21:58:00.000+02:00</published><updated>2011-03-19T21:59:11.671+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Literature'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;"Düşünüyordu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;'Sandal geriliyor, iki adım ileri, bir adım geri gidiyor, ama kürekçiler inatçı insanlar, yorulmadan kürek çekiyorlar, yüksek dalgalardan korkmuyorlar. Sandal ileri, hep ileri gidiyor, işte artık görünmüyor; yarım saat sonra kürekçiler vapurun ışıklarını açıkça görecekler, bir saat sonra da vapurun iskelesinde olacaklar. Hayatta da böyle... İnsanlar hakikat peşinde iki adım ileri, bir adım geri giderler. Hayatın acıları, yanılmaları, sıkıntıları onları geriye atar ama hakikat sevgisi, azim, irade, ileri, boyuna ileri sürer. Hem kim bilir? Belki de asıl gerçeğe ulaşacaklardır...'"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Anton Çehov, &lt;i&gt;Sayfiyede,&lt;/i&gt; Zeki Baştımar çevirisi. Sayfa 124.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8595292313013675076?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8595292313013675076/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8595292313013675076' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8595292313013675076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8595292313013675076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/dusunuyordu-sandal-geriliyor-iki-adm.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1872359407130339570</id><published>2011-03-09T12:59:00.003+02:00</published><updated>2011-03-09T13:38:22.537+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Media'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justice'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yanılmışım&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçen Eylül ayında &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/medyann-hali-iki-gece-once-ntvde-basn.html"&gt;gazetecileri eleştiren bir post&lt;/a&gt; yazmış, Türkiye'de gerçek anlamıyla araştırmacı gazetecilerin azlığından yakınmıştım. Meğer böyle gazeteciler varmış, ben de Türkiye'ye paraşütle indiğim için yeni tanıyorum onları. Nedim Şener'i, Hanefi Avcı'nın hapse atılmasından sonra sık sık televizyon programlarında görmüştüm. Cengiz Çandar'ı Tayyip Erdoğan'ın İsviçre'de hesabı olmadığına ikna eden, o gerçeği bilen ve haksızlığa tahammül edemeyen insanlara özgü hal vardı üzerinde. Sürekli bildiklerini anlatıp karşısındakini ikna etmeye uğraşıyordu. Tabii ne kadar anlatsan, karşındakinin işine geldiği kadar. Ahmet Şık'ın kim olduğunu ise yeni öğrendim. Radikal'in o ezilenin yanındaki imajını oluşturmasını sağlayan pek çok haber yapmış. Sonra Radikal bordrolarda maaşları düşük gösteriyor, fazla mesaileri vermiyor diye dava açınca işinden kovulmuş. Daha sonra Nokta dergisine girmiş, darbe günlüklerini yayınlayan ekipte yer almış. Ertuğrul Mavioğlu'yla birlikte Ergenekon üzerine kitap yazmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu iki düzgün gazeteci Silivri'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her İstanbul'a gidişimde, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/ar-kovan-pek-cok-insann-pek-cok-sekilde.html"&gt;şiddetle akan ışıl ışıl bir nehir&lt;/a&gt; görüyor gibi oluyorum. Daha önce gördüğüm şeye yine şaşırıyorum. Her yerde ışıklar, yollar, arabalar, yeni inşaatlar var. Bu nehirle birlikte akmak ne kadar kolay, ne kadar zevkli olurdu diye düşünüyorum. Rüzgarı arkana alınca ilerlemek ne kolay. Ama bu nehir nereye akıyor? Bunu sadece muhafazakarlar aşırı güç kazanıyor, bundan sadece bir çemberin içindekiler nemalanıyor diye söylemiyorum. Bu pırıltının arkasında karanlık bir taraf var, fakirlik var, pislik var. Çöpler var bir yerlere yığılan. Zehirli gazlar var, zehirli kimyasallar var yediklerimize karışan. Tüketilen kaynaklar var. Anlamsız hayatlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bunları görüp o nehre karşı yüzmeye çalışanlar var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1872359407130339570?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1872359407130339570/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1872359407130339570' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1872359407130339570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1872359407130339570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/yanlmsm-gecen-eylul-aynda-gazetecileri.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2413801469110793069</id><published>2011-03-08T14:34:00.007+02:00</published><updated>2011-03-08T16:46:40.686+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sıra geldi emeği geçenlere...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İşler biraz düzgün gitti mi çok sevinip aradaki zorlukları unutmak biz fanilere özgü bir kusurdur. Hatta zorluklar ve sıkıntılar ne kadar büyük olursa, onları aşmaktan duyulan sevinç de kötü hatıralara o derece baskın çıkabilir. Son durumdan memnunsanız o zorlukları çıkaranları "bugüne gelmeme katkısı oldu" diye affedebilirsiniz bile. Ama benim hafızam güçlü olduğu için zorlukları ve onların bana yaşattığı duyguları unutmam, şu anda bile aynen yaşayabilirim. Hem şu son altı aydır yaşadıklarımı buraya yazmak istiyorum, ibret olsun da boşa gitmesin diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İlk mülakatımı, Türkiye'ye döndükten iki gün sonra, işverenlerin kurduğu bir sivil toplum kuruluşunda çalışmak için, A. şirketinin Şişli ofisindeki N. Hanım'la yaptım. Görüşme sırasında az daha uyuyakalan bu hanım, telaffuz ettiğim rakamı "müdürlerin bile almadığını" söyledi. Bu lafını şimdi muhabbetle anıyorum. Ne kadar iyi yalan söyleyebildiğinizi ölçen klasik mülakat sorularını sordu: "En büyük zayıflığınız nedir? İnisiyatif alıp çözdüğünüz bir problemi anlatın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yakın zamanda bu STK'nın hazırladığı bazı görüşleri, değerlendirmeleri yakından inceleme fırsatım oldu. Fikirlerimi kendime saklamayı tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirket ofisinin karşı köşesindeki tabldot restoranında çalışan garson ve aşçı beylerin anlattıklarına göre, bu şirkete bankaların mülakatlarına girmek için onlarca genç gelir, öğleden sonraki aşamaya geçebilenler bu restoranda yemek yerler, sonuçları orada beklerlermiş. Garsonla aşçı kafa kafaya verip bu gençlerin haline tavrına bakıp karar verse, ortaya daha sağlıklı sonuçlar çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* R. haber ajansı, "senior correspondent" arıyormuş. Türkiye büro şefi olan bey, ilana senior correspondent yazmış olmasına rağmen asıl aradığının, mesela bir şirketin finansal sonuçlarını çok çabuk yazabilecek acar finans muhabirleri olduğunu söyledi. B. haber ajansıyla yoğun rekabet halindeymişler. Benim gibi iyi okullardan mezun pek çok muhabir geçmiş ellerinden, bunların kusuru "çok düşünmeleriymiş." Mülakatın üzerinden üç ay geçtikten sonra editoryal teste girdim, meğer henüz açılmamış bir pozisyon içinmiş. Bir daha da kendisinden haber alamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* T. isimli demokrasi savaşçısı düşünce kuruluşunun iyi yönetişim bölümüyle de görüştüm. Daha önce bu blogda eleştirdiğin yerde çalışmayı neden istiyorsun diye sormayın, zaten ağzımın payını aldım. Benimle temasa geçen Ö. Hanım, işe alım sürecini hızlandırdıklarını, bayramdan önceki Cuma günü görüşme için beni beklediklerini söyledi. Aptal aptal fahiş THY biletlerimi aldım, görüşmeye gittim. Ö. Hanım'ın patronu kendisine tam yetki vermiş, sıcak bir görüşme yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım'da yaptığım görüşmenin sonucunu, Ö. Hanım'ın "sayın başvuru sahibi" diye başlayan E-maili ile Şubat ayında öğrendim. Bu pozisyon için fazla senior'muşum. İyi yönetiştik hep birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir sonraki İstanbul seyahatimi, R. gazetesinin ekonomi müdürü J. Hanım'la görüşmek için yaptım. R. gazetesi henüz R. gazetesiyle birleşmemişken, şu anda kapanan R. gazetesinin yazı işleri müdürü olan beyle görüşmüştüm. Kendisi muhabir olmamam gerektiğini lisan-ı münasiple anlatmıştı. Neredeyse üç yıl sonra kendisine yine yazınca, akıllanmadığımı söyledi ama E-mailimi J. Hanım'a yolladı. J. Hanım açık pozisyon olduğunu söyleyerek beni görüşmeye çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde yapmak istediğim haberlerin listesi, bir süre bir muhabirin masasında J. Hanım'ın yuvarlak masa toplantısından dönüşünü bekledim. Yapmak istediklerimi anlattım, bana bir-iki ay ücretsiz staj yapmam gerektiğini söyledi, İstanbul'da kalacağım yer olup olmadığını sordu. Olmadığını söyleyince stajı İzmir bürosunda yapabileceğimi, büro şefiyle konuşacağını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün sonra İzmir büro şefinin kendisinin haberi olmadan değiştiğini, evden yazı gönderebileceksem göndermemi, yoksa açık pozisyon olmadığını söyleyen bir E-mail attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* N. Hanım'ın röportajlarını okumuştum; sponsoru, patronu olmadan bağımsız gazetecilik yapabilme özleminden bahsediyordu. Ancak hazırladıkları tablet gazetede henüz kendi haberlerini yapmıyorlardı, yalnızca gün içinde ajanslardan gelen haberleri derliyorlardı. İnşallah yaza doğru freelance çalışan yazarların, muhabirlerin işlerini satın almaya başlayacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N. Hanım yazılı basında benim gibi pek çok insanın öğütüldüğünü, müdürlerin kendilerini gölgede bırakır diye iyi muhabirleri işe almadıklarını, kötü dönemlerde pek çok muhabir çıkartılırken, donanımsız olduğu halde daha kıdemli olanların pozisyonlarını koruduklarını anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Son olarak, aklıma ana muhalefet partimizde araştırmacı olarak çalışma fikri geldi. Geçen yıl bir konferansta tanıştığım, yeni parti meclisine seçilen beyefendiye güzel bir E-mail yazdım. Seçimlerden önce de, sonra da genç bir araştırmacı grubunun ne kadar işlerine yarayabileceğini anlattım. Kendisi Ar-Ge işlerine bakan sosyolog S. Bey'e yollamış E-mailimi. Bir aydan fazla oldu, S. Bey'den bir yanıt gelmedi. Öyle tahmin ediyorum ki iktidar partimize aynı başvuruyu yapmış olsaydım, çok daha fazla ilgi görürdüm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2413801469110793069?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2413801469110793069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2413801469110793069' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2413801469110793069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2413801469110793069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/sra-geldi-emegi-gecenlere.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6774298726073780550</id><published>2011-03-03T14:48:00.013+02:00</published><updated>2011-09-25T22:39:10.986+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cynicism and naivete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Siyah Kuğu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin artık bildiği gibi Nina, Kuğu Gölü balesinde kuğu kraliçesi rolünü oynaması için seçilmiş bir balerindir. Hayatı aşırı müdahaleci annesiyle birlikte yaşadığı eviyle bale stüdyoları arasında geçmektedir. Nina bu hayatın ne kadar çorak olduğunun farkında değildir; bildiği tek mutluluk balede daha iyi bir performans sergileyebilmektir. Gösterinin kareografı başrolü ona verince bu şansı yakalar, ancak bu rolün hakkını verebilmek için şimdiye kadar görmezden geldiği, bastırdığı "karanlık taraf"ını ortaya çıkarması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nina her taraftan ezilmektedir: Onun için çok fedakarlık yapmış annesi onun bir an için bile sözünden çıkmasına tahammül edemez, kareograf tutkularını açığa çıkarması için "baskı yapar" ve önüne Nina'nın zıttı kişilikte (ve rahatlıkta) Lily'i rakip olarak koyar, eski baş balerin (ve kareografın eski sevgilisi) Beth Nina'yı kareografı baştan çıkarmakla suçlar ve kendini bir arabanın önüne atar, Lily bir yandan Nina'ya dostane davranırken diğer yandan kareografın kendisine gösterdiği ilgiyi kabul etmekten çekinmez... Yani Nina, bir Mahsun Kırmızıgül filmi karakteri (ya da bir laboratuvar faresi) gibi dünyadaki tüm dertlerden muzdariptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı Nina'nın gözünden izlediğimiz için, bir yerden sonra gerçek halüsinasyonlara karışıyor. Mesela Lily, annesi ya da kareograf aslında Nina'nın düşündüğü kadar Nina'ya düşman mı bilemiyoruz. Gerçi filmde neyin gerçek, neyin sanrı olduğu eninde sonunda açığa çıkıyor, dolayısıyla gerçek olmadığı açıkça belli olmayan bir sahne de acaba sanrı mıydı diye paranoya yapmaya gerek yok. Film bize düşündürmek istediği kadar derin değil bence. Hatta bütün o şüpheyle ve efektlerle olmadığı kadar derinmiş gibi gözükmeye çalıştığı için, filmin dürüst olmayan bir yanı var. Delilik, subjektifliği ve anlaşılmazlığıyla izleyiciyi hem korkutan, hem merakla kendine çeken karanlık bir çekim alanı ve yönetmen Darren Aronofsky, bu etkiyi kötüye kullanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde kuşkusuz gerçek bir yan da var ve filmi izleyen bütün kadınlar ve genç kızlar Nina'yı (değişik derecelerde) anlayabilirler. Mesela Nina'nın gittikleri barda Lily'nin rahatlığına hayretle baktığı gibi ben de bazı hemcinslerimin gamsızlığına hayret ve kıskançlıkla bakmışımdır. Nina'nın etrafındaki herkes kişiliğini özgürce (ve düşüncesizce) yaşar ve zavallı Nina'ya yaşatırken, Nina mükemmel performansı gösterebilmek için mükemmel olmayan tarafını açığa çıkarmaya "zorlanıyor." (Buradaki ironi, daha önceki bir postta yazdığım "belki de en mantıklı olan insanın duygusal tarafını hesaba katması" tespitiyle paralellik taşıyor.) Sanki Nina, dünyadaki kötülüklerin ve düşüncesizliklerin altında ezilmektedir, bir türlü onlara karşılık verememektedir. Kimse Nina'nın niye böyle olduğunu ve kendisinin bu durumdaki payını düşünmüyor, Nina'yı anlamaya çalışmıyor. Ece Temelkuran'ın &lt;a href="http://www.haberturk.com/yazarlar/594449-kugunun-savasi"&gt;şu yazısında&lt;/a&gt; söylediği gibi, belki de Nina'nın ihtiyacı olan şey sevgi ve kimse Nina'yı onun ihtiyaç duyduğu kadar çok ve koşulsuz sevmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde annenin ve kareografın Nina üzerinde kurduğu tahakküm, bana &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/cogunluk-dun-aksam-seren-yucenin.html"&gt;Çoğunluk&lt;/a&gt;'ta babanın oğlu üzerinde kurduğu tahakkümü hatırlattı. İlişkilerde bir tarafın diğeri üzerinde kayıtsız şartsız tahakküm kurması, bunu hakkı bilmesi haksızlık. Hiç bir ilişkinin doğası, bu haksızlığı haklı çıkarmaz. Buna popüler kültürde gittikçe daha çok dikkat çekilmesi olumlu. Ancak bize sözünü dinleten herkesten nefret etmeden önce şunları düşünmekte yarar var: Birincisi, bir tarafın diğerinden güçlü bir konum almasını haklı çıkaran nedenler, durumlar olabilir. Her ilişkinin her zaman demokratik olması beklenemez. İkincisi, güçlünün güçlülüğü, aynı zamanda zayıfın zayıflığı demektir. Gönül ister ki her ilişki pür sevgi ve saygı çerçevesinde yürüsün, reel olarak güçlü olan zayıfın haklarına saygı göstersin. Ancak maalesef dünya böyle bir dünya değil. Dolayısıyla zayıf olan taraf ya güçlenmek, kişiliğini ve haklarını savunmak, ya da ilişkiyi terketmek durumunda. Bazen böyle bir seçenek olmadığını biliyorum, ama bazen de var. Önemli olan zayıfın bunu farketmesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6774298726073780550?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6774298726073780550/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6774298726073780550' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6774298726073780550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6774298726073780550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/03/siyah-kugu-herkesin-artk-bildigi-gibi.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3977578016026024932</id><published>2011-02-21T12:28:00.012+02:00</published><updated>2011-02-23T20:29:34.708+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Harvey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span &gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large; "&gt;The Enigma of Capital - 2&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span &gt;&lt;br /&gt;"Sermayenin Gizemi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span &gt;&lt;strong&gt;Sermaye Pazara Çıkıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sermayenin önündeki son engel, bir ürün ya da hizmetin pazara çıkarıldığında alıcı bulup bulamayacağı sorusu. Büyük insan gruplarının isteklerini, ihtiyaçlarını ve arzularını "oluşturmak" için büyük bir çaba harcanıyor. Ancak bunu reklam sektörü tek başına başaramaz. Asıl önemli olan, sürdürülebilmesi için belli bir ürün ve hizmetler topluluğuna gereksinme duyan bir günlük hayatın koşullarının oluşturulmasıdır. Söz konusu olan sadece arabalar, evler, benzin, yollar ve alışveriş merkezleri değil, aynı zamanda çim biçme makinaları, buzdolapları, klimalar, perdeler, mobilyalar, elektronik cihazlar ve tüm bunların bakımıdır. Banliyö hayatı pek çok isteği ihtiyaca dönüştürerek sonsuz sermaye birikimi için alan yaratmıştır. Tüketicinin ruh hali ve güveni, kapitalizmin sürdürülebilmesi için hayati önemdedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük maaşlar nedeniyle iç talebin yeterli olmadığı yerde sömürgeleşme gibi yöntemlerle dış pazarları kontrol etmek, talep yaratmak için önemli bir çıkış yolu oldu. Ancak 1970'lerden bu yana bu gittikçe daha zor hale geldi. Artık Çin ekonomisi, Amerika'daki talep sayesinde ayakta duruyor. Talep probleminin bir başka çözümü ise fazla üretimin kapitalistlerce yeniden yatırıma dönüştürülmesi. Yani üretim çalışanların tüketimi, kapitalistlerin kişisel tüketimi ve kapitalistlerin yapacağı yeni yatırımlarda kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalistlerin dünün üretimiyle bugünün yatırımını yapabilmeleri için kredi almaları gerek. Yani kredi, sermaye birikiminin ve kapitalizmin devamını sağlamak için anahtar rol oynuyor.&lt;br /&gt;Üretimin yeni yatırımlarda değerlendirilebilmesi için üretimin genişleyebileceği yeni üretim alanlarının mevcut olması gerek. Amerika nasıl İngiltere'den sermaye çektiyse, Çin de Amerika'dan sermaye çekiyor. Bu sermaye de yeni fabrikaların açılması için kullanılıyor. Ancak beklentilerdeki bozulmalar ve kredi sistemindeki krizler sermaye dolaşımını sekteye uğratabilir. Temel sorun, yatırım yapılabilecek yeni alanların kısıtlı oluşudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölümde ve bir önceki bölümde anlatılan bariyerlerin birini atlamak için yapılan bir hamle, sermayenin bir başka bariyere çarpmasına yol açabilir. Maaşların düşüklüğünden kaynaklanan talep problemini çözmek için kredi sistemini yaygınlaştırırsınız, sonra kredi krizi çıkar. Sorun çözülmez, yalnızca yer değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sermaye evrimleşiyor&lt;span &gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span &gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Harvey bir coğrafi bölgedeki insanlık "faaliyetinin" yedi alanda açıklanabileceğini söylüyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunlar:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1- Teknolojik gelişme&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2- Zihniyet algılamaları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3- Doğayla ilişki&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4- Üretim ilişkileri&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5- Günlük hayat ve türün çoğalması&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;6- Sosyal ilişkiler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7- Kurumsal yapı/yönetim kurumları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Harvey diyor ki dünyayı anlamak istiyorsanız bunlardan birinin/bir kaçının diğerlerinin belirleyicisi olduğunu düşünmeyin, bunların hepsi aynı anda birbirlerini etkilemekte, değişmekte, dönüşmektedir. Sermaye de dolaşımı sırasında bu alanların hepsine etki eder. Köklü bir değişimin ortaya çıkabilmesi içinse bu alanların hepsinde değişikliklere ihtiyaç vardır. Birbirinden etkilenerek aynı anda evrimleşen bu değişik alanlar göz önüne alınmazsa, iyi niyetli politikalar bile başarıya ulaşamayabilir. İyi haberse değişimi başlatmak için bir alanın tamamen reforme edilmesini beklemek zorunluluğunun olmayışıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;İşin coğrafyası&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki coğrafyalar arasındaki farkların nedeni nedir? Değişik coğrafyalarda kurulan sistemler neden birbirlerinden farklı gelişiyor? Harvey, Jared Diamond'un &lt;em&gt;Guns, Germs and Steel&lt;/em&gt;'de ya da Jeffrey Sachs'in &lt;em&gt;The End of Poverty&lt;/em&gt;'de yaptığı gibi coğrafi determinizme ya da devletler arasındaki jeopolitik egemenlik savaşlarına inanmıyor. Bunun yerine, kapitalizmin coğrafi gelişimini anlamak için bazı prensipler öne sürüyor: Birincisi, sermaye birikiminin önündeki coğrafi engellerin aşılması gerek. Büyük mesafeler hızla katedilebilmeli ve büyük alanlara, doğaya, pazarlara hükmedilebilmeli. Sermaye dolaşımının daha büyük alanlara yayılabilmesi ve hızlanabilmesi için özellikle ulaşım ve iletişim alanında pek çok teknolojik yenilik yapıldı. Finans merkezlerini bağlayan ağlar üzerinden bir kaç milisaniye içinde devasa miktarda bilgi ve para akabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İkincisi, doğal kaynaklara, üretim araçlarına, ucuz iş gücüne ve tüketici piyasalarına yakınlık, kapitalist için büyük önem taşıyor. Kapitalizm, kapitalistlerin bireysel özgürlüğü ve girişimciliği sayesinde sürdürülebiliyor ve hangi girişimin nerede başarılı olacağını önceden tahmin etmenin imkanı yok. Bir girişim bir bölgede başarılı olduktan sonra onu destekleyecek altyapı ve başka şirketler kuruluyor, ancak onun başarısını başından planlamak bir hayli zor. Bu yüzden değişik coğrafyalarda binlerce deneme yapılıyor ve en uygun coğrafyada yapılmış olanı, başarıya ulaşıyor. Rekabet ve krizler, üretim için hep daha uygun, daha karlı coğrafyalar bulunmasını sağlıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;...&lt;b&gt;Devam edecek&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3977578016026024932?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3977578016026024932/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3977578016026024932' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3977578016026024932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3977578016026024932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/enigma-of-capital-2-sermayenin-gizemi.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6636475199765097512</id><published>2011-02-21T11:58:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T23:34:19.514+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Haksızlıkların olduğu bir ülkede yaşamak&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sevdiği, tanıdığı biri faili meçhul cinayete kurban gitmiş, kaybedilmiş ya da haksız yere hapse atılmış biri, hayatının geri kalan kısmını bir bilgi almaya, bir belirsizliği gidermeye, sevdiğini kurtarmaya, o haksızlığı yapanların bulunup cezalandırılmasına adayabilir. Vurulup vurulup yara almayan bir deve sürekli yumruk atar, her yumrukta o devin canını acıtamadığını, sadece kendi canını yaktığını bile bile yumruk atmaya devam eder. Harcadığı o zaman ve enerjiyle çok daha güzel işler yapabilirdi oysa. Yazılar yazabilir, bilimsel çalışmalar yapabilir, şarkılar besteleyebilir, insanların hayatlarını güzelleştirebilirdi. Ama bütün bunlar, bazı ülkeler için lükstür. Haksızlıkları göre göre yaşayamayan insanlar, hayatlarını bir yanlışı doğruya çevirmeye adar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlıkları gören insan, onları görmezden gelerek hayatına devam edebilmek için bir çok mazeret bulabilir: Zaten o dev yara almıyordur, onunla savaşmak kendi hayatını riske atmaktan başka bir şey olmayacaktır. Yazıktır bunlarla sinirini bozmak, vaktini harcamak, iktidar sahiplerinin oyunlarına hayatını kurban etmektir! Okulun popüler, cüsseli grubunun laf attığı çocuk gibiyiz: Tahriklere gelmeyelim, onları duymazlıktan gelelim, işimize gücümüze bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o zaman her şey böyle sürer gider.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6636475199765097512?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6636475199765097512/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6636475199765097512' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6636475199765097512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6636475199765097512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/hakszlklarn-oldugu-bir-ulkede-yasamak.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2721940540329176125</id><published>2011-02-21T10:45:00.004+02:00</published><updated>2011-02-22T23:34:29.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Feminism'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;4.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aşk'ın reva görüldüğü kesitleri sıralamak güç değildir: I. Gençler (gençtir, geçer). II. Magazin dünyası (saç rengi değiştirir gibi heyecan odağı değiştirme 'yeti'sine sahip olanların oluşturduğu özel katman). III. Çizgidışı bireyler (Dostoyevski'nin, Nietzche'nin, Sloterdijk'in yüklediği anlam katsayısıyla 'Budala' sınıfına girenler). Patoloji kontenjanını böyle sınırlıyor kontrat, "öteki"leri &lt;em&gt;normal&lt;/em&gt;'in çerçevesi içine çağırıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Enis Batur, &lt;em&gt;Haneberduş,&lt;/em&gt; sf. 76&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kafayı boşa almayın!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçen yaz birisi bana ne kadar mantıklı olduğumu söyledi, hep öyle olmamı salık verdi. O sırada hayatımdaki en mantıksız dönemi yaşadığımdan bu laf sonradan bana çok ironik gözüktü. Sonradan insanın mantığına ne kadar güvenmesi gerektiğini düşündüm. Kuşkusuz mutlu olabilmek için duygusal gereksinimlerimize de bir söz hakkı tanımamız gerekiyordu, ne kadar mantıksız gözükseler de. Asıl böyle yapmak daha mantıklı olurdu. Böyle iyimser ve salak bir şekilde, gene kafayı yokuşaşağı boşa almış düşünürken, şu ulvi hislerin sömürüldüğü bir başka alan geldi aklıma: Dinler de, insanların mantıklarıyla veremediği cevapları vermeyi, onları tehlikelerden korumayı, hayatlarına kısa yoldan bir anlam katmayı vaad etmiyorlar mıydı? Mantığın susturulduğu yerde insan her türlü sömürüye açık hale gelmiyor muydu? Dinler bizi koruyordu, kolluyordu, en çok da şu lanetli özgürlüğümüzden, karşılığında da biat etmemizi istiyorlardı. Evet, duygular sömürülmeye çok açıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki Pazardır Dr. Alper Hasanoğlu'nun &lt;em&gt;Radikal Hayat'&lt;/em&gt;taki yazılarını okuyorum. Bu Pazarki &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1040533&amp;amp;Yazar=DR." date="'20.02.2011&amp;amp;CategoryID="&gt;&lt;em&gt;Seküler din aşk, seküler Tanrı maşuk&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;yazısına çok hak verdim. Şöyle diyor Hasanoğlu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;...Animistik düşüncenin anlamını kaybetmesiyle birlikte ortaya çıkan boşluğu Tanrı düşüncesi doldurdu. Peki Tanrı’dan ne bekleniyordu? İnsana en azından bir korunma ve emniyet hissi vermeliydi Tanrı ve hayata da bir mana. Ama bunun karşılığında onun sözlerine değer vermeli, buyruklarını yerine getirmeliydi. O seven ve cezalandırandı, iyi ve acımasız olandı, adil ve karar verendi. Yani babaydı. Ona bağlanabilmek, insani sınırlılığı aşabilmek demekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama insanın, ‘ben’inin sınırlarının ötesine geçmesini Tanrı bile sonsuza kadar mümkün kılamadı. Aydınlanmayla birlikte Tanrı da tahtından indirildi ve hükümranlık insanın eline geçti. O andan itibaren her şeyin yapılabilirliğine dair inanç hayata hakim oldu.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Var olabilmek için yalnızca kendine, kendi yetilerine ve ürettiklerinin gücüne güveniyordu insan. Ama bu tümgüçlülük fantezisi ortaya çıkan varoluşsal boşluğu doldurmuyordu. Devasa ilerlemelere, bütün kazanımlara rağmen insan gün geçtikçe daha çok çaresizlik, korku ve tek başınalık duyguları altında ezilip acı çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varoluşun manası ‘Sen’&lt;br /&gt;Bu kaybolmuşluk duygusu içinde insanın en önemli hedefi, başka bir insanla birleşebilmek, onunla bir olabilmek olarak tezahür ediyordu. &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/12/passion-while-looking-for-articles-for.html"&gt;Belki de Öteki‘yle sınırlardan kurtulmak mümkün olabilirdi.&lt;/a&gt; “Bu dünyada kendimi yücelmiş hissedemeyeceksem, hiç olmazsa sende yüceleyim, seninle yüceleyim.“ Böylece özne olarak “Sen“ varoluşun manası olmaya başladı. Aşkın bu romantik tasavvuru sayesinde insan tekrar kendini merkeze koymaktan vazgeçiyor ve kendi sınırlılığını aşabilmek için ‘kutsal’ bir varlığa yöneliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle baktığımızda insanın bütün mantıkdışılığına rağmen niçin ötekine sımsıkı bağlı kalmaya çabaladığını, maşuktan kaynaklanan hayal kırıklıklarının neden bu kadar derin yaralar açtığını ve buna rağmen neden yine ve yine denemeye devam ettiğini anlayabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaybolup giden Allah aşkının seküler tezahürü olan insana duyulan aşk, ilişkide maşukla bir olma hali, o büyük güvencenin tekrar yerine konabilmesi olasılığı, bizi Frankl’ın tarif ettiği varoluşsal vakumdan koruyabilecek yegane şeymiş gibi görülüyor. Maşuk seküler Tanrımız oluyor böylece. Günümüz modern yaşamı kendine yetmeyen, anne-babanın yardımı olmadan uzun süre hayatta kalmayı bile başaramayan insan tekinin doğal olarak var olan yetersizlik duygusunun daha da pekişip narsistik bir yapının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Ben bu durumda Adler’in “toplumsallık duygusunun” önemli bir alternatif olabileceğini düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Toplumsal bir varlık olarak içinde bulunduğumuz toplulukla özdeşleşebilmeyi, o topluluk için bir şeyler yapabilmeyi tekrar keşfedersek seküler Tanrımız maşuka bu kadar çok anlam yüklemekten sıyrılıp kendimizi daha özgür hissetmemize olanak sağlayacak, daha az bağımlı, daha az korku dolu bir ilişki yaşama şansına kavuşabiliriz. Böylece Fromm’un dediği gibi maşuku Tanrı konumundan insan konumuna indirip şunu deme şansına kavuşuruz: “Seni sevdiğim için sana ihtiyacım var. Bir yaradana, beni sınırlılığımdan çıkaracak bir güce ihtiyacım olduğu için seviyor değilim seni."&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Hasanoğlu geçen hafta da &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;Date=13.02.2011&amp;amp;ArticleID=1039812"&gt;&lt;em&gt;Erkekliğin Krizi&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; yazısında şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu hafta Alman haber dergisi Focus’ta erkekliğin yıllar içinde ne yönde değiştiğine dair bir araştırma yayımlandı. Günümüzde kadın 1970’li yıllardan farklı olarak erkeğin para kazanmasının yanında, evde çocuğa bakmasını da istiyor. Ayrıca erkek tarafından korunmayı ve iş hayatında desteklenmeyi talep ediyor. Günlük hayatın süpermeni olmasını istiyor erkekten. Oysa 1970’lerin ortalarına kadar erkeğin kimlik tanımı oldukça basitti ve bu da oryantasyon kolaylığı sağlıyordu. Ailesini besleyen, koruyan, emniyet ve güveni sağlayan taraftı erkek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 30 yıl kadının başkaldırısı ve özgürleşmesiyle geçti, erkek de bu durumu şaşkın şaşkın izlemekten başka bir şey yapmadı. Şimdi de toplumdaki yerini ve rolünü yitirmiş olmanın telaşıyla ne yapacağını bilemiyor. Maço mu olsun, yumuşak mı, kariyer peşinde mi koşsun yoksa iyi bir ev erkeği mi olsun? Kadın hepsi olsun istiyor ve bir zamanlar bilgeliği, gücü temsil eden erkek bugün savaş düşkünü ve çocuk tacizcisi olarak görülüyor. Erkek artık kendini nerede, ne olarak konumlayacağını bilemiyor ve kimlik krizi yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Erkek, uygarlığın temelini oluşturan karşılıklılık ve merhamet duygularını kadınsılıkla karıştırıp bilimsel ve teknik alandaki becerileriyle ilişkilerdeki erk kaybını telafi edebileceği yanılgısı içinde. Bu nedenle de kadının arkasından umutsuzca ve bir oğlan çocuğu şımarıklığıyla nefes nefese koşup duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olgunlaşmamış bir erkekliğin en büyük takıntısı şudur: “Acıdan kaçmanın tek yolu durmadan galip gelmektir, çünkü zafer duygusunun verdiği güç beni yok olmaktan korur!” Halbuki erkeğin, durmadan üstün gelmenin tek getirisinin ötekinin düşmanlığını pekiştirmek olduğunu görmesinin zamanı çoktan geldi. Mutluluğun güçten geçtiğiyle ilgili yanılgının düzeltilmesi ve ‘Öteki kendini iyi hissederse ben de kendimi iyi hissederim’le yer değiştirmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının erkekten dayanıklılığı öğrendiği kadar, erkeğin de kadından ilişki kurma becerisini ve duyarlılığı öğrenmesi gerek. Erkek kendinden emin olduğu eski günlerine dönmek ve yaşadığı krizi bir şansa çevirmek istiyorsa merhamet ve anlayış duygularını içselleştirmeyi başarmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu ikinci alıntıyı da yapmamın bir sebebi vardı elbet. Hadi itiraf edelim, kendine güvenli, kararlı, mücadeleci erkeklerden hoşlanıyoruz. Kendimizi böyle birinin yanında güvende, daha güçlü hissediyoruz. İlişkinin başında, bu insanın ilişki içinde de bu özellikleri sergileyeceğini, bizi tahakkümü altına almaya çalışacağını öngöremiyoruz, görmezlikten geliyoruz. Sonra o mantıksızlık dalgası geçtiğinde, geri alamayacağımız sözler verdikten, sorumluluklar aldıktan, zaman harcadıktan sonra durumu anlıyoruz ama, artık çok geç olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün o baygın filmler, diziler, kitaplar ve şarkılar, o korunaksızlığımızı ve güvenlik arayışımızı sömürmek için. İlişkinin hiç bir anında mantığın şalterini kapatmamak gerekir. Bu demek değildir ki sevgi, paylaşım, dostluk olmayacak, beraber bir şeyler inşa edilmeyecek. Ama insan soğukkanlılığını, bağımsızlığını asla kaybetmemeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2721940540329176125?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2721940540329176125/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2721940540329176125' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2721940540329176125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2721940540329176125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/4.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8146741829625394044</id><published>2011-02-15T11:17:00.032+02:00</published><updated>2011-02-23T13:29:19.739+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Environment'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Harvey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;The Enigma of Capital - 1&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Sermayenin Gizemi"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sonunda ünlü coğrafyacı David Harvey'nin &lt;em&gt;The Enigma of Capital&lt;/em&gt; (Sermayenin Gizemi) kitabını bitirebildim. Kitaptaki tespitlerin önemli ve doğru olduğunu düşündüğüm için kısa kısa buraya yazmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Asıl sorun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Dünya ekonomisinin sağlıklı sayılabilmesi için yılda en az yüzde üç büyümesi gerekiyor. Kapitalistler pazar paylarını kaybetmemek ve ellerindeki sermayenin değer kaybetmesini önlemek için yarattıkları yeni sermayeyi yatırıma dönüştürmek zorundalar. Harvey'e göre kapitalizmin her gün yeniden cevabını vermesi gereken soru, "sermaye fazlasının nasıl kullanılacağı," yani sermaye fazlasının yatırılabileceği yeni karlı alanların nasıl bulunabileceği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Krizin ortaya çıkışı üzerine...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1970'lerden beri maaşlı çalışanların eli, sermaye sınıfına göre büyük ölçüde zayıfladı. Maaş gelirlerindeki reel artış, sermaye sınıfının gelirlerindeki artışın çok altında kaldı. Bu durumun sebepleri arasında yurtdışından ucuz işçi getirilmesi, iş gücü tasarrufunu sağlayan teknolojilerin gelişimi, sermayenin iş gücünün ucuz olduğu yerlere gidebilmesi var. Gelişen ulaşım ve iletişim ağları ile gümrük vergileri ve kotaların azaltılması bu süreci mümkün kıldı. Dünyanın her yerinde kadınların ve kırsal nüfusun iş gücüne dahil olması da iş gücünün büyümesine ve ucuzlamasına yol açtı. Ana hedefi enflasyonu kontrol etmek olan neoliberal doktrin, çalışanların pazarlık gücünü iyice zayıflatan bir işsiz ordusunun oluşmasının zeminini hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maaşların düşmesi, pazarların daralması tehlikesini de beraberinde getiriyordu. Bunun çaresi de kredileri yaygınlaştırmakta bulundu. Emlak piyasalarında hem arzı, hem talebi finansal kurumlar finanse ve kontrol eder hale geldi. Bankalar kredi risklerini üzerlerinden atacak araçlar geliştirdiler. Değişik ülkelerin bankacılık sistemleri birbirine bağlandı. Gelişmiş ülkelerde karlı yatırım alanları bulunamadığında, sermaye gelişmekte olan ülkelere yöneldi. IMF, gelişmekte olan ülkelerin ipleri sıkı tutup borçlarını ödeyebilmesi için kuruldu. Ödenmeyen borçların devlet kaynaklarından finanse edilmesi, "yatırımcı güveninin" sağlanmasının tek yolu olarak görüldü. Çoğu zaman seçim kampanyalarını da finanse eden yatırımcıları ürkütmek, siyasetçilerin en büyük korkusu haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermaye sınıfı sadece üretime yatırım yapsa belki bunun istihdamı artıracağı ve gelirin alt sınıflara "damlayacağı" varsayılabilirdi. Oysa sanayide yoğun rekabet sonucu düşen kar marjlarının etkisiyle sermaye sahipleri spekülatif şekilde varlıklara, yani borsaya, emlağa, emtia piyasalarına ve sanata yatırım yapmaya başladı. Özelleştirmeler de önemli ölçüde yatırım çekti ve yeni milyarderler yarattı. Yeni yatırım kanalları oluşturabilmek için karmaşık finansal araçlar icat edildi ve finans sistemi, reel ekonomiye kıyasla çok daha büyük bir hızla genleşti. Reel ekonomide faaliyet gösteren büyük şirketler, ürettikleri mallardan çok finans piyasalarındaki faaliyetlerinden para kazanmaya başladılar. Düzenleyiciler ise gittikçe karmaşıklaşan finans piyasalarını takip edemez hale geldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sermaye birikiyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sermaye üretim döngüsünü ne kadar hızlı tamamlarsa, o kadar çok kar yaratır. Sermayenin dolaşımının sekteye uğraması halinde sermaye değer kaybeder. Bu nedenle sermayenin dolaşımı sırasında aşması gereken mesafenin daha kısa sürede katedilmesi ve karşılaştığı zorlukların azaltılması gerekir. Harvey, sermayenin karşısına çıkan altı tane engelden bahsediyor: i) Yetersiz başlangıç sermayesi; ii) İş gücünün yokluğu ya da iş gücü ile ilgili siyasi zorluklar; iii) Doğal limitler de dahil olmak üzere üretim araçlarının yetersizliği; iv) Uygun olmayan teknoloji ve organizasyon şekilleri; v) İş gücünün direnişi ya da verimsizliği; vi) Talep yetersizliği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. yüzyılda yükselen burjuva sınıfı, başlangıç sermayesini devlet sınırları içinde kapitalist öncesi grupların mal varlıklarına el koyarak, dışarıda ise sömürgeci ve emperyalist politikalarla elde etti. Özellikle "kamu borcu"nun ortaya çıkmasıyla birlikte, devlet ve finans kesimi arasında sıkı bir bağ oluştu. Bu bağ, IMF, Dünya Bankası, Uluslararası Uzlaşmalar Bankası, OECD ve G20 gibi uluslararası kuruluşlarla küreselleşti. Yönetimlerinin teknokratik ve elitist yapısı nedeniyle, bu kuruluşlar ve Merkez Bankaları kapitalizmden şikayeti olanların tepkilerinin önemli hedeflerinden biri haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasadışı yolları bir kenara bırakırsak, bugün de sermaye birikimini hızlandırmanın yasal yolları mevcut: Özelleştirme, kamulaştırma, satın alma ve birleşmelerden sonra yapılan varlık satışları ("asset stripping") ve iflas eden şirketlerin emeklilik ve sağlık sigortası yükümlülüklerini yerine getirememesi gibi. Kriz sırasında düşük değerle satılan varlıklara da spekülatörlerin "el koyduğu" düşünülebilir. Kapitalizmin işleyişini sağlayan demiryolları gibi büyük altyapı yatırımlarının yapılabilmesi için ise birden çok kaynaktan sermaye toplamak gerekiyordu ve bu da kredi sistemiyle mümkün oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sermaye çalışıyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sermayenin bir de üretim aşamasında karşılaşabileceği engeller var. Yukarıda anlattığım gibi, iş gücünün yaratabileceği sorunlar son otuz yılda büyük ölçüde aşıldı. İş gücü havuzu, kapitalizmin büyümesine rahatça hizmet edebilecek şekilde genişledi. İş gücü piyasalarının kuralları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de, kapitalistler bu engelleri de çoğu kez rahatça aşabiliyorlar. Örneğin hızlı nüfus artışı, bir ülkedeki sermaye birikiminin hızlanmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalistler, iş gücünü çalışanları birbirleriyle ve işsizlerle rekabet içine sokarak kontrol ediyor. Dolayısıyla çalışanlar ve işsizler birbirlerine ne kadar yabancılaşırlarsa, kapitalistler için o kadar iyi. Çalışanlar arasında cinsiyet, ırk, etnik köken, kast, siyasi görüş ve din açısından ayrımlar ne kadar belirginleşirse, çalışanların dayanışma riski o kadar azalıyor. İş gücünün üst katmanlarında ise, bu "Tanrı vergisi" ayrımlar rekabetin önlenmesine ve hiyerarşik düzenin kurulmasına hizmet ediyor. Cinsiyet ayrımcılığı ve ırkçılık, çok büyük grupları en alt basamaklardaki düşük gelirli ve güvencesiz işlere mahkum ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş gücünün sermaye sınıfına zorluk çıkarmaması için devletlerin de yapması gereken çok şey var elbette. Örneğin gıda ve ucuz tüketim mallarının desteklenmesi ve eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ucuz ve kaliteli iş gücü için gerekli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş gücü sorunu aşılsa bile, üretim yapılabilmesi için gerekli olan diğer girdilerin (enerji, ham madde, ara mallar, makine, fabrika, altyapı ve ulaşım gereksinimleri) arzının sürekliliği çok önemli. Yani kapitalist sistemin, kendi devamlılığı için gereksinim duyduğu koşulları sürekli olarak yaratması gerekiyor. Rekabet koşullarının düzenlenmesi ve malların dolaşımına yönelik engellerin kaldırılması, tedarik akışının kesintiye uğramaması için hayati önem taşıyor. Bu yüzden IMF ve Dünya Bankası gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluk ve kanunlardaki belirsizliklerin ortadan kaldırılarak "yatırım ortamının iyileştirilmesi"ni salık veriyor sürekli. Kapitalizmin sağlıklı olması için tüketim ve yatırım malları üreten sektörlerin denge içinde olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii üretim için gerekli olan tedarik akışının sağlanabilmesi için en temel gereklilik, doğal kaynakların sürekliliği. Harvey burada doğal kaynakların şuursuzca tüketilmesinin ve iş gücünün zayıflatılmasının kapitalizmin sürekliliği için aynı ölçüde zararlı olduğunu söylüyor, ancak kısa vadeli düşünen kapitalistlerin bunu anlamaya niyeti yok! Doğal kaynakların tüketilmesi ve yoğun atık üretimi, kapitalizmin yarattığı ve sürekliliğini tehlikeye düşüren en önemli sorunlar. Doğal kaynaklardaki kıtlığın önüne, prensipte teknik, sosyal ve kültürel değişikliklerle geçilebilir. Ancak kapitalizm çoğu kez doğaya zarar veren kültürel tercihleri (et ağırlıklı beslenme, gelişmiş ülkelerin banliyölerindeki yaşam gibi) dönüştürmeye çalışmaktansa, teşvik ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki ekolojik dengeler öyle karmaşık ki, küçük değişikliklerin bir bütün olarak nelere sebep olacağını kimse bilemez. İnsan faaliyetinin çevreye, iklime ve insan sağlığına zararları ancak yıllar sonra tam olarak anlaşılabiliyor. Bu zararlar ve doğal kaynakların sınırları anlaşıldıkça, çevrecilik de kapitalizm karşıtı hareketler arasında sivriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvey, geçmişte de pek çok kez olduğu gibi kapitalizmin doğal kaynaklardaki kısıtları aşabileceğini iddia ediyor. Hatta yeni ve çevreci teknolojiler, kapitalistlere sermaye fazlasının yatırılabileceği yeni alanlar sunuyor. Ancak kapitalizmin bu sınırları aşmak için (lobilerin baskısıyla) seçtiği yöntemler de, korkunç yan etkilere gebe olabilir. Önemli bir örnek, ethanol üretimi için verilen destekler. Harvey gıda fiyatlarındaki artışı, tarım alanlarının ethanol üretimine ayrılmasına bağlıyor. Petrol fiyatlarındaki oynaklığı da petrol üretimindeki reel kısıtlardan çok, spekülatif piyasaların yarattığını düşünüyor. Petrol fiyatları yükseldiğinde, daha önce işletilmesi imkansız alanlar açılabiliyor. Krizlerin oluşmasında, doğal kıtlıklar kadar kapitalistlerin bu kıtlıklara verdikleri tepkiler de rol oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermayenin çok önemli bir kısmı "ikinci doğanın" inşa edilmesine, yani yapılaşmaya, şehirleşmeye ve altyapı yatırımlarına harcanıyor. Çoğunlukla krediyle yapılmış bu yatırımların bir krize yol açmaması için verimli bir şekilde kullanılmaları gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, kapitalizmin sürdürülebilmesinde teknolojik yaratıcılığın rolü yadsınamaz. Yoğun rekabet ortamında başlarını suyun üstünde tutmaya çalışan kapitalistler, sayesinde o çok ihtiyaç duydukları sıçramayı yapabilecekleri, maliyetlerini düşürecek buluşların, pazarlayabilecekleri yeni ürünlerin peşindeler. Sadece şirketler değil, devletler de bu yarışın içindeler. Kapitalizmin devamı için finans sektörüyle iş birliği içinde olan devlet, reel sektörü de stratejik sektörlerde Ar-Ge faaliyetlerini finanse ederek destekliyor. Ancak sürekli yapılan yenilikler, bir önceki "nesil" ürünlere yapılan yatırımın boşa gitmesine, pek çok insanın işsiz kalmasına yol açabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermaye fazlası, spekülatif şekilde "inovasyon dalgaları"na yatırım yapıyor. Harvey, şu anda hızlanan yatırımlara bakarak bir sonraki balonun biyotıp, genetik mühendisliği ve yeşil teknolojiler alanlarında oluşacağını tahmin ediyor. Her inovasyon dalgasında hakim sınıf da el değiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknoloji ve bilim karmaşıklaştıkça, bu alanlarda uzman olanların üzerimizde kurduğu tahakküm sağlamlaşıyor. Kendimizi pek çok alanda uzmanların eline teslim etmek zorundayız, ancak uzmanların bu uygulamalarının sonuçlarına ne kadar hakim olduğu, kamusal yarara ne kadar önem verdiği bir muamma. Son ekonomik krizde yaşanan da buydu aslında. Kısaca, kapitalizm teknolojik gelişmenin mümkün kıldığı bir "yaratıcı yıkım" döngüsü sayesinde sürdürülebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Devam edecek... &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8146741829625394044?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8146741829625394044/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8146741829625394044' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8146741829625394044'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8146741829625394044'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/enigma-of-capital-1-sermayenin-gizemi.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2594396234902167299</id><published>2011-02-05T23:53:00.001+02:00</published><updated>2011-02-05T23:55:53.740+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bazı hayaller&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; "&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;Şu son yazdığım post eksik kalmış. Bir de o başvurular üzerinde uğraşırken, başvurduğum yer her neresiyse oraya gitmek dünyada en çok istediğim şeymiş gibi yapışım var. Sonra o hayalin sönüşü, onu sürdüremeyişim, onun yerine yeni bir hayal koyuşum var. Yeni baştan yeni bir şey için heyecanlanışım var. Arada kendimi çok yorgun hissedişim var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı hayalleri kaybetmeyi göze alamayız halbuki.&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2594396234902167299?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2594396234902167299/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2594396234902167299' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2594396234902167299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2594396234902167299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/baz-hayaller-su-son-yazdgm-post-eksik.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8297248409931017376</id><published>2011-02-01T13:51:00.005+02:00</published><updated>2011-02-05T00:48:03.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Control'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ordinary-ness'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;İşsizlik&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu blogu şu sıralar kimse okumadığına gore rahat rahat içimi dökebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam olarak altı aydır işsiz olan birisi olarak söyleyebilirim ki işsizlik insanın içini kurutan bir şey. Ki bunu ben söylüyorum, ev geçindirmek, kira ödemek zorunda olmayan, görece olarak kariyerinin başında olan ben. İşini, Londra’daki hayatını beğenmediği için kendi isteğiyle bırakmış olan ben. Meğer çoğu insanın payına düşenden çok daha fazlasına sahipmişim. Çalıştığım şirket matah bir yer değildi, ama meğerse bu, yani insana, emeğe değer verilmemesi normalmiş. Anladım ki insanların yüzde doksanı, eğitimleri ne olursa olsun, buldukları işi yapmak zorundalar. Hem de çok az paraya, hala yıllarca ailelerinden destek alarak, gece gündüz çalışarak. Aktif olmak, sosyalleşebilmek, hayatını idame ettirecek kadar para kazanabilmek tek beklenti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu altı ayı tabii ki bir şekilde geçirdim: Türlü türlü iş başvuruları, doktora başvuruları, görüşmeler, sınavlarla. Araba kullanmayı öğrendim. Manikür yaptırmaya başladım. Türkiye’yle ilgili uzakta olmanın getirdiği tüm romantik fikirlerden kurtuldum. Buna karşılık çalışırken ah işe gitmek zorunda olmasaydım ne kitaplar okur, neler yazardım dediklerimin hiç birini yapamadım. Ne ilham, ne sabır bulabildim. Onun yerine bol bol televizyon izleyip, Internette ne bulursam okuyup zaman öldürdüm. Öfkeli biri haline geldim. Kendime, işverenlere, bana haksızlık yaptığını düşündüğüm insanlara, hükümete, pragmatist liberallere (hükümetle yolumuz kesişmiş olabilir, pişman değiliz!), trafikteki şoförlere, kafeleri dolduran gençlere, en yakınımdakilere tahammül edememeye başladım. Güzel şeyler yapan, üreten, güzel şeyler söyleyen insanların varlığına hem sevindim, hem onlara gıpta ettim. Gerçi pek bir işe yaramıyorlar gibi geldi, kendi gibilere bir nefes aldırmaktan başka. Adi şeylerin bu kadar prim yapıp, düzgün, kaliteli olanın farkına varılmamasına çok kızdım. Farkına varılacak biri olmadığım için kendime kızdım. Hayal etmediğim kadarıyla mutlu olamadığım, sabredemediğim, koşullara uyamadığım için yine kendime kızdım. Gittikçe kızgın, her şeyden şikayet eden yaşlı teyzelere benzemeye başladım. Güya ben uzaklarda bu ülke hakkında ahkam kesip rahat bir hayat süreceğime gelip faydalı bir şeyler yapacaktım! Sevgili başbakanımızın deyimiyle yük almak bir yana, yük olup çıktım. Anladım ki insanın işleri iyi giderken iyi bir insan olması kolay da, işleri kötü giderken iyi bir insan olması çok zor. İşleri iyi giden insanların ezici çoğunluğu da iyi ve düzgün olmadığına göre, Türkiye’deki iyi ve düzgün insan sayısının azlığına şaşmamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar aklıma hep Kara Kitap’taki Rüya ve Masumiyet Müzesi’ndeki Füsun geliyor. Kara Kitap’ta Galip ne demişti kaçkın karısı Rüya’nın ardından: “Hiçbir zaman inandıramadım seni kahramansız bir dünyaya neden inandığıma. Hiçbir zaman inandıramadım seni o kahramanları uyduran zavallı yazarların neden kahraman olmadıklarına. Hiçbir zaman inandıramadım seni o dergilerde resimleri çıkanların bizden başka bir soydan olduğuna. Hiçbir zaman inandıramadım seni sıradan bir hayata razı olman gerektiğine. Hiçbir zaman inandıramadım seni, o sıradan hayatta benim de bir yerim olması gerektiğine.” (sf. 326) Füsun da Kemal’in ve hepimizin beklediği o mutlu sona razı olmamıştı, kafaya alındığını anlayıp sonunda. Halbuki o Kemal’in hayran kaldığı kuş resimlerini yapıp vakit öldürürken bile hep inanmıştı günün birinde bir film yıldızı olacağına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8297248409931017376?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8297248409931017376/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8297248409931017376' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8297248409931017376'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8297248409931017376'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/02/issizlik-bu-blogu-su-sralar-kimse.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8987858503915852005</id><published>2011-01-28T16:27:00.009+02:00</published><updated>2011-01-29T22:47:58.431+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Trouble with Liberalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;"İnsanın özüne ilişkin umutsuzluğunu besleyen, pekiştiren Kötü'yü yenenlerin İyi'ler olmadığını öğrenmesidir. Her şey gelir &lt;i&gt;güce&lt;/i&gt; dayanır. Gücü kendinde toplayan İyi bir çırpıda Kötü'ye dönüşecektir. Tam bu noktada, 'Siyah Üçgen'de Malraux'nun Goya'ya eğilişi aklıma geliyor: 'Bir agnostik için, daimon'un olası tanımlarından birisi, İnsan'da onu yok etmeye yöneltendir." Enis Batur, &lt;em&gt;Haneberduş, &lt;/em&gt;sf. 46&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large; "&gt;Uyurgezerlik üzerine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Dündar, Özdemir Sabancı'yı öldüren, sonra kendisi hapishanede öldürülen Mustafa Duyar'ın eşi ile röportaj yapmış. &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/-sabanci-cinayeti-orgute-siparis-edilmis-olabilir-/can-dundar/guncel/yazardetayarsiv/23.01.2011/1342885/default.htm"&gt;Röportajın bir yerinde&lt;/a&gt; Semra Duyar, eşinin Almanya'da Abdi İpekçi suikastinin azmettiricisi Yalçın Özbey ile aynı evde saklanmaktan duyduğu rahatsızlığı anlatıyor. Anlaşılıyor ki bu cinayetlerin arkasındakiler, minareye göre kılıf buluyormuş: Eğer yok edilmesi gereken kişi patronsa solcu katil, sol görüşlü gazeteciyse sağcı katil bulunuyor, işin asıl sebebini bilmeyenlere, katiller de dahil, inanabilecekleri bir hikaye sunuluyormuş. Zaten Mustafa Duyar'ın hikayesini okuduğunuzda, insanların tutunacak bir dal arayışı içinde nasıl kolayca katil olabildiğini görüyorsunuz.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bir yanım hala her insanın kendi değer yargılarına sahip olması gerektiği konusunda ısrarcı olsa da, değer yargılarımız tabii ki sağlıklı değil. &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/10/metal-bars-when-i-was-student-and-when.html"&gt;Gerçeğin su yüzeyine çıkan kadarını görüp&lt;/a&gt;, sınırlı bilgimizle, aklımızla bir hikaye yazmaya çalışıyoruz. Bu hikayeyi yazarken de, kafamızda zaten varolan şablonları, varsayımları, değer yargılarımızı kullanıyoruz. Gerçeği saklamak isteyenler de bizim bu zaafımızı kullanıyorlar. Bu vakitsizliğimizi, yorgunluğumuzu, kolaycılığımızı.&lt;/span&gt;&lt;div style="font-size: x-large; "&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Şu dünyada ilerleyebilmek için tabii ki kendimize, birilerine, bir şeylere iyi, başkalarına, başka şeylere kötü diyeceğiz. Bunu yapmak zorundayız. Ama bu yargılara öyle o kadar da sıkı sıkıya bağlanmasak iyi olur, onların geçici, kusurlu olduğunu unutmasak. Arada sorsak: Hangi amaca, kime hizmet ediyoruz. &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/sleepwalking-through-life-yesterday-at.html"&gt;Uyurgezer&lt;/a&gt; mi olduk. Yoksa heba ederiz bir kere geldiğimiz şu dünyayı, hayatı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8987858503915852005?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8987858503915852005/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8987858503915852005' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8987858503915852005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8987858503915852005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/01/insann-ozune-iliskin-umutsuzlugunu.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4776040647959946126</id><published>2011-01-15T22:46:00.008+02:00</published><updated>2011-01-20T10:21:49.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Control'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large; "&gt;Sessizlik&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;Ben eskiden zannederdim ki soruların cevapları bellidir: Olumludur, olumsuzdur, bir şeyi merak edene sorusunun yanıtı biliniyorsa söylenir, bilinmiyorsa "bilmiyorum" denir. Ama mail, mesaj gibi soruyla cevap arasına zaman girebilen iletişim araçlarında, sorunun muhatabının cephanesinde harika bir silah vardır: Sessizlik. M&lt;span class="Apple-style-span"&gt;esela siz bütün saflığınızla bir aktivite organize etmeye kalkarsınız, arkadaşlarınıza toplu mail atarsınız, ilgilenenler söylesin de ben bilet alayım dersiniz. Bazıları cevap vermeye bile tenezzül etmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Sessizliğin anlamı her dilde aynıdır: "Yersen." Sessiz kalan, ne evet demenin sorumluluğunu almayı ister, ne de hayır demenin. Tek amacı, mümkün olduğunca çok kapıyı açık tutabilmektir, herkes her zaman lazım olabilir çünkü. O kadar önemli, o kadar meşguldur ki, herkes onun her seçeneği değerlendirmesini, o başka seçeneği olmadığına kanaat getirene kadar beklemeye hazırdır. Karşısındaki yeterince salaksa, onun sessizliğini iyiye yormaya ya da kabahati kendinde aramaya bile kalkabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ben hayatımda bana sorulan hiç bir soruya sessiz kalabildiğimi hatırlamıyorum. Kalabilenleri de yanımda istemiyorum. O cevap vermiyorsa, ben onun yerine veriyorum. Zor günümde yanımda olmayanı, iyi günümde hiç istemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4776040647959946126?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4776040647959946126/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4776040647959946126' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4776040647959946126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4776040647959946126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/01/sessizlik-ben-eskiden-zannederdim-ki.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-7061377791863228000</id><published>2011-01-12T18:05:00.006+02:00</published><updated>2011-01-12T19:19:21.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justice'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Hukuku kurtarmanın tek yolu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki doktorsunuz. Acil servise korkunç şekilde bıçaklanmış, kan kaybından ölmek üzere olan bir adam geliyor. İçinizden onu bıçaklayanlara karşı bir öfke yükseliyor. Dur şunlar adam öldürmekten müebbet hapse girsinler diye hastayı ölmeye terk eder misiniz? Böyle bir şey yaparsanız doktorluk mesleğinde barınabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hizbullah sanıklarının da içinde bulunduğu tutukluların salıverilmesi olayının, yargı reformu ve davaların bu kadar uzun sürmesinde sorumlunun kim olduğu tartışmalarından tamamen bağımsız değerlendirilmesi gerekir. Hükümet, büyük ihtimalle yılın sonuna doğru olayın gidişatını görmüş, ancak yaklaşan felaketi önlememeyi seçmiştir. Tabii ki olayların suçunun yargı mensuplarında bulunacağını, tartışmaların genişleyeceğini hesaplayarak. Genişleyen tartışmaların sonunda yargıyı istediği gibi dönüştürebileceğini öngörerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim merhumu kimin bıçakladığına... Sorunun bu hale gelmesine yargı-hükümet ihtilafı sebep oldu. Hükümet her yerde olduğu gibi hakim-savcı atamalarında da kendi yandaşlarına öncelik verdi. Yargı da bu atamaları kendi imkanları dahilinde engellemeye çalıştı. Artık yargı reformu konusunda güç hükümette. HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ni zaten istedikleri gibi değiştirdiler. Bugün meclis web-sitesinde yayınlanan, &lt;a href="http://www2.tbmm.gov.tr/d23/1/1-0993.pdf"&gt;Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usülleri Hakkındaki Kanun Tasarısı&lt;/a&gt;'nın mevcut yasayla karşılaştırmalı olarak çok dikkatli incelenmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık AKP'den bağımsız bir hukuktan söz edemeyiz. Demokratik yollarla AKP'nin önüne geçebilmek içinse CHP'nin kendine acilen çeki düzen vermesi gerek. CHP'nin, bir dönem daha güçlü AKP iktidarını göze alamaması gerek. Mevcut stratejilerle seçime gitmenin de hiç bir şeyi değiştirmeyeceği ortada. CHP'nin kaybedecek bir şeyi olmadığı için, çok radikal bir strateji değişikliğine gitmesinde sakınca yok bence. AKP'yi ters köşeye yatırabilirler. Bunun başarılı olabileceğini, AKP'nin 2002'deki seçim zaferinde gördük. Nasıl bir strateji izlemeleri gerektiğini de bir sonraki yazımda anlatacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-7061377791863228000?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/7061377791863228000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=7061377791863228000' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7061377791863228000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7061377791863228000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/01/tahliyelerin-ozu-diyelim-ki-doktorsunuz.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8866478196713606211</id><published>2011-01-06T13:55:00.005+02:00</published><updated>2011-01-06T17:13:52.738+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justice'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Dip&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de bu hafta olanlar, insanlık ve Türkiye hakkında şimdiye kadar hiç yaşamadığım ölçüde hayret, öfke ve çaresizlik duygularına kapılmama neden oldu. Hakkında hüküm verilmeyenlerin tutukluluk sürelerini kısıtlayan yasa yürürlüğe girdi. Ergenekon gibi siyasi örgüt davalarından tutuklu bulunanların tutukluluk sürelerinin on yıla kadar uzatılmasına imkan veren yasa, on yıldır devam eden Hizbullah davasının &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25168389/"&gt;sanıkları&lt;/a&gt; da dahil olmak üzere bir çok cinayet, tecavüz zanlısının serbest bırakılmasının yolunu açtı. Ne hükümet davaların yetişmediğini görüp yasanın yürürlüğe girme tarihini erteledi, ne de Yargıtay üyeleri çok önemli davaları zamanında sonuçlandıramayacaklarını anlayıp seslerini yükseltti. Çünkü bu insanlarda insanları hayvanlardan ayıran vicdan, adalet duygusu bulunmuyor. İş işten geçtikten sonra Yargıtay kaç yıldır karşı çıkmadıkları yasada suç buldu, hükümetse hızlı çalışmadıkları için Yargıtay'da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle görünüyor ki bu krizden en kârlı hükümet çıkacak. Yargıtay'ın daire sayısını arttırıp, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun seçeceği üyelerle bu daireleri dolduracaklar. Hatta bu yaz Yargıtay'da başkanlık seçimi varmış; bu operasyonu seçimden önce yapabilirlerse kendilerine yakın bir başkan seçtirebilirler. Yargıtay başkanı bir zamanlar bu genişlemeyi savunurdu, ama &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/ar-kovan-pek-cok-insann-pek-cok-sekilde.html"&gt;HSYK'nın yeni kadrosunu&lt;/a&gt; görünce yusuf yusuf oldu. Şimdi o da Avrupa Birliği gibi yargının yükünü azaltmak için Bölge Adliye Mahkemeleri kurulmasını öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar olurken hayat devam edecek. Büyük şehirlerin binlerce yollarında yüz binlerce arabalar akacak. Uçaklar, vinçler gece-gündüz, ardı ardına inecek, kalkacak. Alışveriş merkezleri dolup dolup boşalacak. Yeni adalet sarayları, alışveriş merkezleri, rezidanslar, oteller, otoparklar, yollar yapılacak. İnsanlar şehrin en lüks, en fakir semtlerinde çekilen dizileri izleyecek. Şehirlerin en fakir semtlerinde gençler bir yerlerde iş, bir yerlerde anlam arayacaklar. Belki kız arkadaşlarına laf attı diye birilerini vuracaklar, belki Hizbullah sempatizanı olacaklar. Bir yerlerde toplanıp konuşacak, tartışacaklar. Lüks semtlerde de birileri anlam arayacak. Toplantılar yapılacak, işler bağlanacak. Yazılar, kitaplar yazılacak, resimler yapılacak, şarkılar bestelenecek. Sinemaya, sergilere, konserlere gidilecek. Herkes, her şey özgür olsun denilecek. Bol bol içilecek. Birileri sevilecek, bir şeylere sevinilecek ve insanın bütün bunlar olurken ben nasıl bir şey olmuyormuş gibi hayatıma devam ederim dedikleri kısacık bir süreliğine unutulacak. Bu unutma, boş verme anlarında yapılan bebekler de maalesef bu ülkede doğacak. Anneleri babaları, bebekleri için en iyisini umacak: Hiç bir şeyin farkına varmadan, hiç bir şeye kulak asmadan yaşayıp gitmelerini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8866478196713606211?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8866478196713606211/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8866478196713606211' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8866478196713606211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8866478196713606211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2011/01/dip-turkiyede-bu-hafta-olanlar-insanlk.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-729211385602295380</id><published>2010-12-29T12:19:00.009+02:00</published><updated>2010-12-30T13:06:04.986+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fear'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Love'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Passion&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;While looking for articles for my PhD applications, I came upon &lt;a href="http://www.law.harvard.edu/faculty/unger/english/pdfs/passion3.pdf"&gt;this book chapter&lt;/a&gt; by Roberto Mangabeira Unger, a professor at Harvard Law School. The essay is about passions, i.e. emotions. Unger first lays out the competing theories of emotion as a destructive vs. constructive force, one that blinds reason vs. one that empowers and directs reason and one that strengthens compliance with social order vs. one that spurs rebellion to it. Then he explains his own theory that views emotions as arising out of social alliance. Relationships that involve passion (as opposed to instrumental relationships, where the sides view each other as means to achieve their goals) help people to feel accepted in one hand, and transcend their "characters" on the other. Face-to-face relationships invariably blend passion with instrumentality.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Transcending one's character through relationships may appear as cheesy as the line "you make me want to become a better person," but overcoming the determinism of one's character is surely an appealing possibility. This is perhaps the discovery of the possibilities of one's character by putting oneself in various situations and various relationships. Or perhaps it is indeed a genuine transformation of character. In any case, the space in which we operate expands, but this is far from a certainty. Any social alliance, be it a romantic partnership, the family, the workplace or the community, carries the risk of rejection of, or disregard for the individual's character and its shrinking. Others can be our heaven or hell.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;So entering into any alliance requires trust in others' good faith. Trust basically amounts to not expecting reciprocity immediately for every contribution one makes to the alliance. One views the alliance as positive overall, disregarding (for a while, at least) the short-term calculation of gains and losses. Trust can be viewed as courageous suspension of self-interest or stupid naivete. On the other hand, distrust may be called selfishness at times, and enlightenment at others.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unger admits that accepting, loving, transforming relationships are not the only source of happiness. People can derive real happiness without making themselves vulnerable in social alliances from the personal enjoyment of luxury, art and (paradoxically) sex. But that's mainly the subject of the next chapter, which I haven't read yet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A few thoughts to close 2010. Happy new year!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-729211385602295380?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/729211385602295380/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=729211385602295380' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/729211385602295380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/729211385602295380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/12/passion-while-looking-for-articles-for.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8159002629869310604</id><published>2010-12-08T12:53:00.010+02:00</published><updated>2010-12-11T10:44:28.865+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Trouble with Liberalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Media'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"On beş kişilik yuvarlak masada tam iki saat tartıştık. Birbirimizi daha iyi anladık ama kimse itirazını geri çekmedi." Eyüp Can, &lt;em&gt;Radikal&lt;/em&gt;'deki 8 Aralık tarihli &lt;em&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1031796&amp;amp;Yazar=EY%C3%9CP&amp;amp;Date=08.12.2010&amp;amp;CategoryID=97"&gt;Yuvarlak masadan köşeli yorumlar&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; yazısından&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;New Yorker &lt;/em&gt;dergisinden Raffi Khatchadourian'ın 7 Haziran 2010 tarihli &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.newyorker.com/reporting/2010/06/07/100607fa_fact_khatchadourian?currentPage=all"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;No secrets&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; makalesi, Julian Assange ve ekibinin, Amerikan askerlerinin Irak'ta sivilleri öldürdüğü iki ayrı saldırının video görüntülerini yayına hazırlayışlarını anlatıyor. Assange görüntüleri Paskalya tatilinin ertesi günü Washington'daki Milli Basın Kulübü'nde gösterdikten sonra, Khatchadourian'a şöyle diyor: "Bizim gerçeğin böylesine tarafsız bir hakemi olarak görülmemiz beni şaşırttı; bu yaptığımız şeyin iyi olduğunu gösteriyor." Ancak sonra ekliyor: "Tamamen tarafsız olmak aptallıktır. Bu sokaktaki tozla öldürülen insanların hayatlarını aynı kefeye koymak anlamına gelir."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yuvarlak masa&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Daha evvel &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/11/dusunmek-ve-taraf-olmak-bildiginiz-gibi.html"&gt;yazmıştım ki&lt;/a&gt;, bir kere taraf olduktan sonra düşünmeyi bırakmış olmaları &lt;em&gt;Taraf &lt;/em&gt;gazetesini gülünç durumlara sokuyor. Ama haklarını yememek lazım, düşünmek gerçekten de taraf olmaktır. Bu gazete, tutarlılık içinde doğru bildiği yolda ilerlediği için düşük tirajına rağmen etkili olabildi. Yayınladığı darbe iddiaları, belgeler iddianamelere dönüştü, düşman bildiği pek çok insan hapiste. Kamuoyunda da bu gazetenin yazdıklarını makul bulan bir kesim var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Amerikalı hukukçu Stanley Fish, &lt;em&gt;The Trouble with Principle &lt;/em&gt;("Prensiple İlgili Sorun") kitabında, liberal düşüncenin savunduğu prensiplerin içinin boş olduğunu iddia eder. Örneğin, "ifade özgürlüğü" siyaseten içi boşaltılmış bir prensiptir. Liberaller, bu prensibe bağlılıkları yüzünden asla hak vermedikleri fikirlerin, su götürür iddiaların seslendirilmesine göz yummak zorunda kalırlar. "Mutlak doğru"nun yokluğunu kabullenecek kadar aşmış olduklarından, çoğu zaman değer yargılarına varmaktan bile çekinirler. Karşılarındakilerin ise hiç öyle bir derdi yoktur, beğenmediklerini kaba kuvvetle susturmakta beis görmezler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fish liberalleri eleştiriyor, ama muhafazakar değil. Aslında liberallerin görüşlerini paylaşıyor. Örneğin Amerika'da siyah öğrencilerin daha düşük not ortalamalarıyla üniversitelere girebilmesini sağlayan pozitif ayrımcılık ("affirmative action") politikalarını destekliyor. Ama liberallerin metodlarını eleştiriyor, onları biraz daha gerçekçi olmaya çağırıyor: Diyor ki, siz bu kadar hoşgörülü, bu kadar "siyaseten doğrucu", bu kadar tereddütlü olursanız hiç bir şey yapamazsınız, hiç bir şeyi değiştiremezsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dünyada iyi ya da kötü, kıymet-i harbiyesi olan ne yapılıyorsa, hala onu yapanın gücü yettiği için yapılıyor. Mücadele ederek yapılıyor. Siz de önce şu köşeye bir oturun da, sizin için neyin doğru, neyin yanlış olduğuna bir karar verin. Sonra da bir şeyleri değiştirmek için güç toplamaya, mücadele etmeye başlayın. İfade özgürlüğü için bile mücadele vermeniz gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar Eyüp Can'ın bugünkü yazısını ve ona yapılan yorumları okuyunca yeniden aklıma geldi. &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;Date=07.12.2010&amp;amp;ArticleID=1031651"&gt;Dünkü yazısında&lt;/a&gt; Can, başbakanın rektörlerle buluşmasını protesto etmek üzere yola çıkan gençlerin, Dolmabahçe'ye varmadan çok önce durdurulup şiddet görmesinden hareketle, sadece orantısız güce değil, "orantısız eylem"e de karşı çıkıyor. Okurlar da haklı olarak soruyorlar: Dayak yiyen bir kızın resmini tam sayfa basıp "ne hakla?" diye sorarken mi samimiydin, yoksa "öyle de olabülür, böyle de olabülür" mealinden bu satırları yazarken mi? Yazdığın hiç bir şey, hiç bir işe yaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünse Can, "yuvarlak masalarındaki" yazı işleri toplantısı sırasında, arkadaşlarının dünkü yazısını nasıl eleştirdiklerini anlatıyor. &lt;em&gt;Radikal'&lt;/em&gt;de de sorun bu işte: Her görüşe saygılı olacağız diye, "saygılı" olmaktan başka bir vasfı, duruşu olmayan, "yuvarlak", tanımlanamayan bir gazete. Karşıt görüşler birbirini götürüyor. Belki de amaçları buydu başından beri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf ediyorum, hamile bir öğrencinin dayak yediğini okuduğumda ilk tepkim, "o kızın orda ne işi varmış" oldu. Ama arayacak olsak kurbana kabahat, suçluya bahane bulabiliriz rahatça. Sadece hamile kızın değil, öğrencilerden herhangi birinin neden evinden çıktığını sorabiliriz. Ama o suçun orada işlenmiş olmasının aslında tek nedeni vardır: Suçlu, suçun işlendiği yerde ve anda kurbana zarar verebilecek kadar güçlüdür ve bunu seçmiştir. Bu gerçeği sulandırmak suçluyu daha güçlü, kurbanı daha zayıf kılar. Bu tavır, bir gazeteciye yakışmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8159002629869310604?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8159002629869310604/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8159002629869310604' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8159002629869310604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8159002629869310604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/12/on-bes-kisilik-yuvarlak-masada-tam-iki.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2656212344223975278</id><published>2010-11-30T12:18:00.009+02:00</published><updated>2010-12-09T15:01:50.586+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Writing'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kelimeler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kelimeler lodosun karıştırdığı deniz durulunca dibe çöken kumlar gibi. Rüzgar durunca yere inen tozlar gibi. Cadının fokur fokur kaynayan kazanında gördüğü işaretler gibi. Kelimeler dibe çöktüğünde, yüzeye çıktığında, geriye ne kalıyorsa berraklaşıyor, hafifliyor. En kötüsü onları görememek, ne olduklarını, nerede olduklarını bilememek.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2656212344223975278?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2656212344223975278/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2656212344223975278' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2656212344223975278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2656212344223975278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/11/kelimeler-kelimeler-lodosun-karstrdg.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5315101970033517693</id><published>2010-11-17T23:11:00.005+02:00</published><updated>2010-12-09T15:02:07.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dreams and Family'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Dirty dancing&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;There must be something about setting the wild inter-class romance &lt;i&gt;Dirty Dancing&lt;/i&gt; in a holiday resort: the most &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/01/system-all-those-rules-my-friend.html"&gt;predictable&lt;/a&gt; of all places. Spending my week in a  holiday resort, I am finding the maturity not to make myself miserable just to prove that I'm different from the five hundred other people here. And giving the most important things their due is... important.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5315101970033517693?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5315101970033517693/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5315101970033517693' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5315101970033517693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5315101970033517693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/11/dirty-dancing-there-must-be-something.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2722088472380188807</id><published>2010-11-05T15:05:00.002+02:00</published><updated>2010-11-09T17:51:00.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Cunda&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükken yazları teyzemin evine giderdim. Önce Akçay'da oturuyorlardı, sonra Altınoluk'a taşındılar. Mesela okuduğum kitapları hatırlıyorum, Baby Sitter's Club, Walk Two Moons, Jane Eyre, Sofi'nin Dünyası'nı Akçay'da, Kahkaha ve Unutuşun Kitabı'nı Altınoluk'ta okumuştum. İngilizce kitapları bizim lisenin kütüphanesinden alırdım. Akçay'da kocaman bir balkon vardı ve Akçay'ın denizi çok temiz olmadığından gene Altınoluk'a giderdik denize. Teyzem börekler, tereyağ ve yoğurt soslu makarnalar yapardı, harika kahvaltılar hazırlardı. Akşamları Akçay'ın kordonunda gezer, incik boncuk satan sergilere bakar, tulumba tatlısı ya da dondurma yerdik. Levent Yüksel'in ilk kasedini de o sergilerden almıştım. Altınoluk'ta taşındıkları evin misafir odasında denize bakan küçük ama çok güzel bir pencere vardır. Kahkaha ve Unutuşun Kitabı'nı üniversite ikinci sınıfın yazında okuduğuma göre Altınoluk'ta en son o zaman kalmışım, ama yanlış hatırlıyor olabilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Cumhuriyet Bayramı'nda Cunda'ya gittik. Cunda'nın güzel ve tombul kedilerin mesken tuttuğu yokuşlarından tırmanıp Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı'na çıkıyorsunuz. Kitaplık, değirmeni de olan eski bir şapelin içine kurulmuş. Önce yapının etrafını dolaşıp etrafa bakmak gerek: Keçileri, kümesleri, basket sahasında bağıra çağıra futbol oynayan çocuklarıyla güneş altında pırıl pırıl parlayan bir köy burası. Köyün ötesindeyse sakin, parça parça deniz. Sonra içeriye, loş ve serin kitaplığa giriyorsunuz. Küçük, renkli camlı pencerelerin bazıları açık. Oturup raflara dizili, insanı içlerindeki harika sırlarla telaşa düşüren romanlardan birini okumaya fırsat yok - hele ziyaretçisinin çok olduğu tatil günlerinde, burası yaşayan bir kitaplıktan çok, bir müze ve mesire yeri gibi. İnsanlar kitaplığı şöyle bir dolaştıktan sonra dışarda kahvaltı ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem "Unutulmayan Manşetler" diye büyük bir albüm buldu. Ankara Ticaret Odası, 1930'lu yıllardan itibaren değişik gazetelerin ön sayfalarını derlemiş. Atatürk'ün ölümü, İkinci Dünya Savaşı (kah Hollanda, kah Polonya Alman taarruzuna mukavemet ediyor... &lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/7/74/Second_world_war_europe_animation_large_de.gif"&gt;birbiri ardına açılan cepheler&lt;/a&gt;... Pearl Harbor... Türkiye'nin çevresini saran savaşın ortasında herkesin gönlünü hoş tutma, görünmez olma çabası), atom bombaları, Varlık Vergisi'ni ödeyemeyince çalışma kamplarına gönderilenler ("çok şıktılar, tren hareket ederken 'parayı denkleştirebilirsek belki Ankara'dan dönerim!' diyenler duyuldu"), Sovyetler'in notası, Kore Savaşı ve Nato'ya girişimiz, Demokrat Parti'nin ezici seçim zaferleri, Kıbrıs'ta olaylar ("Türk kadınlarına tecavüz ediliyor!"), Atatürk'ün Selanik'teki evine saldırı, 6-7 Eylül olayları, "ihtilal kışkırtıcılığı" yapmakla suçlanan muhalefet, kapatılan halkevleri, mecliste muhalefete karşı açılan Tahkikat Komisyonları, Menderes'in mucize eseri kurtulduğu uçak kazası, Said Nursi ve en sonunda 1960 darbesi ile hakim olan "mutlak huzur". Darbenin hemen ardından "düşük" hükümet üyelerine karşı gazeteleri saran yolsuzluk iddiaları ve Yassıada duruşmaları. Celal Bayar'ın kemeriyle intihar teşebbüsü ve Adnan Menderes'in asılmadan önceki son sağlık kontrolleri. Daha küçük haberler de var tabii: Aşk cinayetleri, hırsızlık olayları, güzellik kraliçeleri, kraliyet ailelerinin düğünleri ve prenseslerin hayatları, yeni icatlar ("gebeliği önleyen hap icat edildi"), üniversitede klikleşme iddiaları ("Edebiyat Fakültesi diğer fakülteler arasında sükunetiyle bilinir"), kayıp çocuk Ayla. İlhan Selçuk şakayla karışık yüksek kurbanlık fiyatlarından şikayet ediyor, şu anda adını hatırlamadığım bir yazar gazetelerdeki renkli resimlerin zevksizliğinden. Demirel ve Ecevit'in ("Avusturya da işçilerimizi istiyor!") suretleri görünmeye başlamıştı ki, dışarda parlayan güneşe (ve kitaplığın gittikçe kalabalıklaşmasına) dayanamayıp çıktık dışarı. Bir dahaki sefere...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gazetelere bakmak, insanı daha büyük bir şeyin parçası gibi hissettiriyor, sanki büyük bir akışın içinde gibi. Bir yandan bu akışı etkilemenin imkansızlığı karşısında çaresizlik duyuyorsun, bir yandan ılık, tatlı bir aidiyet duygusu. Bir yandan o dönemin gerçekliğine yaklaşmışsın gibi geliyor, bir yandan bazı haberlerin hangi etkiler altında, hangi karanlık saiklerle yazılmış olabileceği hakkında fikir yürütüyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Cunda ve çevresinde görülmesi, yapılması gerekenler: Kitaplığın biraz aşağısında yıkılmak üzereymiş gibi duran büyük hayalet kilise, Mevlana Parkı'nın karşısındaki yine yıkılmaya yüz tutmuş büyük ev, Taş Kahve'de oturup çay ya da Uludağ gazozu içmek, Karadeniz Pastanesi'nde sakızlı Türk kahvesi eşliğinde su böreği ya da sakızlı kurabiyelerden yemek, Ayvalık'ın sahil şeridinde yürüyüş yapıp güzel köşklere bakmak. Bir de, Edremit'teki Cumhuriyet Lokantası'nda paça çorbası, karnıyarık, kuzu furun ve irmik helvası! (Hepsini aynı anda değil tabii.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana yazı yazdırmak isteyen havayolu dergileri, lütfen temasa geçiniz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2722088472380188807?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2722088472380188807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2722088472380188807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2722088472380188807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2722088472380188807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/11/cunda-kucukken-yazlar-teyzemin-evine_05.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-524145430360690223</id><published>2010-10-28T11:44:00.008+03:00</published><updated>2011-09-25T22:39:36.606+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Art'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fear'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Çoğunluk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam Seren Yüce'nin &lt;em&gt;Çoğunluk&lt;/em&gt; filmini izledikten sonra yönetmenle yapılmış bir kaç röportajı ve Ekşi Sözlük'teki bazı yorumları okudum. Ben de filmin gerçekliğine hayran kaldım. Peki gerçeği olduğu gibi görmek niye insanı bu kadar çarpıyor? Çünkü biz, günlük hayatımızda &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/iki-post-birden-1-bir-hikayenin-pesinde.html"&gt;gerçekten kaçmak&lt;/a&gt; için elimizden geleni yapıyoruz. Popüler sinema da çoğunlukla bu ihtiyacımıza cevap veriyor. Gerçeği olduğu gibi görüp gösteren bir eser ise, kendimize karşı yeterince dürüstsek, hem bir uçurumdan bakmak kadar çarpıcı, hem de korkutucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yorumcu "hissizlik"ten bahsetmiş. Aslında Mertkan hissiz değil ama korkuyor. Acıma, üzüntü, öfke, sevgi hep bu korkuya yenik düşüyor. Mertkan korku dışında başka bir şey hissetmekten bile korkuyor. Kız arkadaşından ayrılmasını isteyen babasından dert yandığında, annesi ona kendisinin ne istediğini soruyor. Mertkan tereddütlü cevap verince de sabırsızlıkla "ben senin hayatta hiç bir şeyi istediğini görmedim, vardır babanın bir bildiği" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek aslında ölü bir gezegenin çorak toprakları da, biz dünyalılar gözlerini ufka dikmiş, hikayelerle oyalanan hayalperestler miyiz? Gerçekten kaçmakla onunla yüzleşip, yine de daha iyisini hayal edebilmek, bunun için çalışabilmek arasında bir fark var. Anlamlı olan, bu çaba.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-524145430360690223?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/524145430360690223/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=524145430360690223' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/524145430360690223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/524145430360690223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/cogunluk-dun-aksam-seren-yucenin.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2949957433868317617</id><published>2010-10-28T11:31:00.002+03:00</published><updated>2010-10-28T14:02:25.471+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><title type='text'></title><content type='html'>"Şuna dikkat edin ki, benden herhangi bir şey istediğiniz gün her şey bitmiş demektir. Hiçbir şey anlıyor musunuz, hiçbir şey istemeyeceksiniz..." Sonra meçhul bir düşmanıyla kavga ediyormuş gibi hırçın bir sesle devam etti: "Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için.... Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil... Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki... Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı bir av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey vermeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kürk Mantolu Madonna,&lt;/em&gt; Sabahattin Ali, sayfa 81-82.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2949957433868317617?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2949957433868317617/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2949957433868317617' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2949957433868317617'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2949957433868317617'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/suna-dikkat-edin-ki-benden-herhangi-bir.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5477222729627810310</id><published>2010-10-19T14:43:00.006+03:00</published><updated>2010-12-09T16:39:18.834+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justice'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Arı kovanı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Pek çok insanın pek çok şekilde hakkı yeniyor. Evde, trafikte, merkezi sınavlarda, atamalarda, kamu ihalelerinde, mahkemelerde. Sosyal güvencesiz, iş güvenliksiz işçi çalıştıran iş yerlerinde. Tabii bunlar hala yadırgayabildiklerimiz. Bazılarını haksızlık olarak bile görmüyoruz, sistemin doğal işleyişi sayıyoruz. Bu hep böyleydi, ama benim aklım şimdi erdiği için şimdi öfkeleniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aleni fauller&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bugünün iki haberi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde Adalet Bakanlığı'nın istediği adayların seçilmesi ve KCK davası. Bu iki haber aslında tek haber: KCK gibi davalar, hükümetin yargıyı dilediğince yönlendirmesinin sonucu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Yetkin'in &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1024333&amp;amp;Yazar=MURAT&amp;amp;Date=19.10.2010&amp;amp;CategoryID=98"&gt;bugünkü yazısından&lt;/a&gt; öğrendik ki, biz Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da yer almasından şikayet ederken, üç bakanlık bürokratı HSYK'na girmiş. Dedikodulara göre, eski müsteşar yardımcısı hakim ve savcıların atama, nakil, yetki gibi işlerine bakacak olan dairenin başına geçecekmiş. Eski personel müdürü mesleğe kabul, terfi ve disiplin işlerine bakan dairenin başkanı olacakmış. Denetim ve soruşturma izni işlerinden sorumlu üçüncü dairenin başkanlığına ise eski Adalet Akademisi Merkez Eğitim Müdürü'nün yerleştirilmesi düşünülüyormuş. Ahmet İnsel'in bugünkü &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&amp;amp;ArticleID=1024337&amp;amp;Yazar=AHMET" date="'19.10.2010&amp;amp;CategoryID="&gt;yazısına göre&lt;/a&gt; Müsteşar Ahmet Kahraman bürokratların seçilmesiyle birlikte "bakanlıktaki hafızanın kurula taşınmasını" olumlu buluyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumların değiştirilmesiyle yargının bağımsız ve tarafsız olamayacağını &lt;em&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/kosullar-ve-formuller-bir-kac-yl-once.html"&gt;Koşullar ve Formüller&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; adlı yazımda anlatmıştım. İyileşmeyi bir yana bırakın, işler daha da kötüye gitti. Eskiden hiç değilse HSYK ve hükümet yargı üzerinde zıt yönlü baskı uyguluyordu. Artık birbirlerini tamamlayacaklar. Kimse hakimler ve savcıların seçimlerde serbest iradeleriyle karar verdiklerini iddia etmesin. "Ne olur ne olmaz" diye düşünenlerin sayısı az değildir. Ne de olsa yerin kulağı, duvarların gözü vardır, oylarının hesabı kendilerine sorulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KCK davasının ise şu anda sürmekte olan onlarca benzeri gibi siyasi bir dava olduğu duruşmalar başlayınca meydana çıktı. İddianame 7578 sayfaymış, ekleriyle 130 bin sayfayı buluyormuş. Aralarında eski DTP yöneticileri ile BDP'li belediye başkanlarının, il genel meclisi başkanlarının ve belediye meclisi üyelerinin bulunduğu sanıklar “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma”, “terör örgütü üyesi ve yöneticisi olma”, “terör örgütüne yardım ve yataklık etme” suçlarından &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=1024414&amp;amp;Date=19.10.2010&amp;amp;CategoryID=77"&gt;yargılanıyormuş&lt;/a&gt;. 151 sanıktan 103'ü tutukluymuş. Anladığım kadarıyla geçen yılın Aralık ayındaki operasyonlardan beri tutuklular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tribünlerin sevinci, korkusu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalıkta dolaşan iki hikaye var. Birincisi, ya "cahilliğin talih olduğu yerde bilginin aptallık olduğunun" idrakine varmış, ya hayat meşgalesinden (çalışmak da hayat meşgalesidir, keyif sürmek de) etrafına bakmaya mecali kalmamış, ya da rüzgarı arkasına almış mutlu çoğunluğa anlatılıyor. Tabii bir de yabancılara. Bu hikaye "demokratikleşme, normalleşme, Alevi-Kürt-Roman açılımı, ekonomik büyüme, ordunun tasviyesi, duble yollar, kentsel dönüşüm projeleri, rezidanslar" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci hikayeyi ise öğretim üyeleri, yazarlar, gazeteciler anlatıyor. O hikaye, HSYK'na seçilen bakanlık bürokratlarının ve KCK gibi nice davadan hüküm giymeden, hüküm giyerek yıllarını hapiste geçirenlerin hikayesi. Bu, yüzeydeki ışıltının, boş sözlerin ve inşaatların altında süregitmekte olan haksızlıkların hikayesi. Bu hikayenin anlatılmasından hiç şikayetçi değil hükümet, hiç bir şeyi gizlemeye çalışmıyor. Sorulunca usulen diyor "hakimlerimizin iradesidir, yargının takdiridir" diye ama, aslında ibret-i alem olsun istiyor. Biliyor ki çoğunluğun zaten umurunda değil bu hikaye. Anlatılanlara kulak verip durduk yere öfkelenen basiretsiz azınlığa gelince... Bırakınız dinlesinler, görsünler, iyice anlasınlar. Hiç bir kuralın, kanunun, kurumun önemi olmadığını, önemli olan tek şeyin güç olduğunu. Gücün bizde olduğunu. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5477222729627810310?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5477222729627810310/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5477222729627810310' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5477222729627810310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5477222729627810310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/10/ar-kovan-pek-cok-insann-pek-cok-sekilde.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6576897589057204301</id><published>2010-09-24T13:54:00.017+03:00</published><updated>2010-09-25T12:09:47.642+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Media'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Medyanın hali&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gece önce NTV'de Basın Odası programında Ruşen Çakır, Nuray Mert, Nazlı Ilıcak ve Okay Gönensin Bekir Coşkun'un Haber Türk gazetesindeki işinden atılmasını tartışıyorlardı. Hepsi, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/09/since-financial-markets-started.html"&gt;Doğan Holding&lt;/a&gt; olayının medya patronlarını tedirgin eden bir hava yarattığı konusunda hemfikirdiler. Bu tedirginlik sayesinde artık hükümetin doğrudan baskı yapmak zorunda kalmadığını, Turgay Ciner gibilerin kendiliklerinden hükümetin dümen suyuna gittiğini söylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Gönensin, çok önemli bir şey daha söyledi: Medyanın iktidar karşısındaki zayıflığının, biraz da gazetecilerin iyi gazetecilik yapmamasından, gazetecilik refleksinin zayıflığından kaynaklandığını. Bana öyle geliyor ki gazete ve haber kanallarının "ciddi" içeriğinin yüzde doksanı köşe yazarlarının ya da uzmanların görüşlerini ifade etmesinden ibaret. En son ne zaman popüler bir gazete, dergi ya da televizyon kanalı bir skandalı ortaya çıkardı? Hangi araştırmacı gazeteci ya da muhabirin adını biliyoruz? Ortaya ne çıkıyorsa yasa dışı yollardan belge ve görüntü-ses kayıtlarının Internet'te yayınlanmasından ya da gazetelere "servis edilmesinden" çıkıyor. Gazeteciler bilgiyi bulmak yerine onu herkesle birlikte öğrendiklerinden, haberin kapsamı, içeriği ve zamanlaması ile ilgili inisiyatif kullanamıyorlar. Belki de böyle bir dertleri yok. Olsaydı, herhalde Ruşen Çakır'ın dediği gibi Hanefi Avcı'nın kitabındaki iddiaları araştırırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazlı Ilıcak'a göre "alternatif medya"dan her şeyi öğreniyormuşuz, merak etmemize gerek yokmuş. Bundan emin olmamız mümkün değil çünkü neyi bilmediğimizi maalesef bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetecilik sadece gizli, bomba haberleri ortaya çıkarmak da değildir. İnsanların gözden kaçırdığını, görmezden geldiğini ama önemli olanı gündeme getirmektir. Örneğin bu sabah NTV Haber'de evlerinden Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında uzaklaştırılıp yerleştikleri TOKİ evlerinde mutlu olamayan Sulukuleliler ile ilgili bir haber vardı. Gerçi bu haber de gazetecinin kendiliğinden bulduğu bir şey değildi -- bir mahallenin suni olarak aniden değerlenmesinin, çehresinin değişmesinin yarattığı sıkıntılar Tophane'deki galerilere yapılan saldırıları anlamaya çalışırken gündeme geldi. Marifet bir madende ya da tersanede meydana gelen kazadan sonra taşeronluk ve iş güvenliği üzerine haber yapmak değil, kimsenin o anda üzerinde konuşmadığı sorunları ve riskleri önceden görmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de gazeteciler mesleklerinin değerinin, öneminin farkında değiller. Maaş alıp kısa yoldan bir köşe kapmaya çalışmaktan daha fazlası olmalı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6576897589057204301?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6576897589057204301/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6576897589057204301' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6576897589057204301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6576897589057204301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/medyann-hali-iki-gece-once-ntvde-basn.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1917131994994142323</id><published>2010-09-21T15:08:00.009+03:00</published><updated>2010-09-21T23:46:50.343+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Literature'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;İki post birden&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;1-Bir hikayenin peşinde (ya da hayat taammüden yaşanmaz)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kahramanımız uçakta, normalde taşınmayı düşünmeyeceği bir şehirde, normalde çalışmayı aklına bile getirmeyeceği bir şirkette çalışan biriyle tanışır. Bir kaç ay sonra, bir arkadaşı ona bu şirketin iş ilanını yollar. Bu tesadüf kahramanımızı hemen ertesi gün başvuru yapacak kadar heyecanlandırır, ancak işe alınmaz. Bu ilana bu kadar ilgi olmasına şaşırmakla beraber (tahminleri ile gerçek dünya arasındaki mesafeden doğan böyle şaşkınlıklara alışkındır da, her seferinde şaşırır yine) zaten o şehre taşınmak istemediğinden, kendisine zorla çizdiği bu kaderden kurtulmak kahramanımızı gizlice sevindirir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kahramanımızın maceraları saymakla bitmez. Bir keresinde de tesadüfen uzaktan bir tanıdığıyla, bir hemşehrisiyle karşılaşır. Bu tesadüf, benzer geçmişler ve benzer planlar, hepsi ne kadar da anlamlıdır. Bir sabah bir şehirde rastgele yürürken tesadüfen görmek istediğimiz bir sokakla ya da heykelle karşılaşmak, nasıl o amaçsız yürüyüşü ışıltılı ve talihli yaparsa, sanki bu hikayenin böyle sonlanması da bütün bir yolculuğu daha anlamlı kılacaktır. Pek çok şey, hatta gerekirse her şey görmezden gelinebilir bu hikaye uğruna... Görmezden gelmenin mümkün olmadığı ana kadar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kahramanımız yıllardır bilmektedir ki halbuki, insan noktaları ileriye bakarak değil, &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2006/11/when-theres-no-more-story-they-can.html"&gt;ancak geriye bakarak birleştirebilir&lt;/a&gt;. Gerçi geriye bakarak birleştirdiğimiz, nereye vardığını bilerek anlam yüklediğimiz olaylar da, oldukları anda o manada değildiler. Belki kendiliklerinden oluvermiştiler, o kadar güzel ve doğaldılar ki meydana gelmek için bir hikayenin parçası olmalarına gerek yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;2-Neden kurgu yazmalı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Bir ara yazmıştım ki, insanın &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/09/under-rug-swept-yesterday-i-was.html"&gt;söylemedikleri ne kadar çoksa, söyledikleri o kadar eksiktir&lt;/a&gt;. Post-modernizm başkalarının gerçeğini anlayamayacağımızı iddia etse de, herkes kendi gerçeğinden sorumlu herhalde! Halbuki kendi gerçeğimizi bile şöyle bir bütün olarak algılamaktan aciziz. Bir seferde sırf bir, bilemedin bir kaç parçasına bakabiliyoruz. Bazı parçalara hiç bakmıyoruz, sanki onlar hiç yokmuş gibi davranıyoruz. Normal insanlar gibi yaşamımızı sürdürebilmek için de böyle yapmak zorundayız. Bazı parçaları mümkün olduğunca zihnimizden uzak tutarak.... Aklımıza gelmesinler diye &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/feelings-for-sale-today-in-plane-i-was.html"&gt;kendimizi bir şeylerle meşgul ederek&lt;/a&gt;. Sırf bize kendimizi hatırlatıyorlar diye insanlardan kaçarak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama bana öyle geliyor ki bazıları oyalanamıyorlar. Ne kendi gerçeklerini, ne başkalarının gerçeğini unutabiliyorlar, görmezden gelebiliyorlar. Ne böyle açık açık itiraf edebiliyorlar, ne kimseyle yüzleşebiliyorlar. Zaten kıyamıyorlar da yüzleşmeye, anlamaya çalışıyorlar. Sonunda ellerinde bir sürü parça, sanki bu parçalar gerçek değilmiş, gerçek olmayan insanlara aitmiş gibi yazıyorlar. Son çare olarak. Yoksa isterlerdi onlar da normal olabilsinler.&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1917131994994142323?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1917131994994142323/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1917131994994142323' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1917131994994142323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1917131994994142323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/iki-post-birden-1-bir-hikayenin-pesinde.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2054000691739458842</id><published>2010-09-16T13:57:00.005+03:00</published><updated>2010-09-17T15:21:47.263+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;Zaman&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir yerden ya da hayatındaki her hangi bir şeyden ayrıldığında, bir dönem kapandığında, sanki bir ülkenin kıyısından kayıkla denize açılmış gibi oluyorsun. Her geçen gün o kıyıdan uzaklaşıyorsun, kıyı ufaldıkça onunla arandaki deniz kütlesi büyüyor. Bazen deniz çırpıntılı oluyor, bazen bir çarşaf gibi sakin, ufukta o gitmek istediğin yer görünmüyor. Sen daha kıyıdayken yolculuğun böyle olacağını bilseydin, belki ayrılmak daha zor gelirdi. Ama şimdi alışmak o kadar zor gelmiyor. Artık o kıyıda değilsin; ne kendini, ne çevrendekileri oranın birimlerine göre ölçüyorsun.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir taraftan da anlıyorsun ki artık her ne karar veriyorsan, telafisinin olmayabileceği bir yaşa gelmişsin. Belki verdiğin kararların hepsi sonunda en iyisine çıkmayacak, iyi ki bunu böyle yapmışım, bak sonunda ne iyi oldu demeyeceksin. İnsanlar hiç de olağanüstü hayatlar yaşamıyorlar, senin de öyle olağanüstü bir hayat yaşayacağın garanti değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunu biliyorsun da, yine de kararlarından hiç birine toz konduramıyorsun. Henüz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2054000691739458842?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2054000691739458842/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2054000691739458842' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2054000691739458842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2054000691739458842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/zaman-bir-yerden-ya-da-hayatndaki-her.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3454941537219925289</id><published>2010-09-10T18:14:00.012+03:00</published><updated>2010-12-09T16:39:18.835+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='European Union'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Justice'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Koşullar ve formüller&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç yıl önce, Avrupa Birliği reformlarına "ülkemizin koşulları" yüzünden karşı çıkanlara kızardım, işi "koşul" argümanıyla yokuşa sürüyorlar diye. Artık onlara hak veriyorum. Çünkü biliyorum ki Anayasa Mahkemesi ve HSYK, Avrupa Birliği'ndeki benzerleriyle aynı yapıya da "kavuşsa," hakimler ve savcılar işlerini düzgün yapıp yapmadıklarına göre değil, birilerinin çıkarına göre atanacak. Anayasa Mahkemesi'nin işlevi, güç dengesinin hükümet lehine değişmesiyle yavaş yavaş ortadan kalkacak. Günün birinde başbakanımız ya da bakanlarımız Yüce Divan'da yargılanacak olsalar, davaya kendilerine sempati duyan mahkeme üyeleri bakacak. Bu iki kurumun üyelik yapısı, paketin kabul edilmesi durumunda daha referandumun ertesi günü değişecek. Üstelik hükümet referandumda zafer kazanırsa, genel seçimlerdeki şansı da artacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Serap Yazıcı, TESEV için anayasa değişikliklerini değerlendiren &lt;a href="http://www.tesev.org.tr/UD_OBJS/PDF/DEMP/BN/anayasa-degisiklik-paketi-serap-yazicipdf.pdf"&gt;bir rapor&lt;/a&gt; hazırlamış. Rapor, belli "demokratikleşme" kriterlerini tam olarak sağlamasa da, mevcut sisteme kıyasla o kriterlere daha yakın olduğu için değişiklikleri olumlu buluyor. Yazıcı'ya göre tüm maddeler demokratikleşmeye katkı sağladığı için kendi içlerinde bir bütünlükleri varmış, bu nedenle de hep birlikte referanduma sunulmalarında bir sakınca yokmuş. Bir sosyal bilimcinin anayasa değişikliklerini pratik sonuçlarına hiç aldırış etmeden, sanki bir makinenin kalite kontrolünü yapıyormuşçasına teorik bir "check list"e göre değerlendirmesi bence ahlaki değil. Bu yöntem, bir "demokratikleşme" formülü hangi topluma uygulanırsa uygulansın aynı sonucu verirmiş gibi yapıyor. Aynı sorun, Avrupa Birliği'nin yaklaşımında da mevcut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası bu toplumdaki insanların büyük bölümü, hükümetimiz başta olmak üzere, demokratik ve ahlaki değerleri içlerine sindirmiş değiller. Kararlarını ya çıkarlarına göre alıyorlar, ya başka değerlere göre. Bazıları milliyetçi, bazıları dinci, bazıları cemaatçi, bazıları hizipçi, bazıları devletçi. Yani sanki hükümetimiz ve toplumumuzdaki bireylerin çoğu evrensel ölçüde demokrat, adil, ahlaklı, vicdanlıymış gibi, bu anayasa değişikliklerini evrensel formüllere göre ölçmek, bu değişiklikler kabul edilir edilmez bir batı Avrupa ülkesi kadar demokrat olacakmışız gibi yapmak ya aptallık, ya ikiyüzlülük. (İnsan bunu farkettiğinde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne bazı değerleri içselleştiremediği için girmemesi gerektiğini iddia eden Avrupalılara da hak veriyor ister istemez.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratikleşme, ancak "koşulların" iyileşmesiyle sağlanabilir. Bu da eğitim sisteminin daha adil hale getirilmesiyle, ekonomik kalkınmayla, kayıtdışı ekonominin kayıt içine alınmasıyla, sosyal hakların sağlanmasıyla, kadınların maddi-manevi bağımsızlığıyla... İnsanların birey olabilmesiyle, özgür düşünebilmesiyle, kararlarının, hayatının sorumluluğunu alabilmesiyle. Anayasa değişiklikleri bizi daha demokratik ve ahlaklı kılmayacağına göre, böyle bir amacı olmadığı gibi, böyle bir sonucu da olmayacaksa, vereceğimiz karar AKP'yi destekleyip desteklemediğimize bağlı. AKP koşulları iyileştirmek için hiç bir şey yapmadığı gibi, sistemdeki çarpıklıkları, adaletsizlikleri kendi çıkarı için kullanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü hayatımda ilk defa oy kullanacağım. Hayır diyeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3454941537219925289?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3454941537219925289/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3454941537219925289' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3454941537219925289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3454941537219925289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/09/kosullar-ve-formuller-bir-kac-yl-once.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6209507384165284144</id><published>2010-08-31T14:11:00.001+03:00</published><updated>2010-09-08T22:37:58.279+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;“Recalculate!”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;When you rent a car with a GPS, but don’t follow its directions, the woman who is usually quite gentle with her direction-telling pauses and declares with a hint of annoyance: “Recalculate!” So that the device comes up with a new route, given the road you are now on, that will take you to your destination. My brain feels like the GPS-woman nowadays, recalculating the route to &lt;a href="http://www.npr.org/templates/story/story.php?storyId=129471712"&gt;something more&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6209507384165284144?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6209507384165284144/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6209507384165284144' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6209507384165284144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6209507384165284144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/08/recalculate-when-you-rent-car-with-gps.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5053749978804521925</id><published>2010-08-30T15:45:00.006+03:00</published><updated>2010-09-08T22:38:18.343+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;Günlük yaşamak&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bazı insanlara bakmak içimi bir anlamsızlık hissiyle dolduruyor. Mesela beyaz yakalı profesyoneller. Ya da Sibel Arna tipi "lifestyle" gazeteciler, bloggerlar. Süs bebeği kadınlar ve bu kadınlarla olmaktan gurur duyan erkekler. Miting meydanlarında hayır demeleri gereken soruya da evet dedikleri için sayın başbakanlarını mahçup eden kitleler, o başbakanın arkasından yıllar boyu esip savurduktan sonra karşısına geçince el pençe divan duruveren, iftar yemeklerine koşuveren gazeteciler. Referandumda hayır çıkmasının yabancı yatırımcıları endişelendireceğini söyleyen analistler ve maliye bakanı. Anayasa değişikliği paketinin her maddesi demokratik standartlarımızı yükselttiği için hep birlikte halkoyuna sunulmasında sakınca olmadığını iddia eden akademisyenler. Her gün bıkmadan usanmadan (ve kendisi gibi on binlercesinin varlığına aldırmadan) dolar ne olmuş, Fed ne demiş, altın güvenli bir limanmış anlatıp duran gazeteciler, analistler. Her gün bir şeyler anlatanlar, aynı şeyleri anlatanlar, o anlattığının anlamlı bir şey olduğuna kendisini de inandırmak zorunda olanlar. Bir işe yarama ihtimaline sonuna kadar direnen memurlar ve onların bütün gün bilgisayar oyunu oynayan sekreterleri. Geçen sene geçemediği sınavdan bu sene tam puan alan memur adayları. "Performans"larını baktıkları hasta sayısına göre ölçen devlete, o performans çizelgelerini şişirerek karşılık veren doktorlar. Kendileri yiyecekleri sebzeyi meyvayı, AB'ye satılacakları ve iç pazara verilecekleri tarlalarının farklı köşelerinde yetiştiren çiftçiler. Zamanlarını birbirlerine, kendilerine tehdit gördüklerine komplolar kurmakla, tuzaklar hazırlamakla geçiren polisler, hakimler, savcılar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İçine girdikleri çemberden, yüzdükleri sudan bir an kafalarını çıkarmadan, ben kimim, ne yapıyorum, bu yaptıklarım neye hizmet ediyor, dünyada neler olup bitiyor diye bir kere sormadan hayatlarını devam ettirme gücünü kendilerinde bulabilenler. Nedir onlara bu gücü veren? Çıkacakları televizyon programı mı, bir sonraki akşam yemeği mi, bir sonraki tatil mi? Kendilerinden güçsüz, onlara muhtaç olanların dalkavukluğu mu, sabırlı sessizliği mi, göstermelik saygısı mı? Kendisine hiç muamelesi yapılmasının ne demek olduğunu bilmek mi? İnsanların en ufak tereddüde, zayıflığa karşı gösterdikleri acımasızlığa karşı, yerinde sımsıkı durma zorunluluğu mu? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Artık insanlara da, kendime de bahaneler aramıyorum. İnanmıyorum şartlar öyle gerektirmiştir, cahildir, ayakta kalmak için öyle davranmak zorunda kalmıştır. Kimbilir kendisi ne haksızlıklara uğramıştır, ezilmemek için ezmiştir, keyfine bakmıştır. Herkesin seçme şansı vardır, herkesin. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5053749978804521925?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5053749978804521925/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5053749978804521925' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5053749978804521925'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5053749978804521925'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/08/gunluk-yasamak-baz-insanlara-bakmak.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8527934524138735289</id><published>2010-08-20T13:05:00.002+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.529+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Emerging adulthood&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I think &lt;a href="http://www.nytimes.com/2010/08/22/magazine/22Adulthood-t.html?_r=1"&gt;this article&lt;/a&gt; captures what we are going through quite well (and their ramifications on others). Our brains are still developing, apparently. Maybe this blog is the journal that keeps track of my brain development!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8527934524138735289?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8527934524138735289/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8527934524138735289' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8527934524138735289'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8527934524138735289'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/08/emerging-adulthood-i-think-this-article.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-173137815782633674</id><published>2010-08-19T14:36:00.005+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.531+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fear'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Emotional traps&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;About a month or so ago I made a decision. Long term considerations drove that decision, and although it appeared sudden and emotional to people whom I haven't shared my thoughts with, it had been on my mind for a long time. Since then, I often fell back on a state of mental weakness and strong emotions. I had to calmly and consciously remind myself all the reasons that led to my decision to pull myself out of a well of fear and loss. It was like hiking down the hill in the Lake District -- pangs of fear ran through me, but turning back was not an option.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I am realizing every day with increasing urgency that NOT THINKING is our default state of being, and it takes a lot of energy and strength to rise above emotional traps. (And meanwhile, reading the &lt;em&gt;Black Swan&lt;/em&gt; by Nassim Nicholas Taleb is helping me to conceptualize my experience.) It is because of our mental weakness that the value we give to rejection and confirmation is &lt;em&gt;independent&lt;/em&gt; of the properties of the person, group or entity that rejects or confirms us. That is why we can't foresake the small rewards that go with confirmation of the mediocre &lt;em&gt;today &lt;/em&gt;in order to seek bigger and better things for tomorrow.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;And those bigger and better things may never come. They usually do not come. We envy those writers and artists that make it big, but we don't see the misery of those who have never made it. If we throughly &lt;em&gt;thought about&lt;/em&gt; the odds of becoming successful in a creative or intellectual field, we would probably have never attempted them. But the paradox is that the only way to become successful is to hang on to an irrational hope that we &lt;em&gt;may &lt;/em&gt;some day become successful. So the strength that allows us to run away from the emotional traps that push us into mediocrity flows from yet another emotional trap -- hope and over-optimism. Being possessed by a (usually baseless) idea that something out of the ordinary may just be possible.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I have yet to decide which one is better.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-173137815782633674?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/173137815782633674/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=173137815782633674' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/173137815782633674'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/173137815782633674'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/08/emotional-traps-about-month-or-so-ago-i.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-7131384591382574271</id><published>2010-07-22T16:07:00.000+03:00</published><updated>2010-12-09T14:21:50.030+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Trouble with Liberalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Democracy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Temel ilke&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sürekli her konuda fikrimi değiştirdiğimi söylediğimde, bir arkadaşım “o zaman temelimin oturmadığını” söyledi. Ben de bütün görüşlerimin kendisiyle tutarlı olması gereken bir temel ilke bulmaya ve bunu açık seçik tarif etmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde “ilerici,” sol görüş, özgürlük alanlarını genişletmeye çalışırken, kendi kafasındaki sınırların kurbanı oluyor. Değişik kültürlere, geleneklere, inanışlara ve “kişisel tercih”lere, başkaları üzerinde baskı kurulmadığı sürece (o kültürün dışında olan batılılar mı bu “başkaları”?!) özgürlük bahşetmeye çalışıyor. Bu tavır, kuşkusuz “baskıyla değiştirme”ye duyulan tepkinin sonucu. Tarihteki baskıyla değiştirme projelerinin genelde bir grubun diğeri üzerine tahakküm kurması amacını taşıdığını, “ilerici” niyetlerle yapılanların bile başarıya ulaşamadığını, ancak toplumda bölünmelere ve kine yol açtığını göz önüne alırsak, bu tepkinin şaşırtıcı bir yanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak günümüzde “sol”un bu tavrı, baskıyla hiç bir şey değiştirilemiyor, işler ancak kötüye gidiyor diye her şeyi kendi haline bırakma vurdumduymazlığına dönüşmüş durumda. Bu tavır, kendilerine “sol”cu, demokrat deyip de vicdanlarını rahatlatanların iki büyük gerçeği gözden kaçırmalarına yol açıyor. Birincisi toplumda, zaman geçtikçe daha da katlanarak süren fırsat eşitsizlikleri. Amartya Sen’in kapitalizmin ideolojik temeli “özgürlük” dogmasını ters yüz eden deyişiyle, ancak hayal edebildikleriniz, mümkün bulduklarınız kadar özgürsünüz. Eğer bir şeyi gerçekleştirme ihtimalinizin olmadığını düşünüyorsanız, onu hayal etme hakkını bile tanımıyorsunuz kendinize. İşsiz ya da sosyal güvencesiz, iş güvenliksiz çalışmak zorunda olan biri ne kadar özgür olabilir? Kalkınma merdiveninde tırmanabilmek için ödenmesi gereken bir bedel diye hoşgörülüyor kapitalizmin kuralsızlığı. Başlangıç noktaları birbirinden fersah fersah uzakta, bazıları dağlar tırmanırken bazıları düz yoldan giden rakiplerin çekişmesi mi serbest piyasa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solcular, “özgürlüğü”nü savundukları kültürlerin ve inançların kendi içindeki baskı öğelerini de tatlı bir kayıtsızlıkla görmezden geliyorlar. Böylece gericileri destekleyen ilericiler ile karşı karşıya kalıyoruz. Çünkü onlar gericiye gerici demeye bile cesaret edemiyorlar. Bunun da ceremesini yine kimliklerinin dayatmasıyla daha iyisini hayal etme hakkı ellerinden alınan kadınlar, gençler çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solcuların bu kayıtsızlığı, çözümü yıllar sürecek mücadele, emek ve işbirliği isteyen sorunlara eğilmek zor geldiği için. Kimse eğitim, kayıtdışı ekonomi, kadın hakları gibi en temeldeki sorunları gündeme getirmek istemiyor. Herkes bir ideolojiyle, bir hikayeyle oyalanmak, insanları oyalamak derdinde: Din, milliyetçilik, zenginlik, magazin ve en son olarak da herkesin kendi amacı için kullanabildiği o kutsal sözcük, “özgürlük”. İlerici birinin amacı bir kimliğin, bir inanışın ya da ideolojinin özgürlüğünü değil, bireyin özgürlüğünü sağlamak olmalıdır. Bireyin ayaklarına, ellerine, düşüncesine dolaşan tüm bağları koparmak olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki kültürel haklar, örneğin türban ya da ana dilde eğitim? Yukarıda bahsettiğim temel sorunların üstünü örtmedikleri sürece evet. Hatta temel sorunlardan dikkatleri kendi üzerlerine çektikleri, politikacılar tarafından suistimal edildikleri için kültürel haklar ne kadar çabuk verilirse o kadar iyi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-7131384591382574271?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/7131384591382574271/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=7131384591382574271' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7131384591382574271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/7131384591382574271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/07/temel-ilke-surekli-her-konuda-fikrimi.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-4862301836133511841</id><published>2010-07-07T22:41:00.002+03:00</published><updated>2010-12-09T14:21:50.031+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Trouble with Liberalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dreams and Family'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Eski moda&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Yaşam peşinde koşuyoruz muhafazakarca; muhafazakarlığın bir yaşam biçimi değil, bir ölüm biçimi olduğu gün gibi açıkken,” yazmış Ozan &lt;i&gt;&lt;a href="http://95leatherlane.blogspot.com/2010/06/yasadgmz-zamanlar.html"&gt;Yaşadığımız Zamanlar&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style:normal"&gt;’&lt;/i&gt;da. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="color:black;"&gt;Bense &lt;i&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/12/yanls-dala-tutunmak-olaylarda.html"&gt;Yanlış Dala Tutunmak&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;’ta yazmıştım: “Her şey kutsallığını kaybetse, tüm dinlerin, ideolojilerin yalanlığı kanıtlanmış olsa, tek tutunacak dalımız sevgi, arkadaşlık, aile. Ama sevgi için kapı paspası olmanın da lüzumu yok.”&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="color:black;"&gt;Sonra Radikal’de bir kızın yazısını okuyordum bir ara. Ailesiyle fazla “yüz göz olmamayı” öğrendiğinden beri özgürleştiğini yazıyordu. Haklı. Aile muhafazakarlığın en büyük kalesi değil midir? Dinlerin, ideolojilerin, neyin doğru, neyin yanlış, neyin nasıl olması gerektiğine dair yargıların, mevcut düzen her neyse, onun sonsuza kadar yaşayabileceği bol ışıklı, ılık bir sera gibi: Sevgi, onaylanmanın, uyuşmanın verdiği sıcaklık, fedakarlık, alışkanlık, tanıdıklık, özlem, borçluluk, sorumluluk, cehalet ve biraz başkalaştığımızda, başka olmaya cesaret ettiğimizde yakamızı bırakmayan suçluluk. Çünkü ailemiz çok fedakarlık yapmıştır, onca fedakarlığın karşılığı bu mu olacaktır? Şöyle onların içini rahat ettirecek, eşlerine dostlarına gururla, hiç olmazsa rahatlıkla anlatabilecekleri bir düzen kuruversek ya? Çok uzaklaşmayalım onların limanından, yüzlerine vurmayalım. Sonra üzülürler, alınırlar. Biz de o kaleye kapanalım, o kaleyi koruyalım. Kim hangi cüretle bizim inançlarımıza, geleneklerimize laf edecekmiş?&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="color:black;"&gt;Çünkü kuru laf geçmez o kalenin kalın, bal peteği gibi örülmüş çeperlerinden. Dinlemeyiz. Dinleyip, anlayıp, hak bile versek, çoğu kez bir şey değişmez. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="color:black;"&gt;Amerikan dizilerini izleyenler bilir oysa: “Arkadaşlar”ın aileleri yoktur meydanda. Arkadaşlar büyük şehirlerde, başka arkadaşlarla yaşamaktadırlar. Kendilerini ne bir yere, birilerine bağlı, ne borçlu, ne suçlu hissederler. İstedikleri yere gider, oralarda çalışırlar. Aileler hikayeye dahil oluyorsa, mutlaka görülecek bir hesap vardır; çünkü küresel dünyada ayak bağıdır aile.&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="EN-US"  style="color:black;"&gt;Tamam da, hayatlarını “aile”ye ya da bir yere göre yaşamıyorlar, ayaklarına dolanan hiç bir şey yok diye &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/11/dusunce-ozgurlugu-gunun-birinde-bir.html"&gt;pek bir özgür, benzersiz mi onlar&lt;/a&gt;? Her sabah işlerine uygun şeyler giyiyor, ofislerine gidiyor, işlerini yapıyor, aynı gazeteleri okuyor, akşamları aynı konserlere, aynı oyunlara, haftasonları aynı şehirlere gidiyorlar. Hayat onları büyük sınavlara sokmuyor, bir şey için savaşmıyorlar, kendi üstlerine gitmiyorlar hiç, suçlamıyorlar kendilerini inançlarına göre yaşayamamakla. Okudukları kitaplar, izledikleri filmler gibi bir şeyler yaratmayı umut ediyorlar günün birinde. Belki de etmiyorlar, memnunlar hayatlarından. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Belki bir benim memnun olmayan, eski moda.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-4862301836133511841?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/4862301836133511841/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=4862301836133511841' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4862301836133511841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/4862301836133511841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/07/eski-moda-yasam-pesinde-kosuyoruz.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-6595993051070625288</id><published>2010-06-23T01:56:00.002+03:00</published><updated>2010-09-08T23:12:11.577+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Work'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Mülakatlarda alternatif yanıtlar&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;(Copyright Ozan)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;-(12 aylık kontrat için mülakat yapılmaktadır) 12 ay sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kendi kendimi imha etmeyi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;-Neden şu anki işinizden ayrılmak istiyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Artık demir almak günü gelmişse zamandan,&lt;br /&gt;Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;&lt;br /&gt;Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,&lt;br /&gt;Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.&lt;br /&gt;Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;&lt;br /&gt;Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden.&lt;br /&gt;Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;Yahya Kemal Beyatlı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-6595993051070625288?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/6595993051070625288/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=6595993051070625288' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6595993051070625288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/6595993051070625288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/mulakatlarda-alternatif-yantlar.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-1551754966101941035</id><published>2010-06-20T18:56:00.003+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.533+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Control'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Que Sera Sera&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;When I was just a little girl&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I asked my mother "what will I be?"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Will I be pretty, will I be rich?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Here's what she said to me:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Whatever will be will be&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;The future is not ours to see&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;When I was just a child in school&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I asked my teacher&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;"What should I try?"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Should I paint pictures&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Should I sing songs&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;This was her wise reply:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Whatever will be will be&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;The future is not ours to see&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;When I grew up and fell in love&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I asked my sweetheart what lies ahead&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Will there be rainbows day after day?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Here's what my sweetheart said:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Whatever will be, will be&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;The future is not ours to see&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Whatever will be will be &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;The future is not ours to see&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;What will be, will be.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Que sera sera.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-1551754966101941035?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/1551754966101941035/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=1551754966101941035' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1551754966101941035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/1551754966101941035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/que-sera-sera-when-i-was-just-little.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-615188655568484578</id><published>2010-06-12T22:00:00.007+03:00</published><updated>2010-12-09T14:26:17.557+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Confusion'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Trouble with Liberalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Post-emotionalism'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Medenileşemedim bir türlü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta bir arkadaşımız Etyen Mahçupyan'ın &lt;a href="http://www.taraf.com.tr/etyen-mahcupyan/makale-lanet.htm"&gt;şu makalesini&lt;/a&gt; yollamış. Okuyunca beni yine bir panik almasın mı... Bir kaç yüz yıl sonra insanlar dönüp bize baktıklarında, çok saçma olduğu çoktan anlaşılmış hurafelere inanan bir sürü sersem görecekler. Kendilerinin ulaştığı bilince ulaşılabilmesi için geçilmesi gereken bir aşama, o aşamanın kurbanları. Yani Russell Crowe filmlerindeki maşrapalardan içki içen, etraflarında dolanan dağınık beyaz tombul kızların memelerini avuçlayan barbar Orta Çağ savaşçıları gibi. (Gerçi bu türden şu anda da pek çok var etrafta, üstelik savaşçı da olmadıkları için iyice can sıkıcılar.) Aptallığımıza acımaya gelinceye kadar, herhalde serbest piyasa hurafesine inanıp başlarına bir sürü borç bıraktığımız için zaten öfkeli olacaklar bize. Aman canım ne yapalım. Biz de gelecek nesilleri böyle uzaylı gibi canlandırmıyor muyuz gözümüzde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misal ben, bir türlü post-modern olmayı başaramıyorum. Neymiş efendim, mutlak doğrulara "&lt;em&gt;just because" &lt;/em&gt;inanıp, her kararımızı onlara dayandırmayacak, onlarla kısıtlamayacakmışız. Her şeyle aramızda ironik bir mesafe olacakmış ki, inançlarımız bizi yönetmesin, biz inançlarımızı yönetelim. Yani ne dine inanalım, ne kendimizi bir yere ait hissedelim, ne ailemize bir sorumluluğumuz olsun, ne de çok değerli bilim adamlarının teorilerine körü körüne bağlanalım. Otoritelerin bilmemize izin verdiği kadarına elimiz mahkum olabilir, ama komplo teorileri kurabiliriz dilediğimizce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam öyle olsun da, böyle yüzüp yüzüp kuyruğuna geliyorum, tam post-modern olacağım, kendimle yüz yüze geleceğim, kararlarımın tek sahibi, tek dayanağı ben olacağım... Kendime bir bakıyorum, kaçtığım her şeyin toplamı gibiyim. Kendim burdayım ama işim, ilgilerim, sevdiklerim Türkiye'yle ilgili. Şimdi bunları özgür irademle seçersem post-modern sayılabilir miyim? Yani böyle özgürce türban takmış gibi falan? Çok kafam karışık, çok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-615188655568484578?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/615188655568484578/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=615188655568484578' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/615188655568484578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/615188655568484578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/medenilesemedim-bir-turlu-gecen-hafta.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-215456859467539916</id><published>2010-06-01T23:52:00.006+03:00</published><updated>2011-09-25T22:40:01.859+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yıldırım Türker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Music and Lyrics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Memory'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Relationships'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Gece, Melek ve Bizim Çocuklar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bilmiyorum başkaları için üretmek ne demektir, ama benim için yazmak günah çıkarmak gibi. Bu dünyadaki haksızlıkların, felaketlerin, tüm bunlara uğrayıp da gene de başkaldırmayanların farkına vardığımızda, onlardan kaçacak yerimiz kalmadığında, bunları unutup hiç bir şeye kaptıramadığımızda kendimizi, yapacak tek şey onlarla yüzleşip, kendimizle yüzleşip, günah çıkarmak oluyor. Bir tek günah çıkarmaya verebiliyorum kendimi. Eskiden küreselleşme karşıtlarına, çevrecilere, savaş karşıtlarına, gönüllülere önyargılı bir kayıtsızlıkla bakardım. Onları saf bulurdum. Şimdi anlıyorum ki insanların mahkum edildiği haksızlıkları görmediğim için asıl saf benmişim. Hatta kötü niyetli. Eskiden solcu yazarların kitaplarını okurdum halbuki, hiç benle, yaşadığım dünyayla ilgisi yokmuş gibi. Şimdi gene okuyorum, kendimi okur gibi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Dün Ekşi Sözlük'teki Aşk-ı Memnu yorumlarını okuyordum. 1945 rumuzlu yazarın yazdıkları çok hoşuma gidince kimmiş bu 1945 diye bakayım dedim. 1945 başlığına bakınca Sezen Aksu'nun 1945 şarkısını hatırladım. Aklıma şarkının bestecisi Onno Tunç geldi, sonra Uzay Heparı, onların yaptıkları, benim daha ilkokuldayken çok sevdiğim şarkılar, 90'lar, Mithatpaşa Caddesi'ndeki evimiz, annemle gittiğimiz butikler, yakıp söndürdüğümüz ışıklar geldi. Onlar hakkındaki belgesellerden klipler izledim, şarkılar dinledim, haberler okudum. Sezen Aksu'nun röportajlarını dinledim. Şu sıralar bana en çok dokunan şey, geçen zaman ve zamana yayılmış ilişkiler. Bir tarihe, bir dünyaya beraber göğüs germek yani. Madem hepimiz şu düzeni bozuk dünyaya doğmuşuz, birbirimizin, birilerinin hayatını kolaylaştırmaktan başka bir yaşama nedeni bulamıyorum. Bütün mesele bunu en iyi nasıl, nerede yapacağını bulmakta.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Neyse bütün bunların sonunda Gece, Melek ve Bizim Çocuklar'ı izledim. Daha önce hiç izlememiştim. Hala kafamda yer ettiğinin farkında olmadığım (tabii nasıl olacaksam şu orta sınıf hayatımda) ezberleri birer birer bozdu film. Bozdu da, yine de kızamadım onlara. Sadakatmiş, namusmuş, güvenlikmiş, kurallar, sınırlarmış hiç birinin önemi kalmıyordu hayatta kalmak zorunda olunca. Hayatta kalmanın yolu da paraydı, ama ondan da önemlisi birilerinin varlığıydı, desteğiydi, sevgisiydi. Geriye ne kalıyorsa bunları önemli bulma lüksü olmuyordu insanın. İnsanlar belki bu yüzden başkaldırmıyorlar. Sanki sevdikleri esir alınmış da, fidyesi isyan etmeden göğüs germekmiş gibi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Belki de hepimiz esiriz, hepimiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-215456859467539916?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/215456859467539916/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=215456859467539916' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/215456859467539916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/215456859467539916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/gece-melek-ve-bizim-cocuklar-bilmiyorum.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-455932894066101838</id><published>2010-06-01T21:02:00.010+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.535+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rationalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Post-emotionalism'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Feelings for sale&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Today in the plane I was thinking how far I would go if I could just get rid of feelings. The love I feel for my family and the fear of not returning their thoughtfulness and kindness. The fear that something will happen to them. The anxiety when I meet with people I admire. Fear of flying. The stupid hope that the reality is different from what it is when I'm in love. The fury when people expect or demand too much from me or try to manipulate my decisions. Shades of envy and admiration for people who produce beautiful, intelligent things, anything. Despair at the indifference of people and passing time. &lt;em&gt;Sodade&lt;/em&gt; for the lost days when I listen to an old song.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Like a bug in a jar of thick honey. What to do to get out and fly again in the cool, light breeze of rationality? What to do to find my balance? Should I keep myself occupied - with work, friends, football games, electronic gadgets, traveling, soap operas, shopping, consumption of art and news and analysis and gossip? Should I start drinking?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;We are drugging ourselves with constant activity not to allow any second, unhappy, unsure thoughts into our heads. Because these thoughts spark unnerving emotions. Guilt, regret, despair at the missed chances. We do our best to distract ourselves constantly from what really matters in the world and in our lives. So that we won't have to do anything about it. So that we have the strength to live with what we never try to understand or express or change.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sometimes I wonder who will be remembered a hundred years from now as the great thinkers, writers and artists of our times. Do we have them amongst us? Have we heard of them already? I'm afraid they may be too distracted to produce real stuff, stuff that captures the spirit of our times and lives. I'm afraid we may be too busy to leave anything meaningful behind.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-455932894066101838?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/455932894066101838/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=455932894066101838' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/455932894066101838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/455932894066101838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/06/feelings-for-sale-today-in-plane-i-was.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5377916392383927110</id><published>2010-05-27T00:21:00.010+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.538+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Presentation at the Turkey 2020 Conference&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The transcript of my presentation at the Turkey 2020 conference, co-hosted by Turkey's Change Movement and the Foreign Policy Centre in Istanbul on 28 May.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;I work at a political risk research and consulting company. We advise financial and corporate investors about the political and regulatory risks in our respective countries of coverage. Soon after joining the company, I realized that I would have to look at Turkey and its issues through the eyes of foreign investors. They do not want to know more than they think they need to know. So I appreciate this opportunity to look at Turkey not through foreign investors’ eyes, but through my own.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:'Garamond','serif';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;A couple of years ago there was discussion about whether Turkey would become more like Malaysia. To this question, Cem Yılmaz responded by asking whether Turkey would become the Netherlands. We should take this second question seriously.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Despite the improvements in macroeconomic stability and favorable global conditions, the economic growth rate started its downward trend in 2006. Moreover, the high growth rates experienced especially during the AKP’s first term in power were accompanied by high unemployment and a high current account deficit. The unemployment rate was high despite women’s low labour participation rate, and the millions of people (according to some estimates 9 million) working in the informal sector with no social security. Now it appears that we will eventually reach the same equilibrium with a higher unemployment rate as global liquidity improves.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;A high current account deficit means that our exports are not competitive, and we need external funding to maintain growth. This is an unsustainable model, as capital inflows are often procyclical. In this regard, we share much in common with Southern European countries.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;We need a more sustainable growth model, and we need to answer two questions to achieve that:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; TEXT-INDENT: -18pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-font-family: Georgia; mso-fareast-language: EN-GBfont-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;1)&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT: 7pt 'Times New Roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;How can we increase domestic savings?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; TEXT-INDENT: -18pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-font-family: Georgia; mso-fareast-language: EN-GBfont-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;2)&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT: 7pt 'Times New Roman'"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;How can we produce better quality, more sophisticated products and services?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; TEXT-INDENT: -18pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt 36pt; mso-list: l0 level1 lfo1" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;We should address the vicious circles in our economy. The first one has to do with the informal economy. Companies in the informal economy produce low value added products, they don’t earn much, and they don’t save and invest. They are also not regulated to ensure the safety of their work conditions and their products. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Meanwhile, because the government does not collect taxes from the informal sector, the burden of taxes and social security contributions weigh on the formal sector. Instead of trying to broaden the tax base, tax investigators target the biggest taxpayers. Companies in Turkey have little incentive in operating and investing in the formal economy. Public finances also suffer, forcing the government to borrow extensively from domestic banks and limit public investment.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;To move up the value chain, we also have to address our education system. The current system only breeds inequality. The majority of the public spending on education is concentrated on a minority of bright students. These students have a much greater chance of getting hired in the formal sector than all the rest. After receiving their university education in Turkey, many students choose to move and work abroad.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;The period from 2002 to 2007 presented a good opportunity to tackle these structural problems, but the government did not take it. The prospects for meaningful reform for this year and 2011 do not look much brigter due to the electoral cycle – the referandum this year and general elections next year.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;I would like to conclude my remarks with a final observation. The majority of economic research is produced by academics or by financial institutions. That’s why we see aggregates when we look at the research, we don’t see individuals. We lack a sense of imagination. We do not imagine what it feels like to be a woman who is forced to sit at home all day, taking care of the children or the elderly. We also do not imagine what it would be like to be a teenager, who is trapped in a second-class education. We might console ourselves by thinking that they did not have the potential to succeed anyway, or that they are in fact not that unhappy because they are not aware of what is out there and what they could accomplish. But we need people who can dream of being successful. We need to be able to dream of reaching the life standards in the Netherlands one day. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: normal; MARGIN: 0cm 0cm 0pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Georgia', 'serif'; mso-fareast-: EN-GBfont-family:'Times New Roman';" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;I really hope that social democracy in Turkey will be able to imagine. They will be able to imagine how difficult people’s lives are, and they will be able to imagine something better. Thank you.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5377916392383927110?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5377916392383927110/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5377916392383927110' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5377916392383927110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5377916392383927110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/presentation-at-turkey-2020-conference.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3951740776168495122</id><published>2010-05-26T23:48:00.005+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.540+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Truth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sleepwalking through life&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yesterday at work I was reading a paper, and I came across some familiar assertions. They were familiar, but in the current context and times, no longer relevant. I realized that the author of the paper had been sleepwalking through old ideas as he was writing it - he wasn't really present, he wasn't really thinking. Maybe his complacency had gotten the best of him - he was so sure of himself and his ideas that he had seized thinking. If you think you know something, there's no way to learn it. Then I remembered how I missed the Lille station and went all the way to Disneyland on Sunday. And I remembered &lt;a href="http://zadiesmithnews.wordpress.com/2007/01/13/fail-better/"&gt;Zadie Smith's essay&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I think some humility and caution (fear?) is in order when one is thinking, deciding, writing, living. That slows our pace... but maybe it's a price worth paying... not to miss the stations.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-3951740776168495122?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/3951740776168495122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=3951740776168495122' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3951740776168495122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/3951740776168495122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/sleepwalking-through-life-yesterday-at.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8595766296261499817</id><published>2010-05-23T22:00:00.011+03:00</published><updated>2010-09-08T23:12:11.583+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İzmir'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kezban'ın Eurostar'la imtihanı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört senelik Londra yaşantım boyunca ilk defa Eurostar'a bindim. Tam sekiz senedir doğru dürüst görmediğim lise arkadaşımı görmeye gidiyorum. (Artık eski arkadaşlarla buluşunca kullandığımız birimin "yıl" olması çok garip geliyor.) Kitabımı okuyorum güya ama içim uyuyor(muş). Pelin Batu dediyse vücudum attı herhalde. Duvarlarında Lille International yazdığı halde çok karanlık olduğu için istasyon olamayacağına karar verdiğim bir yerde durduk. Burası daha tüneldi mutlaka. (Londra metrosunda fazla seyahat etmenin sonuçları.) Beni parka çağıran bi arkadaşıma kinayeli kinayeli mesaj attım "şimdi Lille'e geldim" diye. Sonra tren hareket etti. Ben bi baktım tünelden çıkmakla kalmamışız, Fransa yamaçlarında ilerliyoruz. Çimenler dalgalanıyor dört bir yanda. Önde oturan aile gelmiş benim sırama oturmuş, benim sıramdakiler yok (artık nasıl sessiz kalkıp indilerse sinsi şeyler!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şaşkınlığım beni çok şaşırttı. Korkuttu da yani. Ben bu kafayla... Neyse kendimi yermeyeyim. (İnsan kendisi istemedikçe rezil olmazmış.) Bar vagonunda tren müdürünü buldum. (Evet burda tren müdürü var.) Adam bir sonraki istasyonun Disneyland olduğunu (trendeki bütün sinir bozucu veletlerin hedefi), bir saat sonra oraya varacağımızı söyledi, Disneyland'deki çalışma arkadaşlarına bana bedava bilet vermelerini rica eden Fransızca bir not yazdı. Telefonunu kullanabileceğimi söyledi. Disneyland istasyonundaki çok iyicil yaşlı görevli bana bedava bilet verdi. Fransız demiryollarının çok karizmatik treniyle (sessiz vagonda herkes çok sessizdi, yazı masalarında masa lambaları vardı!) Lille'e vasıl olabildim. Eurostar'a laf eden karşısında beni bulur bundan böyle. Yol boyunca bunun kaderin bi oyunu ya da bir işaret (belki yanlış trendesin demek isteniyor) olup olamayacağını düşündüm. Hiç biri değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lille'den aklımda şunlar kaldı: Hatırladığımdan da candan arkadaşım ve onun sevdiği, ama bırakmaktan gocunmadığı şehri. Tanıdıkların haberleri. Yemyeşil ağaçlı meydanlar. Dar arnavut kaldırımlı sokaklar, sokaklardaki şık kafeler, pastaneler, dükkanlar. Kepekli krep. Dünyanın en dar merdivenleri ve en geniş tuvaleti. İçinde modern resimler bulunan, bir yüzü modern katedral ve önündeki şarapçı. Katedrale çıkan yolda bi taşla futbol oynayan kardeşler. Katedralin karşısındaki şık kafe ve kaldırımdaki şık insanlar. Dünyanın (dışardan bakınca) en güzel müzesi. İspanyol tüccarların yaptırdığı borsanın avlusundaki sahaflar. (Evet metrolardaki Lille resimlerinde gösterilen yer burası). Sahaflardaki emlakçı. Gölgeli, yemyeşil park. Brüksel'e kadar giden kanal. Kanalın kaybolduğu yerdeki yeşil platform. Yeşil ördek ve kanal havası. Printemps. Yolun ortasında iki köpekle oturan çocuk. Eurostar'ın Lille'den geçmesi için ısrar eden zamanın Fransa başbakanı ve Lille belediye başkanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül'de bit pazarı varmış...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8595766296261499817?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8595766296261499817/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8595766296261499817' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8595766296261499817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8595766296261499817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/kezbann-eurostarla-imtihan-dort-senelik.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-614748293495241333</id><published>2010-05-16T12:33:00.015+03:00</published><updated>2011-09-25T22:44:50.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Control'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Meaning'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Inequality-Injustice-Illegitimacy and Insecurity'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='London Life'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fear'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cinema'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;"What literature needs most to tell and investigate today are humanity's basic fears: the fear of being left outside, and the fear of counting for nothing, and the feelings of worthlessness that come with such fears; the collective humiliations, vulnerabilities, slights, grievances, sensitivities, and imagined insults, and the nationalist boasts and inflations that are their next of kind ... Whenever I am confronted by such sentiments, and by the irrational, overstated language in which they are usually expressed, I know they touch on a darkness inside me. We have often witnessed peoples, societies and nations outside the Western world – and I can identify with them easily – succumbing to fears that sometimes lead them to commit stupidities, all because of their fears of humiliation and their sensitivities. I also know that in the West – a world with which I can identify with the same ease – and peoples taking an excessive pride in their wealth, and in their having brought us the Renaissance, the Enlightenment, and Modernism, have, from time to time, succumbed to a self-satisfaction that is almost as stupid." Orhan Pamuk, from his Nobel lecture.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Four lions&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="border-collapse: collapse; font-size:x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Go watch this movie to see how Chris Morris looks like an ass, trying to expose the fanaticism, confusion and irrationality of a group of Islamist terrorists (surprise, surprise) without ever bothering to ask or explain &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;why &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;or &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;how.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; I am not saying a sappy drama that made heroes of terrorists would have been good. But the other extreme isn't any better. The shallow jokes are not funny. The cast and the crew and the people in the audience who made a point of breaking into loud laughter may find themselves all cool and enlightened and hip, but they are obnoxious. The movie reminded me of the Danish cartoons, which served no purpose but to satisfy their creators.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  border-collapse: collapse; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="  border-collapse: collapse; font-family:georgia;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;A better use of your time would be &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.prospectmagazine.co.uk/2007/06/mybrotherthebomber/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;to read this&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-614748293495241333?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/614748293495241333/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=614748293495241333' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/614748293495241333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/614748293495241333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/four-lions-what-literature-needs-most.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-8189109589031499493</id><published>2010-05-09T16:56:00.010+03:00</published><updated>2011-02-23T13:30:16.795+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='European Union'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Harvey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Economics'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Crisis in the Eurozone&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;I never thought our European Monetary Union courses at the LSE would become so relevant so quickly. My fascination with the unfolding events only matches the sheer amazement when &lt;/span&gt;&lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2008/10/global-financial-crisis-and-turkey-when.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Lehman collapsed&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; in the autumn of 2008. Only now it is actually recognizable - because we studied all this with the aid of Paul DeGrauwe's &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Economics of the Monetary Union&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;. We studied the asymmetric shocks and fiscal decentralization and the implicit bail-out guarantee. In &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;theory&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;, of course. This was all theoretically possible, but come on, how on earth would a Eurozone country actually come to the brink of default? The border between the thinkable and the unthinkable is moving out constantly.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Leaving aside Ireland for now, Greece, Spain, Italy and Portugal were &lt;i&gt;asymmetrically&lt;/i&gt; affected by the global financial crisis due to the structural problems in their economies. Even as demand recovers, their exports will not be competitive in the world markets. The only way they can stabilize their bulging public debt is by running primary surpluses. They promise to do exactly that to calm down the markets - but if they keep to their word, they will face an even more severe recession. In fact, markets question the credibility of the Greek consolidation plan given the conditions of the EUR 110-billion loan package. Analysts argue that the restructuring of the Greek debt is inevitable once the balance sheets of the Eurozone banks exposed to Greek debt are strengthened. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;The bailout aims to save the banks and the institutional investors, less so Greece. Greece will pay for the ordeal now. Creditors will pay, if they ever do, a few years down the line, when they are stronger to cope with it.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;What makes this story (as with any story) interesting is the politics. What are the preferences of the policy-makers, and what will they be forced to do? Will the Eurozone eventually set up a fund to support states when they are hit by asymmetric shocks? Will the Eurozone issue union-wide bonds? Will a separate fund be established to bail out European banks? Will the ECB buy sovereign bonds to help out investors? The answers to all these questions hinge on the internal politics of large member states, and the inter-state negotiations in the Eurozone.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;As these talks are underway, and they will surely take a long time, Southern European states will be expected to put their house in order. This will involve public spending cuts and tax hikes across the board, but these states will also have to undertake structural reforms to reduce costs. Reduce labour costs, that is. Make the labour market more flexible. Cut wages and pensions in public and private sectors. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;But will they take the bitter medicine? And should they? As the footage of Greek demonstrations was shown on TV, one Greek woman insisted in the background: "We want to live, not survive." In the greater scheme of things, we might condemn those lazy Greeks. They will have to work harder, just like the Germans - and the Eastern Europeans, Indians and Chinese.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;But nowadays new ideas are circulating. Not that they have any chances of becoming reality any time soon, but they challenge the way we are used to seeing things. Dani Rodrik's proposal to establish a &lt;a href="http://lightcapsule.blogspot.com/2009/06/dilemmas-of-globalization-and.html"&gt;more flexible system&lt;/a&gt;, which allows countries to "opt out", would potentially lead to more segmented financial and product markets. Martin Wolf also hinted at the possibility of inherent flaws in the system by asking &lt;a href="http://blogs.ft.com/martin-wolf-exchange/2010/05/04/must-large-capital-inflows-always-end-in-crisis/"&gt;why countries with large current account deficits always end up in crisis&lt;/a&gt;. In his new book &lt;i&gt;the &lt;a href="http://www.ft.com/cms/s/2/5454f5c2-532e-11df-813e-00144feab49a.html"&gt;Enigma of Capital&lt;/a&gt;,&lt;/i&gt; David Harvey argues that the "surplus capital" should be put to better uses than roaming freely and violently around the world. More on that when I finish the book.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;I don't have a conclusion here, so no use trying to come up with a fancy but empty sentence. To be continued.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-8189109589031499493?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/8189109589031499493/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=8189109589031499493' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8189109589031499493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/8189109589031499493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/crisis-in-eurozone-i-never-thought-our.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-2437048699123053622</id><published>2010-05-08T21:31:00.000+03:00</published><updated>2010-09-08T23:12:11.585+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Astrology'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Akrep gibiymişim kardeşim&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Yazdım ya yukarıya Eurozone yazısını, artık asıl konuya gelebilirim. Üstelik ismimi de kaldırdım blogdan, çünkü iş başvuruları yapıyorum. Böyle her şeyi bilmesin müstakbel patronum/kayınvalidem vb. (Cevdet Bey'in dediği gibi, hayatta iki amaç vardır, iyi bir iş ve iyi bir eş. Bir akrep burcu için ikisi de pek önemlidir.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Çok sayıda internet sitesinin oy çokluğuyla aldığı karara göre yükselen burcum akrepmiş. (Biri bana karar almakla karar vermek arasındaki farkı açıklasın.) Tam doğum saatimi bilmediğimden hata marjı koydum, her şekilde akrep gibiyim. Yani nasıl benimsedim yeni burcumu, nasıl sevdim anlatamam. Resmen üç boyutlu hissettim kendimi. Hiç öyle görünmesem de (aşkolsun Başak!) gizemli, ketum, seksiymişim (tüm bunları görünmeyip olmak tabii ayrı bi başarı). Evet öyleymişim! Üstelik inatçıymışım, kıskançmışım, şüpheciymişim, hırslıymışım, olayları siyah-beyaz görürmüşüm falan feşmekan. Uyuz biriymişim yani. Masum değiliz hiç birimiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hahayt. Bundan böyle düşünerek atın adımlarınızı, elbet bir gün mutluluktan yana alırız payımızı. Hayır İclal Aydın değilim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-2437048699123053622?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/2437048699123053622/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=2437048699123053622' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2437048699123053622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/2437048699123053622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/akrep-gibiymisim-kardesim-yazdm-ya.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-5424084850355510010</id><published>2010-05-05T00:14:00.005+03:00</published><updated>2010-09-08T23:12:11.587+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Poems'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Dürüst olmak gerekirse&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Birisi derse dürüst olmak gerekirse &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Anla ki seveceğin bir şey duymayacaksın&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ama diyen yine de diyeceğini diyecek&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bazen düşünüyorum &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Benim bu bulup şaşırdıklarımı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Çoktan birileri düşünmüştü de&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Sözünü etmeye gerek bile duymamıştı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bazılarını ben de düşünmüştüm&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Sözünü dahi etmiştim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Belki aramaya devam etsem sürekli&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Seni bile şaşırtabilirim günün birinde&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ama bu ihtimali unutacağız ikimiz de&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Senin sabrın yok&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Benim cesaretim&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Dürüst olmak gerekirse&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;(Ki bu girizgaha da hiç gerek yok aslında)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ben bütün gün dolaşmak, okumak, yazmak&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Akşamları da seni görmek isterdim.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34466658-5424084850355510010?l=lightcapsule.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://lightcapsule.blogspot.com/feeds/5424084850355510010/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34466658&amp;postID=5424084850355510010' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5424084850355510010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34466658/posts/default/5424084850355510010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://lightcapsule.blogspot.com/2010/05/durust-olmak-gerekirse-birisi-derse.html' title=''/><author><name>lightcapsule</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34466658.post-3537857546358909303</id><published>2010-04-24T15:05:00.007+03:00</published><updated>2010-09-08T23:11:02.546+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Morals'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Cynicism and naivete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Real world'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='English'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;Welcome and unwelcome difficulties&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;I read Alain de Botton's &lt;i&gt;Consolations of Philosophy&lt;/i&gt; a couple of weeks ago, and there he said that anger isn't an irrational power that comes over us, boils our blood and blinds our reason, but it's actually an emotion sparked by a thought, a rational assumption: That life and people should be easier and fairer and better. And as we learn more about the world and how it is not in fact that easy or fair or good, we will cease to be angry and try to summon the power to live with what we can't change. (To his credit, de Botton also realizes that aqueducts wouldn't have been built without discontent with the status quo. But he argues that we should discern between the things we can change and those we can't to put an end to futile discontent.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;When they see me angry or disappointed, people tell me that such is life. And I &lt;i&gt;know&lt;/i&gt; that any project or relationship is so much more difficult than it seems when you start it. Last weekend I played scrabble with some friends at the Heath and I realized how you might have the perfect word on your rack, but everybody is trying to get their word out there and you may not find a place on the board for the ideal, and if you want to keep playing, you have to come up with another solution, no matter how &lt;i&gt;unideal&lt;/i&gt; it is.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;But then there must be a border between what is normal and should be expected and what is unacceptable. As I grow up, that border moves out for me and I realize how much work everything entails and I'm not entitled to anything, but the border is still, and always, there. And that border is crossed when somebody doesn't play by the rules. I know there is no single set of rules (or &lt;i&gt;values, &lt;/i&gt;yes), but I still believe that we should hold on to whatever sense of fairness and justice we have and not let it vanish. We should trust our gut feeling and be prepared to stand our ground despite any practical concern or fear. Such situations call for fighting, not staying silent or adjusting.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;The welcome difficulty of getting over the unwelcome obstacle.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:me
